En son
Haber
11 Mayıs 2026
COP31'e Doğru: Ankara Medipol Üniversitesi'nde iklim ve sağlık paneli
Daha fazla bilgi için
Haber
09 Mayıs 2026
COP31'e doğru: BM Türkiye, Dirençli şehirleri iklim gündeminin önceliği olarak vurguladı
Daha fazla bilgi için
Haber
07 Mayıs 2026
BM Türkiye Mukim Koordinatöründen İstanbul Uluslararası Su Forumu’nda su verimliliği için acil küresel eylem çağrısı:“Doğru yolda değiliz”
Daha fazla bilgi için
En son
Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Pakistan affirmed its commitment to the 2030 Agenda for Sustainable Development by adopting the Sustainable Development Goals (SDGs) as its own national development agenda through a unanimous National Assembly Resolution in 2016. Since then, the country has made considerable progress by mainstreaming these goals in national policies and strategies and developing an institutional framework for SDGs implementation in Pakistan. SDG support units have been established at federal and provincial levels with the planning institutions (Ministry of Planning Development and Special Initiatives and Provincial Planning and Development Departments) to guide SDGs implementation and monitoring it progress. In 2018, the Government designed and approved a National SDGs Framework that envisages a national vision to prioritize and localize SDGs. Localized provincial SDG Frameworks are being formulated. The focus of the government is on mainstreaming SDGs in planning processes, ensuring strong monitoring and reporting on SDGs, ensuring public financial allocations are aligned to SDGs and alternate financing modalities are being explored, and to benefit from use of technology to accelerate progress towards SDGs.
Haber
11 Mayıs 2026
COP31'e Doğru: Ankara Medipol Üniversitesi'nde iklim ve sağlık paneli
Ankara Medipol Üniversitesi, Birleşmiş Milletler Türkiye’nin katılımıyla “Tek Sağlık ve İklim-Sağlığın Geleceği: Halk Sağlığı ve İklim Değişikliği” başlıklı bir panele ev sahipliği yaptı. Panelde öğrenciler, akademisyenler ve halk sağlığı uzmanları; Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 süreci kapsamında gençlerin katılımı, çok taraflı iş birliği ve ortak iklim eylemi konularını ele aldı.Ankara Medipol Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tolga Tolunay’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde, iklim değişikliğinin halk sağlığı üzerindeki artan etkileri ile insan, hayvan ve çevre sağlığının birbirine bağlı olduğunu kabul eden “Tek Sağlık” yaklaşımının önemi üzerinde duruldu.Prof. Dr. Tolunay, dayanıklı sağlık sistemlerinin Tek Sağlık yaklaşımının merkezinde yer aldığını belirterek, küresel risklere karşı zamanında müdahale ve koordineli eylemin önemini vurguladı.Panelde Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde A. Ahonsi, Dünya Sağlık Örgütü’nden (WHO) Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Tufan Nayır ve Ankara Medipol Üniversitesi’nden Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Funda Kocaay yer aldı.Öğrencilere hitap eden Dr. Ahonsi, gençlerin iklim çözümlerinin şekillendirilmesinde ve dayanıklılığın güçlendirilmesinde merkezi bir role sahip olduğunu ifade etti.“Gençler yalnızca katılımcılar değil; aynı zamanda değişimin öncüleridir,” diyen Dr. Ahonsi, öğrencileri iklim savunuculuğu, yenilikçilik ve toplum temelli çözümlerde aktif rol almaya çağırdı.Gençlerin karar alma süreçlerine anlamlı biçimde dahil edilmesinin önemine dikkat çeken Dr. Ahonsi, “Gençlerin yalnızca izleyici olarak değil, karar alma masasında da yer alması gerekiyor. Fikirleri ciddiye alınmalı ve politikalara yansıtılmalıdır,” dedi.COP31 hazırlıklarına değinen Dr. Ahonsi, gençlerin iklim tartışmalarının merkezine yerleştirilmesine yönelik çabaları memnuniyetle karşıladığını belirtti.“Genç iklim elçilerinin güçlendirilmesiyle Türkiye, gençleri iklim eyleminin merkezine yerleştirme ve gelecek nesillerin sesinin ortak geleceğimizi şekillendirmesini sağlama konusunda güçlü bir liderlik ortaya koyuyor,” ifadelerini kullandı.Dr. Ahonsi ayrıca iklim kriziyle mücadelede bilgi, yenilikçilik ve iş birliğinin önemine dikkat çekti.“Bu on yılın belirleyici sorusu hız — ve adalettir. Geçişin ne kadar hızlı gerçekleşeceğini ve bundan kimin fayda sağlayacağını sizin kuşağınız belirleyecek,” dedi.Öğrencileri BM Türkiye’nin çalışmalarını takip etmeye ve iklim çözümlerine aktif katkı sunmaya davet eden Dr. Ahonsi, “Değişim, ortak çalışmanın gücüne inandığımız ve hep birlikte harekete geçtiğimizde gerçekleşecektir,” dedi.Panel sırasında Doç. Dr. Tufan Nayır, Dünya Sağlık Örgütü’nün Tek Sağlık yaklaşımını uyarlanabilir bir çerçeve olarak ele aldığını belirterek, küresel risklerin tüm ülkeleri etkilediğini ancak her ülkenin kendi koşullarına göre farklı önceliklere ve eylem alanlarına ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Nayır, Türkiye’de WHO’nun, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) dahil olmak üzere BM ortakları ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile yakın iş birliği içinde çalışarak Tek Sağlık yaklaşımını kurumsallaştırmaya yönelik mekanizmaları güçlendirdiğini söyledi.Doç. Dr. Funda Kocaay ise ekosistemlerin derin bir şekilde birbirine bağlı olduğunu vurgulayarak, hastalıkların önlenmesi ve halk sağlığı hazırlığının güçlendirilmesi için kurumlar ve paydaşlar arasında iletişim ve bilgi paylaşımının artırılmasının kritik önem taşıdığını belirtti. Kocaay ayrıca, halk sağlığı sorunlarına karşı en etkili çözümün önleme olduğunu ifade etti.Tartışmalar boyunca panelistler, iklim-sağlık ilişkisini ele almak için çok taraflılık, iş birliği ve iyi uygulama örneklerinin paylaşımının önemine dikkat çekti. İklim eyleminin sağlık açısından ortak faydaları ile hazırlık, dayanıklılık ve kapsayıcı katılım konuları da öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.Etkinlik, BM Türkiye’nin COP31 yolunda iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma ve çok taraflı iş birliğinin geleceği konularında üniversiteler ve gençlerle sürdürdüğü etkileşimin bir yansıması oldu. Öğrenciler, soru-cevap bölümleri ve panelistlerle yapılan etkileşimler aracılığıyla iklim dayanıklılığı, halk sağlığı ve sürdürülebilir çözümler konularında görüş ve önerilerini paylaştı.
1 of 5
Haber
09 Mayıs 2026
COP31'e doğru: BM Türkiye, Dirençli şehirleri iklim gündeminin önceliği olarak vurguladı
Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, 8-9 Mayıs 2026 tarihlerinde Hatay’da düzenlenen “Türkiye’nin COP31’e Giden Yolu: Dirençli Şehirler Programı'nda yaptığı konuşmada, “Kentsel dirençlilik, küresel ölçekte en maliyet etkin iklim yatırımlarından biridir” dedi. Ahonsi, Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde iklim dirençli kentsel dönüşümün ele alındığı ve bakanlar, uluslararası kuruluşlar ile kalkınma ortaklarını bir araya getiren “Asrın Felaketinden Sürdürülebilir Şehirlerin İnşasına” başlıklı Yüksek Düzey Özel Oturum’da konuştu.Program, hükümet temsilcileri, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar, finans kuruluşları, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerini dirençli, kapsayıcı ve düşük karbonlu kentleşme modellerini ele almak üzere bir araya getirdi. COP31’in “Diyalog – Uzlaşı – Eylem” vizyonu doğrultusunda düzenlenen etkinlikte, şehirlerin artan iklim ve afet risklerine karşı dayanıklılığını güçlendirecek iş birliği ve uygulanabilir çözümler ön plana çıktı.COP31 Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum dirençli şehirlerin uluslararası iklim gündeminin temel başlıklarından biri haline gelmesi gerektiğini vurguladı. “Dirençli şehirlerin desteklenmesini COP31’de küresel iklim gündeminin ana önceliklerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz” diyen Kurum, yeşil bina standartlarının, dirençli altyapının ve iklim finansmanı mekanizmalarının güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.Kurum ayrıca iklim değişikliğinin artık yalnızca çevresel bir mesele olmadığını, insan güvenliğini, ekonomileri ve günlük yaşamı doğrudan etkileyen küresel bir sorun haline geldiğini ifade etti. Deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmalarına değinen Kurum, Türkiye’nin enerji verimliliği, sürdürülebilirlik, Sıfır Atık yaklaşımı ve iklim dirençli şehir planlaması temelinde ilerlediğini belirtti.Konuşmasında şehirlerin “risk, kırılganlık ve fırsatın kesişim noktasında” bulunduğunu ifade eden Ahonsi, yerelde uygulanabilir ve finansmanı mümkün iklim çözümlerine ihtiyaç olduğunu söyledi. Ahonsi, Şubat 2023 depremlerinin ardından yürütülen toparlanma ve yeniden inşa çalışmalarının, uzun vadeli dirençliliği güçlendirirken iklim eylemini hızlandırmak için önemli bir fırsat sunduğunu vurguladı.Ahonsi ayrıca dirençli şehir dönüşümünün “tüm hükümetin, tüm toplumun ve tüm BM sisteminin” ortak yaklaşımını gerektirdiğini belirterek, ulusal ve yerel yönetimler, toplumlar, özel sektör ve uluslararası ortaklar arasında daha güçlü koordinasyon çağrısında bulundu.BM Mukim Koordinatörü ayrıca “Enerji Verimliliği: Verimlilikten Sürdürülebilirliğe – Şehirlerde Enerji Dönüşümü” paneline de katılarak, afet sonrası yeniden inşa süreçlerinin net sıfır şehirler hedefi doğrultusunda nasıl kritik bir hızlandırıcı rol oynayabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ahonsi, Türkiye’nin deprem bölgesindeki toparlanma deneyiminden çıkarılan derslerin bu dönüşüm açısından önemli olduğunu ifade etti.Hatay’daki program kapsamında uyum, dirençli altyapı, enerji dönüşümü ve düşük karbonlu şehirler başlıklarında tematik oturumlar düzenlendi. Sürdürülebilir ulaşım ve yenilenebilir enerji entegrasyonundan afetlere dayanıklı altyapı ve iklim duyarlı şehir yönetimine kadar birçok konu ele alındı.Forum, BM-Habitat İcra Direktörü Anacláudia Rossbach’ın da aralarında bulunduğu üst düzey BM temsilcilerini bir araya getirdi. Rossbach, Türkiye’nin deprem sonrası toparlanma çalışmalarını dirençlilik ve büyük ölçekli yeniden inşa açısından önemli bir küresel örnek olarak değerlendirdi.Foruma ayrıca Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisi (UNDRR), Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden (UNFCCC) temsilcileri bir araya getirerek, iklim dirençli kentsel dönüşüm için eşgüdümlü çok taraflı eylemin önemini ortaya koydu.Etkinlik, katılımcı ülkelerin iklim dirençli kentsel dönüşümü ilerletme, karma ve iklim finansmanı araçlarıyla yatırımları artırma, şehirlerde enerji dönüşümünü hızlandırma ve doğa temelli çözümleri teşvik etme taahhüdünde bulunduğu Hatay Deklarasyonu’nun kabul edilmesiyle sona erdi. Deklarasyonda “politikadan uygulamaya, toparlanmadan dönüşüme ve küresel taahhütlerden yerel eyleme geçiş” çağrısı yapılırken, metnin Mayıs 2026’da Bakü’de düzenlenecek 13. Dünya Kent Forumu’na (WUF13) ve Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’e resmi katkı olarak sunulacağı belirtildi.
1 of 5
Haber
07 Mayıs 2026
BM Türkiye Mukim Koordinatöründen İstanbul Uluslararası Su Forumu’nda su verimliliği için acil küresel eylem çağrısı:“Doğru yolda değiliz”
Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Babatunde Ahonsi, İstanbul Uluslararası Su Forumu’nda bir araya gelen küresel liderlere hitaben yaptığı konuşmada, “Doğru yolda değiliz” uyarısında bulunarak, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşabilmek için su verimliliği konusunda acil ve ölçeklendirilmiş küresel eylem çağrısında bulundu.İstanbul Uluslararası Su Forumu kapsamında düzenlenen su verimliliği konulu üst düzey panelde konuşan Ahonsi, Temiz Su ve Sanitasyon Amaçlı Sürdürülebilir Kalkınma Amacı olan SKA 6’ya yönelik ilerlemenin, 2030 hedeflerine ulaşılabilmesi için altı kat hızlandırılması gerektiğini vurguladı. Ahonsi, özellikle Akdeniz gibi iklim değişikliğinden yoğun şekilde etkilenen bölgelerde su stresinin giderek daha acil bir sorun haline geldiğine dikkat çekti.Panel; üst düzey kamu yetkililerini, Birleşmiş Milletler temsilcilerini ve uluslararası uzmanları bir araya getirerek su verimliliğinin iklim direnci, sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik istikrar açısından oynadığı rolü ele aldı.Oturumun açılışında konuşan Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, suyun artık yalnızca bir doğal kaynak değil; gıda güvenliği, enerji sistemleri, halk sağlığı ve ekosistemlerin temel dayanaklarından biri olduğunu belirtti. Gizligider, daha güçlü politika uygulama araçlarına, döngüsel yaklaşımlara ve sektörler arası koordinasyona ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.Katılımcılar, su verimliliğinin iklim değişikliğiyle mücadelede ve sürdürülebilir kalkınmanın ilerletilmesinde en güçlü araçlardan biri olduğu konusunda görüş birliğine vardı. “Daha az suyla daha fazla değer üretmenin”, su, gıda, enerji ve ekosistemler arasındaki bağlantıyı merkeze alan geleceğin politikalarının temelinde yer alması gerektiği vurgulandı.Ahonsi ayrıca, SKA 12 ile bağlantılı daha geniş bir “tüketim krizine” dikkat çekerek, sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim modellerinin su kıtlığını derinleştirdiğini söyledi. Su yönetiminde arz odaklı yaklaşımdan talep yönetimine geçilmesi gerektiğini belirten Ahonsi, yeniden kullanım, geri dönüşüm ve geri kazanım uygulamalarıyla döngüselliğin su yönetiminin merkezine yerleştirilmesi çağrısında bulundu.Panel boyunca konuşmacılar, su verimliliğinin artık yalnızca teknik bir konu olmadığını; entegre çözümler gerektiren sistemsel bir mesele haline geldiğini vurguladı.Viorel Gutu, tatlı su kaynaklarının büyük bölümünün kullanıldığı tarım sektöründe su kullanımının iyileştirilmesi için altyapı, inovasyon, iklim uyumu ve yönetişim alanlarında koordineli yatırımlar gerektiğini ifade etti.Zehra Zümrüt Selçuk ise kurumsal kapasite, güvenilir veri ve ortak göstergelerin önemine dikkat çekerek, özellikle İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinde suya olan talebin artmaya devam ettiğini ve su kaynaklarının eşitsiz dağıldığını belirtti.Joan Borrell, verimliliği “hedeflerle gerçeklik arasındaki köprü” olarak tanımlayarak, mevcut çözümlerin ölçeklenebilmesi için daha güçlü siyasi irade, finansman ve iş birliği gerektiğini vurguladı.Yerel düzeyde yürütülen çalışmalar da dönüşümün kritik unsurlarından biri olarak öne çıktı. Fatma Şahin, Gaziantep’in hızlı nüfus artışı, sanayi talebi, deprem ve yerinden edilme gibi çok katmanlı krizler karşısında dayanıklılığını nasıl güçlendirdiğini paylaştı. Şahin, altyapı yatırımları, su kayıplarının azaltılması ve veri temelli planlama sayesinde kentin arıtma kapasitesini önemli ölçüde artırdığını ve daha az suyla daha fazla değer üretmeye odaklandığını belirtti.Ulusal düzeyde ise Afire Sever, Türkiye’nin havza bazlı planlama, su açığı bulunan alanların belirlenmesi ve sektörler arası hedefli uygulamalarla yürüttüğü su verimliliği seferberliğini anlattı. Farkındalık kampanyaları ve sanayiye yönelik rehberlerin de bu süreci desteklediğini ifade etti.İnovasyon ve dijital dönüşüm de çözümün temel unsurları arasında gösterildi. Alain Meyssonnier, öngörü modelleri ve gerçek zamanlı izleme sistemlerinin su kayıplarını azaltmadaki rolüne dikkat çekerek, entegre veri yönetişimi sistemlerinin önemini vurguladı.Konuşmacılar ayrıca su, atık ve tüketim modelleri arasındaki güçlü bağlantılara dikkat çekti. Lara van Druten, özellikle gıda ve tekstil sektörlerinin su kaynakları üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek döngüsel ekonomi yaklaşımlarının önemini vurguladı.Tartışmalar boyunca öne çıkan ortak mesaj, su verimliliğinin iklim eylemi ve sürdürülebilir kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak tüm sektörlere ve yönetişim seviyelerine entegre edilmesi gerektiği oldu.Katılımcılar, 2026 BM Su Konferansı ve Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e giden süreçte, su verimliliğinin yeşil dönüşüm için en hızlı ve maliyet etkin çözümlerden biri olduğunu vurguladı.“Ölçemediğimizi yönetemeyiz” diyen Ahonsi, 2030 hedeflerine yönelik gerçek ilerlemenin sağlanabilmesi için ölçülebilir, doğrulanabilir ve ölçeklenebilir çözümlere ihtiyaç olduğunu belirtti.Forum, diyaloğun uygulamaya dönüşmesi çağrısıyla sona erdi. Katılımcılar; daha güçlü yönetişim, artırılmış yatırımlar ve sürdürülebilir siyasi kararlılığın, hedeflerin somut etkiye dönüşmesi açısından kritik önemde olduğu konusunda mutabık kaldı.Küresel ölçekte su stresi giderek artarken, İstanbul’dan verilen mesaj netti: Su verimliliği yalnızca çözümün bir parçası değil; daha dirençli ve sürdürülebilir bir geleceğin temelidir.
1 of 5
Haber
30 Nisan 2026
HUMUN 2026’da COP31'e doğru BM Mukim Koordinatörü gençleri iklim eylemine dahil olmaya çağırdı
BM Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi Hacettepe Üniversitesi Model Birleşmiş Milletler Konferansı’nın (HUMUN 2026) açılışında “Model Birleşmiş Milletler’e (MUN) katılmayı seçerek, dünyada yaşanan tüm zorluklara rağmen her şeyin daha iyiye gidebileceğine hâlâ inandığınızı ve Birleşmiş Milletler’in (BM) barışı ilerletmek ve insanlık için daha iyisini yapmak üzere ülkelerin bir araya geldiği bir platform olmaya devam ettiğini gösteriyorsunuz,” dedi.Konferans, Türkiye’nin dört bir yanından ve uluslararası katılımcılar da dahil olmak üzere yaklaşık 1.000 lise ve üniversite öğrencisini bir araya getirerek HUMUN 2026’yı Türkiye’de düzenlenen en büyük Model Birleşmiş Milletler konferansı haline getirdi. Açılış konuşmasını yapan Dr. Ahonsi, organizasyon ekibini ve katılımcıları tebrik ederek, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde diyalog, iş birliği ve çok taraflılığın önemine dikkat çekti ve gençlerin daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir geleceğin şekillendirilmesindeki kritik rolünü vurguladı.Dr. Ahonsi, artan küresel belirsizlik ortamında diyalog, iş birliği ve çok taraflılığın önemini vurguladı. Öğrencilere hitaben gençlerin geleceği şekillendirme ve uluslararası iş birliğini sürdürmedeki kritik rolünün altını çizdi.“Burada sadece bir konferansa katılan kişiler değilsiniz. Çok taraflılığın soyut bir kavram değil, hâlâ ona inanan insanlar tarafından yaşatılan canlı bir fikir olduğunu hatırlatıyorsunuz” dedi.Dr. Ahonsi “Dünyanın daha fazla gürültüye değil, daha fazla anlayışa ihtiyacı var. Diplomasi, tartışmaları kazanmak değil, birlikte ortak bir yol bulmaktır. Burada bulunarak diyaloğun hâlâ mümkün olduğunu ve önemli olduğunu gösteriyorsunuz,” diye ekledi. Açılış töreninin ardından, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve MUN topluluğu danışmanı Dr. Azer Sumbas moderatörlüğünde COP31 ve iklim eylemi üzerine üst düzey bir panel düzenlendi. Panelde BM Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi’nin yanı sıra, Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Güvenlik Dairesi Başkanı ve COP29 Başmüzakereci Yardımcısı Sayın Samir Becanov ile Türkiye Cumhuriyeti Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İklim Değişikliği Başkanlığı Başkan Yardımcısı Sayın Orhan Solak yer aldı.Paneldeki tartışmalarda Dr. Ahonsi, COP31’in iklim eylemini doğrudan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile ilişkilendiren bir uygulama platformu olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.“COP31’i SKA’lardan ayrı düşünemeyiz. BM olarak bizim bakış açımıza göre COP'lar, sürdürülebilir kalkınmaya yönelik 2030 Gündemi’ni ilerletmek için bir platform. Çünkü SKA amaçlarından biri olan İklim Eylemi, yoksulluğun azaltılması, gıda güvenliği, düşük karbonlu sanayileşme, sağlık, enerji ve ekonomik dayanıklılık ile doğrudan bağlantılıdır,” dedi.Ahonsi ayrıca Ebola, SARS, Zika ve COVID-19 gibi zoonotik hastalıkların artan tehdidine dikkat çekerek, çevresel bozulma ve ekosistemlerin tahribatının küresel sağlık risklerini artırdığını ve entegre çözümlere duyulan acil ihtiyacı ortaya koyduğunu belirtti.Gençlerin iklim eylemindeki rolüne dikkat çeken Dr. Ahonsi, katılımcıları çözüm üretme süreçlerine aktif olarak katılmaya çağırdı. Küresel iklim yönetişiminde gençlerin artan rolüne işaret ederek, Avustralya’dan COP31 Gençlik İklim Şampiyonu Sally Higgins ile Türkiye’den COP31 İklim Yüksek Düzey Şampiyonu Samed Ağırbaş’ın bu rolün somut örnekleri olduğunu belirtti. Öğrencileri yenilikçi çözümlerin bir parçası olmaya, bu çözümleri kendi topluluklarında denemeye ve döngüsel ekonomi ile sıfır atık gibi sürdürülebilir yaşam tarzlarını benimsemeye teşvik etti.Mukim Koordinatör “Gelişen yeniliklerin bir parçası olun. Görmek istediğiniz değişimin kendisi olun,” diye öğrencilere seslendi. COP29 Başmüzakereci Yardımcısı Samir Becanov, COP29’un önemli sonuçlarına değinerek, İklim Finansmanına İlişkin Yeni Kolektif Sayısallaştırılmış Hedef üzerinde varılan anlaşmayı dönüm noktası niteliğinde bir başarı olarak nitelendirdi. Ayrıca Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kapsamında uluslararası karbon piyasalarının tam olarak işler hale getirilmesi için gerekli uygulama rehberlerinin tamamlanmasını önemli bir teknik ilerleme olarak vurguladı. Bakü’de 50’den fazla kararın alındığını belirten Becanov, her COP’un bir öncekine dayanarak ilerlediğini ve COP30’un da COP29 kararları üzerine inşa edildiğini ifade etti.Orhan Solak ise Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapma motivasyonunun küresel uygulama açığını kapatmak olduğunu vurgulayarak, “COP31 bir dönüm noktası olacak,” dedi ve Türkiye’nin kendisini bölgesel ve küresel ölçekte bir iklim eylemi merkezi olarak konumlandırmayı hedeflediğini belirtti.Solak, sürdürülebilir ve iklim dirençli tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi, küçük ölçekli çiftçilerin desteklenmesi ve su kıtlığı ile kuraklık risklerinin ele alınmasının Türkiye’nin öncelikleri arasında yer aldığını ifade etti. Bu zorlukların, dünyanın iklim değişikliğine en hassas bölgelerinden biri olan Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye için özellikle kritik olduğunun altını çizdi.Gençlerin sürece katılımının önemine dikkat çeken Solak, gençlerin COP31’in belirleyici unsurlarından biri olacağını ve Türkiye’nin genç iklim elçilerinin bu süreçte aktif rol üstleneceğini belirtti. Türkiye’nin gençleri iklim eyleminde eşit ve aktif ortaklar olarak gördüğünü vurguladı.HUMUN 2026, önümüzdeki günlerde iklim müzakerelerinden dijital yönetişime, insan haklarından uluslararası güvenliğe kadar uzanan küresel konularda simülasyonlar ve tartışmalarla devam edecek; genç katılımcılara karmaşık küresel meselelerle etkileşim kurma ve geleceğin liderleri için gerekli becerileri geliştirme fırsatı sunacak.
1 of 5
Haber
21 Nisan 2026
Yeni BM Genel Sekreteri kim olacak?
Birleşmiş Milletler’in onuncu Genel Sekreteri’nin seçimi için süreç resmen başladı. Ocak 2027’de göreve başlayacak yeni liderin, küresel diplomasinin yönünü, krizlere verilen yanıtları ve çok taraflı sistemin geleceğini şekillendirmesi bekleniyor.Neden önemli?Seçim süreci, uluslararası toplumun gündeminde önemli soruları da beraberinde getiriyor:Yeni Genel Sekreter hangi ülkeden olacak?BM tarihinde ilk kez bir kadın lider seçilecek mi?Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri, artan küresel gerilimler ortamında uzlaşı sağlayabilecek mi?Genel Sekreterin rolüGenel Sekreter, Birleşmiş Milletler’in en üst düzey idari yetkilisi ve baş diplomatı olarak:BM Sekretaryasını ve küresel operasyonları yönetir,Uluslararası barışı tehdit eden konuları Güvenlik Konseyi’nin gündemine taşır,Arabulucu, savunucu ve küresel krizlerde kamuoyunun sesi olarak hareket eder,Üye Devletlerin aldığı kararların uygulanmasını sağlar.Takvim nasıl işleyecek?Mevcut Genel Sekreter António Guterres’in görev süresi 31 Aralık 2026’da sona eriyor. Yeni liderin 1 Ocak 2027’de göreve başlaması bekleniyor.Süreç şu şekilde ilerliyor:Kasım 2025: Üye Devletlerden aday göstermeleri istendi1 Nisan 2026: Adaylıklar için son tarihti21–22 Nisan 2026: Adaylar, Üye Devletler ve sivil toplum tarafından “etkileşimli diyaloglar” kapsamında kendilerini ifade ediyorlarTemmuz 2026 sonu: Güvenlik Konseyi adayları kapalı oturumda değerlendiriyor2026 sonu: Genel Kurul atamayı resmileştiriyorUygulamada nihai karar genellikle Ağustos–Ekim ayları arasında netleşiyor.Adaylar kimler?Şu ana kadar dört aday resmen gösterildi:Michelle Bachelet (Şili)Rafael Grossi (Arjantin)Rebeca Grynspan (Kosta Rika)Macky Sall (Senegal)Adaylar genellikle diplomatlar, eski başbakanlar, BM içinden isimler ve üst düzey uluslararası figürler arasından seçiliyor.Süreç nasıl işliyor?Genel Sekreter, BM Şartı’nın 97'inci maddesi uyarınca, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine 193 üyeli Genel Kurul tarafından atanıyor.Bir adayın seçilebilmesi için:Güvenlik Konseyi’nde çoğunluk desteği alması,Daimi üyelerden (Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık, ABD) herhangi birinin vetosuna takılmaması gerekiyor.Konsey içinde yapılan gayriresmî “deneme oylamaları”, adayların destek durumunu ölçmek için kritik rol oynuyor.Bölgesel ve siyasi dengelerResmî bir bölgesel kota bulunmamakla birlikte, bazı çevreler Latin Amerika’nın sırasının geldiğini savunuyor. Bu da mevcut adayların çoğunun bu bölgeden gelmesini açıklıyor.Ayrıca Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin vatandaşları aday gösterilmiyor.İlk kadın Genel Sekreter mümkün mü?BM’nin kuruluşundan bu yana geçen 80 yılda dokuz Genel Sekreter görev yaptı, ancak hiçbiri kadın olmadı.Üye Devletler kadın aday göstermeye teşvik edilse de, cinsiyet resmî bir seçim kriteri değil. Nihai karar yine büyük ölçüde Güvenlik Konseyi’ndeki siyasi dengelere bağlı.Zorlu bir diplomatik süreçGazze, Ukrayna ve İran gibi krizlerde Güvenlik Konseyi içinde yaşanan görüş ayrılıkları, daimi üyeler arasında uzlaşı sağlamanın ne kadar zor olabileceğini gösteriyor.Bu nedenle yeni Genel Sekreterin seçimi, sadece bir liderlik değişimi değil, aynı zamanda çok taraflı sistemin geleceği açısından kritik bir sınav olarak görülüyor.Önceki Genel SekreterlerYeni lider, aralarında Kofi Annan ve Ban Ki-moon gibi isimlerin bulunduğu dokuz Genel Sekreterin ardından göreve gelecek.Birleşmiş Milletler’in ilk Genel Sekreteri Norveçli Trygve Lie olmuştu.Yeni Genel Sekreterin kim olacağı, yalnızca Birleşmiş Milletler’in değil, küresel yönetişimin geleceğini de belirleyecek önemli bir dönüm noktası olacak.
1 of 5
Basın Duyurusu
11 Mart 2026
Sadece her 7 ülkeden 1’i bir kadın tarafından yönetiliyor
IPU ve UN Women tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2026” Haritasına göre, dünya genelinde kadınlar siyasi liderlikte büyük ölçüde yetersiz temsil edilmeye devam ediyor ve kararlar hala büyük ölçüde erkekler tarafından alınıyor. 2026 itibarıyla yalnızca 28 ülke bir kadın Devlet ya da Hükümet Başkanı tarafından yönetiliyor. Buna karşılık 101 ülkede bugüne kadar hiç kadın lider görev yapmadı. IPU ve UN Women tarafından hazırlanan “Siyasette Kadın 2026” haritası, 11 Mart 2026’da 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında düzenlenen bir etkinlikte tanıtıldı.Kadınlar siyasi liderlikten dışlanması, barış, güvenlik ve ekonomik alanlardaki kararların kadınların deneyimi ve bakış açısı olmadan alınmasına yol açıyor. Yeni küresel veriler, özellikle yürütme organlarında kadınların siyasi liderliğinde ilerlemenin duraksadığını ve bazı durumlarda geriye gidiş yaşandığını gösteriyor.IPU ve UN Women verilerinin öne çıkan bulguları:Kadınlar dünya genelinde kabine bakanlıklarının yalnızca yüzde 22,4’ünü elinde bulunduruyor. Bu oran 2024’te yüzde 23,3’tü. Bu, yıllardır süren kademeli ilerlemenin ardından bir gerilemeye işaret ediyor.14 ülke, kabinelerinde eşitliği sağlamayı başardı; bu durum eşit temsilin mümkün olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 8 ülkede hala hiç kadın bakan bulunmuyor.Kadınlar dünya genelinde parlamentolardaki sandalyelerin yüzde 27,5’ini elinde bulunduruyor. Bu oran 2025’te yüzde 27,2 idi. Sadece 0,3 puanlık artış, 2017’den bu yana kaydedilen en yavaş büyümenin ikinci yıl üst üste yaşandığını gösteriyor ve kadınların siyasi karar alma gücüne erişiminin ne kadar yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor.Ocak 2026 itibarıyla dünya genelinde 54 kadın parlamento başkanı bulunuyor; bu sayı tüm parlamento başkanlarının yüzde 19,9’una karşılık geliyor. Bu oran bir önceki yıla göre yaklaşık 4 puanlık bir düşüş anlamına geliyor ve son 21 yılda kadın parlamento başkanı sayısındaki ilk azalmayı temsil ediyor.Siyasette yer alan kadınlar, hem çevrim içi hem de çevrim dışı ortamda artan şiddet ile karşı karşıya. Ankete katılan kadın parlamenterlerin yüzde 76’sı kamuoyu tarafından yıldırmaya maruz kaldığını bildirirken bu oran erkeklerde yüzde 68. Bu durum kadınların aday olması önünde bir engel teşkil ediyor ve siyasi güçte eşitliğe ilerlemeyi yavaşlatıyor.Kadınlar liderlik pozisyonlarına ulaştıklarında bile çoğu zaman geleneksel olarak sosyal sektörlerle ilişkilendirilen sınırlı sayıda alanda yoğunlaşıyor.Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bakanlıklarının yüzde 90’ını ve aile ve çocuk işlerinden sorumlu bakanlıkların yüzde 73’ünü yönetiyor. Bu durum siyasi liderlikte uzun süredir var olan toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını güçlendiriyor. Erkekler ise savunma, içişleri, adalet, ekonomi, yönetişim, sağlık ve eğitim gibi bakanlıkların neredeyse tamamını yönetmeye devam ediyor.UN Women İcra Direktörü Sima Bahous şöyle konuştu:“Küresel istikrarsızlığın arttığı, çatışmaların tırmandığı ve kadın haklarına yönelik görünür bir gerilemenin yaşandığı bir dönemde kadınların siyasi liderlikten dışlanması, toplumların karşı karşıya oldukları zorluklara yanıt verme kapasitesini zayıflatıyor. Kadınlar daha iyi kararlar alınması, çatışmaların önlenmesi ve kalıcı barışın inşası için hayati öneme sahip perspektifler ve deneyimler getiriyor. Kadınlar siyasi liderliğe tam olarak dahil olduğunda ülkeler daha istikrarlı oluyor, politikalar insanlar için daha iyi işliyor ve toplumlar dünyamızı şekillendiren krizlerle başa çıkmaya daha hazırlıklı hale geliyor.”IPU Başkanı Tulia Ackson ise şunları söyledi:“Eşit temsil ahlaki bir zorunluluktur; çünkü kadınların hayatlarını yöneten kararları şekillendirmede eşit hakları vardır. Aynı zamanda akıllıca bir tercihtir. Kurumlar, hizmet ettikleri toplumları yansıttığında daha iyi kararlar alır. Her kesimden kadının her düzeyde var olduğu ve etkili olduğu kurumlar önyargıları daha iyi tespit edebilir, daha adil çözümler geliştirebilir ve kamu güvenini daha güçlü biçimde kazanabilir.”IPU Genel Sekreteri Martin Chungong ise şöyle konuştu:“IPU, iyi tasarlanmış kotaların ve güçlü siyasi iradenin değişimi hızlandırmak ve kadınların demokratik karar alma süreçlerinde seslerinin duyulmasını sağlamak için hayati olduğuna defalarca vurgu yapmıştır. Aynı zamanda erkekler ve kadınlar siyasi kültürü dönüştürmek, kalıp yargılara meydan okumak ve temsil ettikleri toplumları yansıtan kapsayıcı parlamentolar inşa etmek için eşit ortaklar olarak birlikte çalışmalıdır.”Değişimin yavaş ilerlemesine rağmen dünyanın dört bir yanındaki kadınlar siyasi yaşamda yerlerini almak için sınırları zorlamaya devam ediyor. Ayrımcı yasalar, siyasette kadına yönelik şiddet ve kaynaklara eşitsiz erişim gibi yapısal engellerin kaldırılması ve olumsuz toplumsal normların dönüştürülmesi, önümüzdeki yıllarda kadınların siyasi liderlikte eşit temsile ulaşması için kritik önem taşıyor.Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda küresel standartları belirleyen en üst düzey hükümetler arası organı olan Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu, kadın haklarındaki gerilemenin tersine çevrilmesi için nesilde bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat sunuyor. Demokrasi, kadınlar karar alma süreçlerinde her düzeyde eşit biçimde temsil edildiğinde daha güçlü, daha adil ve daha dayanıklı olacaktır.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org turkiye.unwomen.org
1 of 5
Basın Duyurusu
06 Mart 2026
UN Women Türkiye’den 8 Mart’ta adalete erişim ve eşit haklar için çağrı
8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2026 yılı kampanyası, adalete erişimin eşit şekilde sağlanmasını kadın hakları gündeminin merkezine yerleştirmeyi amaçlıyor. Kampanya, adaletin yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmadığı, yasaların etkin biçimde uygulandığı, hesap verebilirliğin sağlandığı ve kadınların ve kız çocuklarının adalete güvenle erişebildiği bir dönüşüm için Türkiye’de “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz.” sloganı altında eylem çağrısında bulunuyor.21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasındaki hukuki eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmış değil. Çalışma hayatından kazanca, güvenlikten aile yaşamına; mülkiyetten hareket özgürlüğüne, girişimcilikten emekliliğe kadar yaşamın temel alanlarında hukuk sistemleri kadınları sistematik biçimde dezavantajlı konumda bırakabiliyor.Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik uzun süredir verilen taahhütlere karşı küresel ölçekte bir geriye gidiş yaşanırken, kadınların ve kız çocuklarının hak ihlalleri de hız kazanıyor. Mahkemelerden dijital alanlara, çatışma bölgelerinden gündelik yaşama kadar uzanan küresel bir cezasızlık kültürü bu ihlalleri besliyor. Kadınlar ve kız çocukları dünya genelinde hala eşitsizlikler ve çok boyutlu şiddet riskleriyle karşı karşıya. Kadınlar, 2026 itibarıyla dünya genelinde erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Bu durum, kadınları yaşamlarının her aşamasında ayrımcılığa, şiddete ve dışlanmaya açık hale getiriyor.Kadınlar ve erkekler arasındaki yasal eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırıldığı hiçbir ülke yok. Mevcut hızda ilerlenmesi halinde, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması 286 yıl sürecek. Ülkelerin yüzde 54’ünde tecavüzün rızayı göz önüne alan bir yasal tanımı hala bulunmuyor. Ülkelerin yüzde 44’ünde eşit değerde işe eşit ücret ilkesini destekleyen bir yasa yok. Ülkelerin 4’te 3’ünde çocuk yaşta evliliğe hala izin veriliyor. Bu durum ağırlıklı olarak kız çocuklarını etkiliyor. Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun göz ardı edildiği çatışma bölgelerinde ya da bu bölgelerin yakınında yaşayan 676 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bulunuyor ve çatışmaya bağlı cinsel şiddet son iki yılda yüzde 87 arttı. Ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar adalete erişimde erkeklerden daha fazla engelle karşılaşmaktadır. İlerleme mümkünBM Genel Sekreteri’nin “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için Adalete Erişimin Güvence Altına Alınması ve Güçlendirilmesi” raporu, ilerlemenin mümkün olduğunu ortaya koyuyor: Ülkelerin yüzde 87’si aile içi şiddete karşı yasal düzenlemeleri hayata geçirmiş durumda ve son on yılda 40’tan fazla ülke kadınlar ve kız çocukları için anayasal güvenceleri güçlendirdi. Ancak yasalar tek başına yeterli değil. Damgalama, mağdur suçlama, korku ve toplumsal baskı gibi ayrımcı sosyal normlar, hayatta kalanların sesini susturuyor ve adalete erişimi engelliyor. Bu durum, kadın cinayetleri de dahil olmak üzere en ağır şiddet biçimlerinin cezasız kalmasına yol açıyor. UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak verdiği mesajda şunları söyledi: “Kadınlar ve kız çocukları adalete erişemediğinde, ortaya çıkan zarar davaların çok ötesine geçiyor. Toplumsal güven sarsılıyor, kurumlar meşruiyetini yitiriyor ve hukukun üstünlüğü zayıflıyor. Nüfusun yarısını yüzüstü bırakan bir adalet sistemi, adaleti savunduğunu iddia edemez.”UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond ise Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak şunları söyledi: “Bu yıl odağımızı kadınlar ve kız çocuklarının temel insan haklarına ve adalete erişimine yöneltiyoruz. Kadınlar için adalete erişim yalnızca mahkemeye gidebilmek demek değildir. Haklarını bilmek ve bilgiye erişebilmek demektir. Hukuki yardım ve destek hizmetlerine engeller olmadan ulaşabilmek demektir. Haklar, kadınların ve kız çocuklarının güven içinde ve onurlu bir yaşam sürebilmesinin temelidir. Haklar hesap verebilirlik yaratır; kurumlar için açık sorumluluklar tanımlar. İşte bu nedenle kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, gençler ve akademiyle birlikte çalışmak zorundayız. Birlikte daha güçlüyüz ve daha ileri gidebiliriz.”UN Women, “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz” sloganıyla;“Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için” haklarının korunduğu ve uygulandığı, kız çocuklarının eğitime tam ve güvenli erişiminin güvence altına alındığı, çocuk yaşta evliliklerin sona erdiği, kadınların çalışma yaşamına, toplumsal hayata, karar alma mekanizmalarına ve liderliğe eşit ve tam katıldığı, kadınların siyaset ve adalet mekanizmalarında söz sahibi olduğu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin her türüne karşı güçlü koruma ve önleme mekanizmalarının hayata geçirildiği, aile, çalışma ve sağlık mevzuatının kadınlara karşı ayrımcılık içermediği, hayatta kalanları merkeze alan, önyargısız, cezasızlığa ve fail dokunulmazlığına sıfır toleransla işleyen sistemlerin kurulduğu bir gelecek çağrısında bulunuyor.Bu yıl gerçekleşecek Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (KSK70) – Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki en üst düzey hükümetlerarası organı, kadın haklarındaki geriye gidişi durdurmak ve adaleti güvence altına almak için önemli bir fırsat sunuyor.Sima Bahous konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Şimdi ayağa kalkma, görünür olma ve ses çıkarma zamanı. Haklar için, adalet için ve eylem için… Her kadının ve her kız çocuğunun güvenle yaşayabildiği, özgürce konuşabildiği ve eşit bir yaşam sürebildiği bir dünya için.”Uluslararası Kadınlar Günü etkinliği ve KSK70’in açılışı, bu yıl 9 Mart 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gerçekleştirilecek. Etkinlikler 09.00 (EST) itibarıyla başlayacak ve çevrimiçi olarak da izlenebilecek.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org Kampanya görselleri için:https://trello.com/b/dMgTeFD5/iwd-2026
1 of 5
Basın Duyurusu
09 Aralık 2025
Kadın insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci her 10 kadından 7’si dijital şiddete maruz kaldığını bildiriyor
Cenevre – 9 Aralık 2025 – Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Kadınlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Programı, UNESCO ile iş birliğinde ve TheNerve, City St George's, Londra Üniversitesi ve Uluslararası Gazeteciler Merkezi araştırmacıları ortaklığında yeni bir rapor yayımladı. Rapora göre, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazetecilere yönelik çevrim içi şiddet alarm veren bir noktaya ulaştı ve çoğu zaman çevrim dışı saldırılara da yol açıyor. Etkin önlemler alınmazsa, çevrim içi şiddet kadınları dijital alanlardan uzaklaştırarak demokrasi ve ifade özgürlüğünü zedeleyebilir. “Kırılma noktası: Kamusal alanda kadınlara yönelik şiddetin tüyler ürpertici tırmanışı” başlıklı rapor, ankete katılan kadınların yüzde 70'inin mesleklerini yaparken çevrim içi şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 41'i çevrim içi tacizle bağlantılı çevrim dışı zarar gördüğünü bildiriyor. Kadın gazeteciler için çevrim içi taciz ile çevrim dışı zarar arasındaki bağlantı giderek daha çok endişe verici hale geldi. UNESCO tarafından yayınlanan 2020 küresel anketinde, kadın gazetecilerin yüzde 20'si yaşadıkları çevrim dışı saldırı veya tacizi çevrim içi şiddetle ilişkilendiriyor. Aynı araştırmacılar tarafından yürütülen “Dönüm Noktası” raporunun 2025 anket verilerine göre ise gazeteciler ve medya çalışanlarında bu oran iki katından fazla artarak yüzde 42'ye çıkmış durumda.BM Kadın Birimi Politika, Program ve Hükümetlerarası İlişkiler Bölüm Direktörü Sarah Hendricks, “Bu rakamlar, dijital şiddetin sanal değil, gerçek dünyada sonuçları olan gerçek bir şiddet olduğunu doğruluyor” dedi. “İnsan haklarımızı savunan, güncel gelişmeleri aktaran veya sosyal hareketlere öncülük eden kadınlar, utandırmak, susturmak ve kamusal tartışmalardan uzaklaştırmak amaçlarıyla taciz ediliyor. Bu saldırılar artık ekranlarda kalmıyor, ve kadınların kapısına giderek daha fazla dayanıyor. Çevrim içi alanların kadınları susturan ve demokrasiyi zayıflatan platformlara dönüşmesine izin veremeyiz."TheNerve Bilgi Bütünlüğü Girişimi Direktörü Prof. Julie Posetti, "Bu veriler, yapay zekanın körüklediği taciz ve yükselen otoriterleşme çağında, kamusal alanda kadınlara yönelik çevrim içi şiddetin arttığını gösteriyor. Ancak asıl kaygı verici olan veri, kadın gazetecilerin çevrim içi şiddetle ilişkili olarak deneyimledikleri çevrim dışı zararın 2020'den bu yana iki katından fazla artmış olması 2025 anketine katılanların yüzde 42'si de bu tehlikeli ve potansiyel olarak ölümcül gidişatı tespit etti.” ifadelerini kullandı. Rapor ayrıca, ankete katılan insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci kadınların yaklaşık 4’te 1’inin, yapay zeka ile üretilen sahte görüntüler (deepfake) ve manipüle edilmiş içerik gibi yapay zeka destekli çevrim içi şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. İnsan hakları alanındaki yazar ve iletişimciler ise (örneğin, sosyal medya içerik üreticileri) yüzde 30 ile bu şiddet türüne en yüksek oranda maruz bırakılan kadınlar arasında.Dünya Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını tamamlarken yayınlanan rapor kampanyaya da atıfta bulunuyor. 16 Günlük Aktivizm kampanyası bu yıl, dijital şiddet konusunda farkındalık yaratmaya ve kadına ve kız çocuklarına yönelik teknoloji destekli şiddeti bir insan hakları ihlali olarak kabul etmeye odaklanıyor. Kampanya kapsamında, teknoloji aracılığıyla üretilen kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak kabul eden daha etkin yasalar ve politikalar, teknoloji şirketleri için sağlam düzenlemeler ve hesap verebilirlik mekanizmaları, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazeteciler için güvenlik protokolleri ve destek sistemleri, eğilimleri izlemek, kesişimsel etkileri anlamak ve kanıta dayalı politika ve uygulamaları bilgilendirmek için araştırma ve verilere yatırım yapılması çağrısında bulunuluyor. BM Kadın Birimi, Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını, kadınlara yönelik teknoloji destekli şiddeti önlemek ve buna müdahale etmek için kurumsal bir stratejiyle sonlandıracak. Bu strateji, hesap verebilirliği güçlendirmeye, kanıt ve veri eksikliklerini gidermeye, önleme ve mağdur odaklı destek mekanizmalarını hızlandırmaya, daha fazla dayanıklılık inşa etmeye ve kadın hakları hareketlerinin ve kadın liderlerin sesini duyurmaya odaklanıyor.ACT Programı hakkındaSavunuculuk, Koalisyon Oluşturma ve Dönüştürücü Feminist Eylem (ACT) programı, Avrupa Komisyonu ve BM Kadın Birimi'nin, BM Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırma Güven Fonu ile iş birliği içinde, Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Eylem Koalisyonu'nun eş liderleri olarak oluştudukları ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan bir taahhüttür. ACT'nin ortak savunuculuk gündemi, feminist kadın hakları hareketlerinin önceliklerini ilerletmekte ve seslerini duyurmakta, ortak öncelikler, stratejiler ve eylemlere odaklanan bir iş birliği çerçevesi sağlamaktadır.BM Kadın Birimi HakkındaBM Kadın Birimi, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletmek ve tüm kadın ve kız çocuklarının güçlenmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında BM'nin öncü kuruluşu olarak, yasaları, kurumları, davranışları ve hizmetleri eşitlikten yana dönüştürerek toplumsal cinsiyete dayalı uçurumu ortadan kaldırmayı ve tüm kadınlar ile kız çocukları için eşit bir dünya kurmayı hedeflemektedir. BM Kadın Birimi, her zaman ve her yerde kadınların ve kız çocuklarının haklarını küresel ilerlemenin merkezinde tutar. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca işi değil; aynı zamanda kimliğinin bir parçasıdır.Bilgi Bütünlüğü Girişimi HakkındaBilgi Bütünlüğü Girişimi, Nobel Ödülü sahibi Maria Ressa tarafından kurulan dijital adli tıp laboratuvarı TheNerve'in yeni bir projesidir. Toplumsal cinsiyet, dezenformasyon, ifade özgürlüğü ve kamu yararını gözeten medyanın ortak zemininde eylem odaklı araştırmayı temel alır.
1 of 5
Basın Duyurusu
25 Kasım 2025
Birleşmiş Milletler, Kadın Cinayetleri 2024 Raporu: Her 10 Dakikada Bir Kadın ya da Kız Çocuğu Öldürülüyor!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlanan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ortak raporu, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin tamamen önlenebileceğini, buna karşın kadın cinayetlerinin alarm verici düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.Rapora göre 2024 yılında 50 bin kadın ve kız çocuğu, yakın partneri veya bir aile üyesi tarafından öldürüldü. Bu sayı, kadın ve kız çocuklarına yönelik tüm kasıtlı cinayetlerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. 2023’te bu rakam 51.100 idi. Ülke özelinde üretilen verilerin eşitsizliği ya da farklılığından kaynaklanan bu düşüş, maalesef gerçek bir azalmaya işaret etmiyor. Bugün dünyada hâlâ her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakınındaki kişiler tarafından öldürülüyor.Rapora göre, günde ortalama 137 kadın ev içinde öldürülüyor. Erkek cinayetlerinin ise yalnızca yüzde 11'i özel alanda işleniyor. Bölgesel görünüm: En yüksek oran Afrika’da, Avrupa ise hâlâ risk altında Afrika, 2024 yılında gerçekleşen partner veya aile içi kadın cinayetlerinde 100 binde 3 kadınla dünyanın en yüksek oranına sahip bölgesi olurken, onu 100 binde 1,5 kadın ile Amerika ve 100 binde 1,4 kadın ile Okyanusya takip ediyor. Asya’da 2024 yılı için kaydedilen 100 binde 0,7 kadın ve Avrupa’da ise 100 binde 0,5 kadın olarak belirtilen oranlar küresel ortalamaya kıyasla daha düşük görünse de, Avrupa’da yakın partner şiddetinin oransal yüksekliği son derece çarpıcı bir tablo sunuyor: 2024 yılında Avrupa’da öldürülen kadınların yüzde 64’ü, yakın partnerleri tarafından öldürüldü.Avrupa ve Orta Asya’dan gelen örnekler, birçok kadının öldürülmeden önce çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment) gibi dijital şiddet biçimleriyle karşı karşıya kaldığını, bazı kadınların ise fail cezaevinden çıktıktan kısa süre sonra öldürüldüğünü gösteriyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkiye’de de durum çok farklı değil. Türkiye’de internet kullanan her 4 gençten 1’i dijital şiddete maruz kalıyor ve kadınlarda bu olasılık erkeklere oranla 27 kat daha fazla.Dijital şiddet öldürüyor: Çevrim içi nefret çevrim dışı zarar veriyor!Rapor, çevrim içi şiddetin yalnızca “sanal” bir tehdit olmadığını, aksine kadınları ve kız çocuklarını fiziksel şiddet ve cinayetlere karşı ciddi şekilde savunmasız bırakan somut bir şiddet biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’taki araştırmalar, ev içi cinayetlerde kadınların yüzde 60’ının öldürülmeden önce çevrim içi olarak izlendiğini gösteriyor. Ayrıca gazeteciler, siyasetçiler ve aktivistler gibi kamusal alanda bilinirliği yüksek kadınlar, dijital şiddete en çok maruz kalan grupların başında geliyor. Dünya genelinde her 3 ya da 4 kadın gazeteciden 1’i, birçok bölgede ise her dört ila üç kadın siyasetçiden biri, ölüm tehditleri de dahil olmak üzere çevrim içi şiddet tehditleri aldığını bildiriyor. Dijital teknolojiler, sanal ortamlarda kadına yönelik şiddetin yayılmasını kolaylaştırırken, çevrim içi paylaşılan fotoğraf ve videolar nedeniyle kadınlar ve kız çocukları öldürülüyor ve hatta bazı durumlarda bu cinayetler sosyal medyada canlı olarak yayınlanıyor. Bu durum, dijital şiddetin gerçek dünyadaki ölümcül sonuçlarla doğrudan bağlantısını gözler önüne seriyor.Kadınlar dijital ortamda çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), dijital teşhir (cyberflashing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment), dijital yıldırma (sealioning), dijital cinsel şantaj (sextortion), görüntü temelli şiddetle ilişkili içeriklerin kötüye kullanımı, gibi teknoloji destekli birçok şiddet biçimine maruz bırakılıyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun birlikte yürüttüğü 16 Günlük Aktivizm Kampanyası bu yıl “Dijital Şiddete Noktayı Koy” söylemiyle dijital şiddet ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.BM Kadın Birimi Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond raporla ilgili şu açıklamada bulundu:“Bu rapor bize çok açık bir gerçeği hatırlatıyor: Kadın cinayetleri kaçınılmaz değil, önlenebilir. Şiddet çoğu zaman dijital alanda başlıyor, tehdit, baskı ve taciz ile devam ediyor ve gerekli müdahale yapılmadığında ölümcül sonuçlara varıyor. Çevrim içi güvenlik için herkesin pratik araçlara ihtiyacı var. Kadınlar ve kız çocuklarının hesaplarını nasıl koruyacaklarını, istismar edici davranışı nasıl tanıyacaklarını, hızlı bir şekilde nasıl bildireceklerini ve hedef alınanları nasıl destekleyeceklerini bilmeleri hayati önem taşıyor. Her kadın ve kız çocuğunun yaşam hakkını korumak için dijital ve fiziksel tüm alanlarda erken uyarı işaretlerini ciddiye almalı, güçlü adalet ve etkin koruma mekanizmaları kurmalıyız.”Veriye dayalı politika şart!Rapor, birçok ülkede kadın cinayetlerine ilişkin verilerin eksik raporlandığını, bu görünmezliğin ortadan kaldırılması için acil eylem gerektiğini vurguluyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi, 2022’de kabul edilen uluslararası istatistik çerçevesinin uygulanması için ülkelerle birlikte çalışmayı sürdürüyor. Raporun tamamına buradan ulaşılabilir: https://www.unwomen.org/en/digital-library/publications/2025/11/femicides-in-2024-global-estimates-of-intimate-partner-family-member-femicides
1 of 5
Basın Duyurusu
15 Ekim 2025
Açıklama: Kırsal Kadınlar Yükseliyor – Beijing+30 ile Dayanıklı Gelecekler Şekillendiriyor
Bu Kırsalda Yaşayan Kadınlar Günü’nde, herkesi kırsal alanlarda yaşayan kadınların ve kız çocuklarının eşitliğini, haklarını ve güçlenmesini ilerletmek için cesur adımlar atmaya çağırıyoruz. Kadınlar her gün topluluklara gıda sağlıyor, çevreyi koruyor ve sürdürülebilir kalkınmayı destekliyorlar. Onlara yatırım yapmak hem bir adalet eylemidir, hem de ortak geleceğimizi güvence altına alır.Nesiller boyunca, kırsal alanlardaki kadınlar değişim için kolektif hareketleri yönlendirdi: toplulukları harekete geçirdiler, politikaları etkilediler ve iklim adaleti gibi hayati konuların savunuculuğunu yaptılar. Liderlikleri, kırsal alanların aşırı yoksulluk ve gıda güvensizliğinden en çok etkilendiği durumlarda bile, yerel eylemler ile küresel ilerleme arasında köprüler kurmaya devam ediyor; bu durum kadınları, gençleri ve yerli hakları en çok etkiliyor. Mevcut eğilimler devam ederse, 2030 yılına kadar 351 milyon kadın ve kız çocuğu hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşayacak.Bu zorluklar arasında, Ruanda’dan Verene Ntakirutimana’nın hikayesi, kırsal alanlardaki kadınların güçlenmesinin somut ve kalıcı değişim yarattığını gösteriyor. Kırsal Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Ortak Programı’nın desteğiyle, sadece geçimini sağladığı tarımdan başarılı bir küçük işletmeye geçti. Başarısı, topluluk tutumlarını değiştirdi: kalıp yargıları sorguladı, ortak karar alma süreçlerini teşvik etti ve başkalarına ilham verdi.Bu yılın teması olan “Kırsal Kadınlar Yükseliyor” hem bir saygı duruşu hem de bir harekete geçirme çağrısıdır. Pekin+30 Eylem Gündemi’nde belirtildiği gibi kırsal alanda yaşayan kadınların yaşam koşullarını, liderliklerini, haklarını ve dayanıklılıklarını ilerletmek elzemdir. 2026 Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı ve 2024–2034 Kırsal Alanlarda Tüm Kadınların, Genç Kızların ve Kız Çocuklarının Hakları için Amerika Arası On Yıl gibi girişimler ve Women to Kilimanjaro gibi topluluk hareketleri, onların çalışmalarını görünür kılmak, seslerini duyurmak ve haklarının tanınmasını sağlamak için güçlü fırsatlar sunmaktadır.Kırsal kadınlar yükseldiğinde, tarlalar bereketlenir, aileler gelişir ve toplumlar dönüşür; bu da bizi Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları vizyonuna doğru ilerletir.
1 of 5