En son
Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları yoksulluğun son erdirilmesi, çevrenin korunması, iklim krizine karşı önlem alınması, refahın adil paylaşımı ve barışı hedefliyor. BM'nin çalıştığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları şunlardan oluşuyor.
Haber
13 Mart 2026
BM Genel Sekreteri Guterres’e Atatürk Uluslararası Barış Ödülü
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, 12 Mart’ta Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törende Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü aldı ve bunu büyük bir şeref olarak nitelendirerek Türkiye hükümeti ve halkına teşekkür etti.Genel Sekreter günün erken saatlerinde Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedî istirahatgâhı olan Anıtkabir’i ziyaret ederek Atatürk’ün mirasına saygı duruşunda bulundu.Guterres, ödülü kabul ederken bunu dünyanın dört bir yanında her gün barışı ilerletmek, en tehlikeli yerlerde insani yardım ulaştırmak ve kırılgan ateşkeslerin sürdürülmesine katkıda bulunmak için çalışan Birleşmiş Milletler personeli adına aldığını söyledi.Genel Sekreter, “Barış sadece asil bir vizyon değildir. Barış ortak bir haykırıştır. Bir eylem çağrısıdır" dedi.Guterres, dünyanın derin jeopolitik ayrışmaların yaşandığı, çatışmaların tırmandığı ve uluslararası iş birliğine duyulan güvenin azaldığı bir dönemden geçtiği uyarısında bulunarak, “Dünyanın dört bir yanında barıştan çok söz edildiğini duyuyoruz, ancak onu çok az görüyoruz” diye konuştu. Genel Sekreter, Ortadoğu’daki hızla kötüleşen durumdan derin endişe duyduğunu ifade ederek bölgenin kırılma noktasına sürüklendiği uyarısında bulundu. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından başlatılan geniş çaplı askeri saldırıların ve İran’ın bölge genelinde gerçekleştirdiği saldırıların uluslararası barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve siviller için büyük acılara yol açtığını söyledi.Tüm taraflara gerilimi düşürme, çatışmaları durdurma, uluslararası hukuka uyma, sivilleri koruma ve derhal müzakere masasına dönme çağrısında bulundu.Ödülü takdim eden Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Guterres’in uluslararası barış ve diplomasiye güçlü ve ilkeli bir bağlılık gösterdiğini söyledi.Erdoğan, Guterres’in 2017 yılında göreve başlamasının ardından ilk ikili ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirdiğini hatırlatarak sonraki her ziyaretinin özel bir anlam taşıdığını ifade etti.Erdoğan, dünyanın Guterres’in mültecilerin korunmasına yönelik projeler, küresel adaletin teşviki ve Rusya-Ukrayna savaşı bağlamındaki mekik diplomasisi çabalarına yaptığı değerli katkılara tanıklık ettiğini belirtti.Erdoğan, “Uluslararası barış ve güvenliğin tesisi için adeta sessiz çoğunluğun sesi hâline gelen değerli dostuma, altıncı ziyareti vesilesiyle Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü takdim etmekten büyük memnuniyet duyuyorum” dedi.Türkiye’nin dış politikasının temel ilkelerine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihi vecizesini hatırlattı: “Yurtta barış, dünyada barış.”Guterres de konuşmasında Atatürk’ün vizyonuna atıfta bulunarak “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesinin Birleşmiş Milletler Şartı’nın ruhunu yansıttığını söyledi.Tören sırasında Guterres, Türkiye’nin uluslararası iş birliğine yaptığı katkıları, özellikle mültecilere verdiği uzun süreli desteği takdirle karşıladı.“Eşi görülmemiş bir yerinden edilme döneminde Türkiye kapılarını ve topluluklarını şiddet ve zulümden kaçan milyonlarca insana açtı” diyen Guterres, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği görevinde bulunduğu dönemde güvenlik arayışıyla sınırları aşan bu kadar çok insanı kabul eden başka bir ülke olmadığını belirtti.Genel Sekreter günün erken saatlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi. Görüşmelerde Ortadoğu, Suriye ve Ukrayna’daki gelişmeler ile Birleşmiş Milletler ile Türkiye arasındaki iş birliği ele alındı.Taraflar ayrıca Türkiye’nin bu yıl ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 hazırlıkları ile Türkiye’nin sıfır atık girişimleri konusundaki küresel liderliği hakkında da görüş alışverişinde bulundu.Ziyaret, Genel Sekreter’in iki on yıldır sürdürdüğü Ramazan dayanışma ziyaretlerinin bir parçası olarak gerçekleşti. Bu ziyaretler kapsamında Genel Sekreter her yıl Müslüman bir toplumu ziyaret ederek onlarla oruç açıyor. Guterres, Genel Sekreter olarak gerçekleştirdiği son Ramazan dayanışma ziyareti için Türkiye’yi seçtiğini ve bunun, görev süresi boyunca en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olması nedeniyle Türkiye ve halkının gösterdiği cömertliği takdir etmek amacı taşıdığını söyledi.Akşam saatlerinde Genel Sekreter, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen iftar programında orucunu açtı. İftara hükümet, diplomatik misyon temsilcileri, Türkiye’de görev yapan Birleşmiş Milletler personeli ve mülteci aileleri katıldı.Ziyaret kapsamında Genel Sekreter ayrıca mültecilere destek veren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi, Ankara İl Göç İdaresi’ni ziyaret etti ve Birleşmiş Milletler Türkiye Ülke Ekibi ile görüşmeler gerçekleştirdi.
1 of 5
Haber
11 Mart 2026
BM Genel Sekreteri Türkiye'de
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Ramazan ayı dayanışma ziyareti kapsamında Türkiye’ye geldi. Genel Sekreter, ziyareti sırasında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü kabul edecek ve insani konular, bölgesel gelişmeler ile Birleşmiş Milletler ile Türkiye arasındaki ortaklığa ilişkin görüşmeler gerçekleştirecek.Başkent Ankara’daki ziyareti sırasında Genel Sekreter, dünyanın karşı karşıya olduğu büyük zorluklar ve yaygın acıların yaşandığı bir dönemde, Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü Birleşmiş Milletler personeli adına kabul edecek. Genel Sekreter ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmeler yapacak. Bu görüşmelerde Birleşmiş Milletler ile Türkiye arasındaki iş birliği ile Orta Doğu’daki devam eden kriz de dahil olmak üzere bölgedeki gelişmelerin ele alınması bekleniyor.Bu ziyaret, Guterres’in her yıl gerçekleştirdiği Ramazan dayanışma ziyaretinin de bir parçası. Bu ziyaretler, Müslüman topluluklarla dayanışmayı ifade etmek ve insani konulara dikkat çekmek amacıyla gerçekleştiriliyor. Genel Sekreter, Türkiye’ye varışında Türkiye Cumhuriyeti hükümet yetkilileri ve Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Babatunde Ahonsi tarafından karşılandı.Ziyaret kapsamında Genel Sekreter, mültecilere destek veren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelecek ve Ankara İl Göç İdaresi Müdürlüğü’nü ziyaret edecek.Genel Sekreter’in ziyareti, Türkiye ve Türk halkının mültecilere ev sahipliği konusundaki cömertliğine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Guterres, önce Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri, ardından Genel Sekreter olarak görev yaptığı yıllarda Türkiye’nin şiddet ve zulümden kaçan milyonlarca insana kapılarını açtığına yakından tanıklık etti.Genel Sekreter’in sivil toplum kuruluşlarıyla yapacağı temaslarda, bu kuruluşların mültecilerin korunması ve hizmetlere erişimlerinin sağlanmasındaki önemli ve tamamlayıcı rolünü vurgulaması bekleniyor. Genel Sekreter, ziyareti sırasında bir iftar yemeğine de katılacak.
1 of 5
Haber
09 Mart 2026
BM Türkiye ve Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu COP31’e Giden Süreçte İklim İş Birliğini Güçlendirmek İçin Toplandı
Türkiye’deki Birleşmiş Milletler Ülke Ekibi (UNCT) ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu, COP31 öncesinde iklim eylemini hızlandırmaya yönelik öncelikli girişimleri belirlemek ve iş birliğini güçlendirmek amacıyla Ankara’da bir koordinasyon yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi.BM Türkiye Mukim Koordinatörlüğü Ofisi ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen toplantı; ilgili bakanlıklardan üst düzey temsilcileri, Türkiye’deki Birleşmiş Milletler ajanslarının temsilcileri, BM Türkiye COP31 Görev Gücü üyelerini ve Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu'nun ekibini bir araya getirdi. Toplantıda sıfır atık, döngüsel ekonomi, gıda sistemlerinin dönüşümü ve kapsayıcı iklim eylemi gibi alanlarda ortak çalışmalar için fırsatlar ele alındı.Toplantının açılışında konuşan BM Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, küresel iklim hedeflerinin somut sonuçlara dönüştürülmesinin önemine dikkat çekti.Ahonsi “Paris Anlaşması’nın kabulünden on yıl sonra, küresel iklim gündemi giderek uygulamaya, ölçeğe ve ölçülebilir etkiye odaklanıyor,” dedi. “COP31, insan odaklı iklim eylemini hızlandırmak ve hedefleri somut sonuçlara dönüştürmek için önemli bir fırsat sunuyor" diye konuştu.Dr. Ahonsi, Türkiye’deki Birleşmiş Milletler sisteminin bu çabayı BM’nin bütününü kapsayan bir yaklaşımla desteklemeye hazır olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım; iklim politikası, sürdürülebilir finans, sanayide karbonsuzlaşma, dayanıklı tarım ve gıda sistemleri, afet risk azaltımı ve sürdürülebilir şehirler gibi alanlarda uzmanlığı bir araya getiriyor.COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ise iklim eyleminde kapsayıcılığın ve geniş katılımın önemine dikkat çekti.“Bu COP herkesin COP’u olmalı,” diyen Ağırbaş, COP31’e giden süreçte gençlerin iklim eylemine katılımının temel önceliklerden biri olacağını vurguladı.Ağırbaş ayrıca, özellikle kırılgan gruplara odaklanan insan merkezli ve kapsayıcı iklim çözümlerinin geliştirilmesi için Birleşmiş Milletler sistemi ve diğer paydaşlarla yakın iş birliği içinde çalışmanın önemine değindi.COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu'nun öncelikleri arasında kapsayıcı ve insan odaklı iklim eyleminin ilerletilmesi, sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımlarının teşvik edilmesi, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi ve gençler ile kadınların iklim çözümlerine aktif katılımının sağlanması yer alıyor.Katılımcılar, BM ajanslarının COP31 sürecine entegrasyonunun güçlendirilmesine yönelik fırsatları ve sivil toplum ile diğer paydaşlarla iş birliğinin nasıl genişletilebileceğini ele aldı.Toplantıda ayrıca, döngüsel ekonomi çözümlerinin geliştirilmesinde ve COP31’e yönelik ivmenin artırılmasında önemli bir ortak olan Sıfır Atık Vakfının rolü vurgulandı. Bu kapsamda, Haziran ayında düzenlenmesi planlanan Sıfır Atık Forumunun COP31 hazırlıklarına katkı sağlayacak önemli bir platform olması bekleniyor.Yuvarlak masa toplantısı, COP31’e giden süreçte ortak girişimleri belirlemek ve iş birliği için bir yol haritası geliştirmek amacıyla COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu ekibi ile Türkiye’deki Birleşmiş Milletler sistemi arasında koordinasyonun sürdürülmesi konusunda görüş birliğiyle sona erdi.
1 of 5
Haber
04 Mart 2026
Kadın hakları dünya genelinde geriliyor
Çatışmaların artmasıyla birlikte toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin de yükseldiği bir dönemde, dünyanın dört bir yanındaki kadınlar ayrımcı yasalar nedeniyle adalete erişimde büyük bir boşlukla karşı karşıya kalıyor. UN Women Politika, Program ve Hükümetlerarası Bölüm Direktörü Sarah Hendriks, New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:“Dünya demokratik gerileme, artan çatışmalar, ekonomik baskılar ve daralan sivil alan gibi zorluklarla karşı karşıyayken, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı giderek daha örgütlü bir geri tepki ve kadın haklarında bir gerileme görüyoruz.”“Adalet sistemleri bu baskılardan bağımsız değildir; aslında onları yansıtır,” dedi.Ensuring and Strengthening Access to Justice for All Women and Girls (Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları İçin Adalete Erişimin Sağlanması ve Güçlendirilmesi) başlıklı BM Genel Sekreteri raporu, bazı ülkelerde yasaların kadınların özgürlüklerini kısıtlayacak, seslerini susturacak ve istismarın cezasız kalmasına izin verecek şekilde yeniden şekillendirildiğini ortaya koyuyor. Raporda, kadınlar ve kız çocuklarının kendilerini koruması gereken sistemler tarafından yüzüstü bırakıldığını, bunun da onları istismar, adaletsizlik ve cezasızlık karşısında savunmasız kıldığı uyarısı yapılıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tepkiler ise giderek artıyor. Değişimin önündeki engellerRapora göre kadınlar ve kız çocuklarının adalete erişiminde adil sonuçların önüne geçen beş temel alan bulunuyor. İncelenen ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar erkeklere kıyasla adalete erişimde daha büyük engellerle karşılaşıyor.Bu engeller şunları içeriyor:Ayrımcı hukuki çerçevelerToplumsal normlarYasalar ile uygulama arasındaki boşluklarDevletten bağımsız geleneksel adalet sistemleriÇatışma ortamlarıBu faktörler birlikte, eşitsizlikleri pekiştiriyor ve kadınlar için adaletin uygulanmasını engelliyor.Sonuç olarak, dünya genelinde kadınlar erkeklerin sahip olduğu hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Ayrıca ülkelerin yüzde 54’ünde tecavüzün yasal tanımı rızaya dayalı bir çerçeveye sahip değil.Hendriks, “Gücün eşit olmadığı yerde adalet nadiren tarafsız işler. Toplumsal cinsiyet eşitliğinden geri adım atıldığı yer tam da burasıdır,” diye konuştu.Çatışmalar kadınları daha da savunmasız bırakıyorKadın hakları, küresel ölçekte artan çatışmalar nedeniyle daha da tehdit altında.2024 yılında 676 milyon kadın ve kız çocuğu ölümcül bir çatışmanın 50 kilometre yakınında yaşadı. Bu sayı 1990’lardan bu yana en yüksek seviyeyi temsil ediyor.Bunun sonucunda, çatışma bağlantılı cinsel şiddet ihlallerinde yüzde 87 artış kaydedildi.Reform: “Kadınlar tarafından, kadınlar için”“Çok sık şekilde cezasızlık hüküm sürüyor,” diyen Hendriks şöyle devam etti:“Adalet sistemi kadınlar ve kız çocukları için başarısız olduğunda, zarar tek bir hikâyenin ya da tek bir kadının hayatının çok ötesine geçer. Toplumda güven kaybolur, kamu güveni zedelenir ve adalet kurumları meşruiyetini yitirir."UN Women'a göre, dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasında tam yasal eşitliği henüz sağlayabilmiş değil.Bununla birlikte Hendriks, adalet sistemlerinin değişebileceğini ve dönüşebileceğini vurgulayarak şunu söyledi:“1970’ten bu yana aile hukukundaki reformlar sayesinde 600 milyondan fazla kadın ekonomik fırsatlara erişim kazanmıştır.”Hendirks, hükümetler için 2030 yılına kadar uygulanması önerilen sekiz tavsiyeden biri olarak, yargı reformlarının “kadınlar tarafından şekillendirilen ve kadınlar için tasarlanan” bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca bu alanda daha fazla kaynak ve kamu harcaması gerektiğini vurguladı.Hendriks ayrıca “Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti sona erdirmek için çalışan kuruluşların yaklaşık yüzde 90’ı temel hizmetlerde azalma yaşadıklarını bildiriyor. Yalnızca yüzde 5’i mevcut koşulları iki yıldan daha uzun süre sürdürebileceğine inanıyor" uyarısında bulundu.
1 of 5
Haber
28 Şubat 2026
Guterres: İran’ın bombalanması ve misilleme saldırıları ‘uluslararası barış ve güvenliğe ciddi tehdit’
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri, 28 Şubat’ta BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırıları ile Tahran’ın bölgedeki çeşitli ülkelere yönelik misillemelerinin ardından, Orta Doğu’da çatışmaların daha fazla tırmanmasını önlemek için “her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğini” vurguladı.António Guterres, gün içinde yaşananları uluslararası barış ve güvenlik için ciddi bir tehdit olarak nitelendirerek, uluslararası toplumu birleşmeye ve tüm bölgeyi “uçurumun kenarından geri çekmeye” çağırdı.Guterres, BM Antlaşması'nın (BM Şartı) ikinci maddesinin tüm üye devletlerin “uluslararası ilişkilerinde herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidinden ya da güç kullanımından kaçınmasını” öngördüğünü hatırlatarak, uluslararası hukuk ve uluslararası insani hukuka her zaman saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.BM Genel Sekreteri, Orta Doğu’daki birçok ülkeyi içine çeken askeri eylemlerin, “dünyanın en kırılgan bölgesinde kimsenin kontrol edemeyeceği bir olaylar zincirini ateşleme riski taşıdığını” ifade etti.‘Müzakere masasına dönün’Genel Sekreter, kalıcı barışın ancak gerçek diyalog ve müzakereler de dahil olmak üzere barışçıl yollarla sağlanabileceğini yineledi ve İsrail ile ABD’nin ortak askeri operasyonunun, Umman’ın arabuluculuğunda ABD ile İran arasında yürütülen dolaylı görüşmelerin ardından gerçekleştiğini belirterek bunun diplomasi için bir fırsatın “heba edilmesi” anlamına geldiğini söyledi.Gerilimin azaltılması ve çatışmaların derhal sona erdirilmesi çağrısında bulunan Guterres, özellikle İran’ın nükleer programının geleceği konusunda tüm tarafları acilen müzakere masasına dönmeye davet etti.“Bütün üye devletleri, BM Şartı da dahil olmak üzere uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine sıkı sıkıya uymaya, uluslararası insani hukuk çerçevesinde sivilleri korumaya ve nükleer güvenliği sağlamaya çağırıyorum,” dedi.Fransa: ‘İran uluslararası yükümlülüklerine uymalı’Fransa temsilcisi Jérôme Bonnafont, İran’ın uluslararası yükümlülüklerine uyması gerektiğini belirterek, uluslararası hukuka bağlılığın “bölgede ve dünyada uzun vadeli güvenliğin şartı” olduğunu vurguladı.Bonnafont, İran’ın bir nükleer anlaşmaya varma fırsatını değerlendirmediğini, bunun yerine Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliğini azalttığını söyledi.Rusya: ‘Bir başka sebepsiz silahlı saldırı’Rusya’nın BM Daimî Temsilcisi Vassily Nebenzia, ABD ve İsrail’in saldırılarını “BM Şartı ve uluslararası hukukun ihlali niteliğinde, egemen ve bağımsız bir üye devlete karşı bir başka sebepsiz silahlı saldırı” olarak nitelendirdi.Bu “sorumsuz adımın” bölgede keskin bir tırmanışa yol açtığını belirterek bunu “diplomasiye ihanet” olarak tanımladı.Çin: İran’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmeliÇin’in BM Daimî Temsilcisi Fu Cong, ABD ve İsrail’in saldırılarını “pervasız” olarak nitelendirerek, uluslararası anlaşmazlıkların güç tehdidiyle çözülmesini kınadı ve İran’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin “egemenliği, güvenliği ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi” çağrısında bulundu.Saldırılarda çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesinden üzüntü duyduğunu ifade eden Fu, tüm tarafları uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeye ve askeri eylemleri derhal durdurmaya çağırdı.ABD ile İran arasında yürütülen diplomatik görüşmeler sırasında bu saldırıların gerçekleşmesinin “şok edici” olduğunu belirtti.ABD: ‘Süregelen saldırganlık görmezden gelinemez’ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz, İran’a yönelik saldırıların; ülkenin balistik füze kapasitesini zayıflatmayı, uluslararası sularda istikrarsızlığa yol açan deniz unsurlarını etkisiz hale getirmeyi ve silahlı gruplara sağlanan desteği kesmeyi amaçladığını söyledi.Amaçlarının “İran rejiminin asla ve asla dünyayı nükleer silahla tehdit edememesini sağlamak” olduğunu ifade etti.“Sorumluluk sahibi hiçbir ülke süregelen saldırganlık ve şiddeti görmezden gelemez,” diyen Waltz, İran’ın gelişmiş füze kapasitesi arayışını sürdürmesinin ve diplomatik fırsatlara rağmen nükleer hedeflerinden vazgeçmemesinin “ciddi ve giderek artan bir tehlike” oluşturduğunu belirtti.Birleşik Krallık: ‘Bölgesel istikrar öncelik’Şubat ayı Konsey Başkanı olan Birleşik Krallık Daimî Temsilcisi James Kariuki, “Bu Orta Doğu için kırılgan bir an” diyerek, “bölgesel istikrarın öncelik olmaya devam ettiğini” söyledi.Birleşik Krallık’ın uluslararası hukuka uygun şekilde “koordine bölgesel savunma operasyonları” kapsamında aktif olduğunu belirtti.“Bölge için güvenlik ve istikrarı sağlayacak en hızlı çözümü görmek istiyoruz,” diyerek İran’a yeni saldırılardan kaçınması ve “kabul edilemez” davranışlarını durdurarak diplomasiye dönüş yolunu açması çağrısında bulundu.İran: Saldırılar ‘hukuki temelden yoksun’İran’ın BM Daimî Temsilcisi Emir Said İravani, “Bu sabah ABD rejimi, İsrail rejimiyle birlikte ve koordinasyon içinde, son aylarda ikinci kez İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı sebepsiz ve önceden planlanmış bir saldırı başlatmıştır,” dedi.“Bu yalnızca bir saldırı değil; bir savaş suçu ve insanlığa karşı suçtur,” diyerek ABD ve İsrail’i büyük şehirlerde sivillerin yaşadığı bölgeleri kasıtlı olarak hedef almakla suçladı.“Önleyici saldırı” iddiaları ya da “yakın tehdit” gerekçelerinin hukuki, ahlaki ve siyasi açıdan temelsiz olduğunu belirterek, İran’ın barışçıl nükleer programına ilişkin Batılı ülkelerin iddialarını kesin şekilde reddetti.İsrail: Saldırılar ‘zorunluluktu’İsrail’in BM Daimî Temsilcisi Danny Danon ise saldırıların “geri dönülemez hale gelmeden önce varoluşsal bir tehdidi durdurmak” amacıyla gerçekleştirildiğini söyledi.İsrail’in, uluslararası hukuku hiçe sayarak nükleer silah geliştiren, kendi vatandaşlarını öldüren, muhalefeti bastıran, füze kapasitesini artıran ve bölgedeki milisleri silahlandıran bir rejime karşı başka seçeneği kalmadığını ifade etti.Danon, Tahran’ın uranyum zenginleştirmeyi durdurması ve tam denetime izin vermesi gerektiğini ancak bunu yapmadığını belirtti.“Bizi köşeye sıkıştıran geri dönülemez bir gerçekliği dayatacak araçları geliştiriyorlardı. Bu, İsrail’in kabul edeceği bir gelecek değildir,” dedi.
1 of 5
Basın Duyurusu
11 Mart 2026
Sadece her 7 ülkeden 1’i bir kadın tarafından yönetiliyor
IPU ve UN Women tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2026” Haritasına göre, dünya genelinde kadınlar siyasi liderlikte büyük ölçüde yetersiz temsil edilmeye devam ediyor ve kararlar hala büyük ölçüde erkekler tarafından alınıyor. 2026 itibarıyla yalnızca 28 ülke bir kadın Devlet ya da Hükümet Başkanı tarafından yönetiliyor. Buna karşılık 101 ülkede bugüne kadar hiç kadın lider görev yapmadı. IPU ve UN Women tarafından hazırlanan “Siyasette Kadın 2026” haritası, 11 Mart 2026’da 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında düzenlenen bir etkinlikte tanıtıldı.Kadınlar siyasi liderlikten dışlanması, barış, güvenlik ve ekonomik alanlardaki kararların kadınların deneyimi ve bakış açısı olmadan alınmasına yol açıyor. Yeni küresel veriler, özellikle yürütme organlarında kadınların siyasi liderliğinde ilerlemenin duraksadığını ve bazı durumlarda geriye gidiş yaşandığını gösteriyor.IPU ve UN Women verilerinin öne çıkan bulguları:Kadınlar dünya genelinde kabine bakanlıklarının yalnızca yüzde 22,4’ünü elinde bulunduruyor. Bu oran 2024’te yüzde 23,3’tü. Bu, yıllardır süren kademeli ilerlemenin ardından bir gerilemeye işaret ediyor.14 ülke, kabinelerinde eşitliği sağlamayı başardı; bu durum eşit temsilin mümkün olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 8 ülkede hala hiç kadın bakan bulunmuyor.Kadınlar dünya genelinde parlamentolardaki sandalyelerin yüzde 27,5’ini elinde bulunduruyor. Bu oran 2025’te yüzde 27,2 idi. Sadece 0,3 puanlık artış, 2017’den bu yana kaydedilen en yavaş büyümenin ikinci yıl üst üste yaşandığını gösteriyor ve kadınların siyasi karar alma gücüne erişiminin ne kadar yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor.Ocak 2026 itibarıyla dünya genelinde 54 kadın parlamento başkanı bulunuyor; bu sayı tüm parlamento başkanlarının yüzde 19,9’una karşılık geliyor. Bu oran bir önceki yıla göre yaklaşık 4 puanlık bir düşüş anlamına geliyor ve son 21 yılda kadın parlamento başkanı sayısındaki ilk azalmayı temsil ediyor.Siyasette yer alan kadınlar, hem çevrim içi hem de çevrim dışı ortamda artan şiddet ile karşı karşıya. Ankete katılan kadın parlamenterlerin yüzde 76’sı kamuoyu tarafından yıldırmaya maruz kaldığını bildirirken bu oran erkeklerde yüzde 68. Bu durum kadınların aday olması önünde bir engel teşkil ediyor ve siyasi güçte eşitliğe ilerlemeyi yavaşlatıyor.Kadınlar liderlik pozisyonlarına ulaştıklarında bile çoğu zaman geleneksel olarak sosyal sektörlerle ilişkilendirilen sınırlı sayıda alanda yoğunlaşıyor.Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bakanlıklarının yüzde 90’ını ve aile ve çocuk işlerinden sorumlu bakanlıkların yüzde 73’ünü yönetiyor. Bu durum siyasi liderlikte uzun süredir var olan toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını güçlendiriyor. Erkekler ise savunma, içişleri, adalet, ekonomi, yönetişim, sağlık ve eğitim gibi bakanlıkların neredeyse tamamını yönetmeye devam ediyor.UN Women İcra Direktörü Sima Bahous şöyle konuştu:“Küresel istikrarsızlığın arttığı, çatışmaların tırmandığı ve kadın haklarına yönelik görünür bir gerilemenin yaşandığı bir dönemde kadınların siyasi liderlikten dışlanması, toplumların karşı karşıya oldukları zorluklara yanıt verme kapasitesini zayıflatıyor. Kadınlar daha iyi kararlar alınması, çatışmaların önlenmesi ve kalıcı barışın inşası için hayati öneme sahip perspektifler ve deneyimler getiriyor. Kadınlar siyasi liderliğe tam olarak dahil olduğunda ülkeler daha istikrarlı oluyor, politikalar insanlar için daha iyi işliyor ve toplumlar dünyamızı şekillendiren krizlerle başa çıkmaya daha hazırlıklı hale geliyor.”IPU Başkanı Tulia Ackson ise şunları söyledi:“Eşit temsil ahlaki bir zorunluluktur; çünkü kadınların hayatlarını yöneten kararları şekillendirmede eşit hakları vardır. Aynı zamanda akıllıca bir tercihtir. Kurumlar, hizmet ettikleri toplumları yansıttığında daha iyi kararlar alır. Her kesimden kadının her düzeyde var olduğu ve etkili olduğu kurumlar önyargıları daha iyi tespit edebilir, daha adil çözümler geliştirebilir ve kamu güvenini daha güçlü biçimde kazanabilir.”IPU Genel Sekreteri Martin Chungong ise şöyle konuştu:“IPU, iyi tasarlanmış kotaların ve güçlü siyasi iradenin değişimi hızlandırmak ve kadınların demokratik karar alma süreçlerinde seslerinin duyulmasını sağlamak için hayati olduğuna defalarca vurgu yapmıştır. Aynı zamanda erkekler ve kadınlar siyasi kültürü dönüştürmek, kalıp yargılara meydan okumak ve temsil ettikleri toplumları yansıtan kapsayıcı parlamentolar inşa etmek için eşit ortaklar olarak birlikte çalışmalıdır.”Değişimin yavaş ilerlemesine rağmen dünyanın dört bir yanındaki kadınlar siyasi yaşamda yerlerini almak için sınırları zorlamaya devam ediyor. Ayrımcı yasalar, siyasette kadına yönelik şiddet ve kaynaklara eşitsiz erişim gibi yapısal engellerin kaldırılması ve olumsuz toplumsal normların dönüştürülmesi, önümüzdeki yıllarda kadınların siyasi liderlikte eşit temsile ulaşması için kritik önem taşıyor.Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda küresel standartları belirleyen en üst düzey hükümetler arası organı olan Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu, kadın haklarındaki gerilemenin tersine çevrilmesi için nesilde bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat sunuyor. Demokrasi, kadınlar karar alma süreçlerinde her düzeyde eşit biçimde temsil edildiğinde daha güçlü, daha adil ve daha dayanıklı olacaktır.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org turkiye.unwomen.org
1 of 5
Basın Duyurusu
06 Mart 2026
UN Women Türkiye’den 8 Mart’ta adalete erişim ve eşit haklar için çağrı
8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2026 yılı kampanyası, adalete erişimin eşit şekilde sağlanmasını kadın hakları gündeminin merkezine yerleştirmeyi amaçlıyor. Kampanya, adaletin yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmadığı, yasaların etkin biçimde uygulandığı, hesap verebilirliğin sağlandığı ve kadınların ve kız çocuklarının adalete güvenle erişebildiği bir dönüşüm için Türkiye’de “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz.” sloganı altında eylem çağrısında bulunuyor.21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasındaki hukuki eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmış değil. Çalışma hayatından kazanca, güvenlikten aile yaşamına; mülkiyetten hareket özgürlüğüne, girişimcilikten emekliliğe kadar yaşamın temel alanlarında hukuk sistemleri kadınları sistematik biçimde dezavantajlı konumda bırakabiliyor.Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik uzun süredir verilen taahhütlere karşı küresel ölçekte bir geriye gidiş yaşanırken, kadınların ve kız çocuklarının hak ihlalleri de hız kazanıyor. Mahkemelerden dijital alanlara, çatışma bölgelerinden gündelik yaşama kadar uzanan küresel bir cezasızlık kültürü bu ihlalleri besliyor. Kadınlar ve kız çocukları dünya genelinde hala eşitsizlikler ve çok boyutlu şiddet riskleriyle karşı karşıya. Kadınlar, 2026 itibarıyla dünya genelinde erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Bu durum, kadınları yaşamlarının her aşamasında ayrımcılığa, şiddete ve dışlanmaya açık hale getiriyor.Kadınlar ve erkekler arasındaki yasal eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırıldığı hiçbir ülke yok. Mevcut hızda ilerlenmesi halinde, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması 286 yıl sürecek. Ülkelerin yüzde 54’ünde tecavüzün rızayı göz önüne alan bir yasal tanımı hala bulunmuyor. Ülkelerin yüzde 44’ünde eşit değerde işe eşit ücret ilkesini destekleyen bir yasa yok. Ülkelerin 4’te 3’ünde çocuk yaşta evliliğe hala izin veriliyor. Bu durum ağırlıklı olarak kız çocuklarını etkiliyor. Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun göz ardı edildiği çatışma bölgelerinde ya da bu bölgelerin yakınında yaşayan 676 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bulunuyor ve çatışmaya bağlı cinsel şiddet son iki yılda yüzde 87 arttı. Ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar adalete erişimde erkeklerden daha fazla engelle karşılaşmaktadır. İlerleme mümkünBM Genel Sekreteri’nin “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için Adalete Erişimin Güvence Altına Alınması ve Güçlendirilmesi” raporu, ilerlemenin mümkün olduğunu ortaya koyuyor: Ülkelerin yüzde 87’si aile içi şiddete karşı yasal düzenlemeleri hayata geçirmiş durumda ve son on yılda 40’tan fazla ülke kadınlar ve kız çocukları için anayasal güvenceleri güçlendirdi. Ancak yasalar tek başına yeterli değil. Damgalama, mağdur suçlama, korku ve toplumsal baskı gibi ayrımcı sosyal normlar, hayatta kalanların sesini susturuyor ve adalete erişimi engelliyor. Bu durum, kadın cinayetleri de dahil olmak üzere en ağır şiddet biçimlerinin cezasız kalmasına yol açıyor. UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak verdiği mesajda şunları söyledi: “Kadınlar ve kız çocukları adalete erişemediğinde, ortaya çıkan zarar davaların çok ötesine geçiyor. Toplumsal güven sarsılıyor, kurumlar meşruiyetini yitiriyor ve hukukun üstünlüğü zayıflıyor. Nüfusun yarısını yüzüstü bırakan bir adalet sistemi, adaleti savunduğunu iddia edemez.”UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond ise Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak şunları söyledi: “Bu yıl odağımızı kadınlar ve kız çocuklarının temel insan haklarına ve adalete erişimine yöneltiyoruz. Kadınlar için adalete erişim yalnızca mahkemeye gidebilmek demek değildir. Haklarını bilmek ve bilgiye erişebilmek demektir. Hukuki yardım ve destek hizmetlerine engeller olmadan ulaşabilmek demektir. Haklar, kadınların ve kız çocuklarının güven içinde ve onurlu bir yaşam sürebilmesinin temelidir. Haklar hesap verebilirlik yaratır; kurumlar için açık sorumluluklar tanımlar. İşte bu nedenle kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, gençler ve akademiyle birlikte çalışmak zorundayız. Birlikte daha güçlüyüz ve daha ileri gidebiliriz.”UN Women, “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz” sloganıyla;“Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için” haklarının korunduğu ve uygulandığı, kız çocuklarının eğitime tam ve güvenli erişiminin güvence altına alındığı, çocuk yaşta evliliklerin sona erdiği, kadınların çalışma yaşamına, toplumsal hayata, karar alma mekanizmalarına ve liderliğe eşit ve tam katıldığı, kadınların siyaset ve adalet mekanizmalarında söz sahibi olduğu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin her türüne karşı güçlü koruma ve önleme mekanizmalarının hayata geçirildiği, aile, çalışma ve sağlık mevzuatının kadınlara karşı ayrımcılık içermediği, hayatta kalanları merkeze alan, önyargısız, cezasızlığa ve fail dokunulmazlığına sıfır toleransla işleyen sistemlerin kurulduğu bir gelecek çağrısında bulunuyor.Bu yıl gerçekleşecek Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (KSK70) – Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki en üst düzey hükümetlerarası organı, kadın haklarındaki geriye gidişi durdurmak ve adaleti güvence altına almak için önemli bir fırsat sunuyor.Sima Bahous konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Şimdi ayağa kalkma, görünür olma ve ses çıkarma zamanı. Haklar için, adalet için ve eylem için… Her kadının ve her kız çocuğunun güvenle yaşayabildiği, özgürce konuşabildiği ve eşit bir yaşam sürebildiği bir dünya için.”Uluslararası Kadınlar Günü etkinliği ve KSK70’in açılışı, bu yıl 9 Mart 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gerçekleştirilecek. Etkinlikler 09.00 (EST) itibarıyla başlayacak ve çevrimiçi olarak da izlenebilecek.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org Kampanya görselleri için:https://trello.com/b/dMgTeFD5/iwd-2026
1 of 5
Basın Duyurusu
09 Aralık 2025
Kadın insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci her 10 kadından 7’si dijital şiddete maruz kaldığını bildiriyor
Cenevre – 9 Aralık 2025 – Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Kadınlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Programı, UNESCO ile iş birliğinde ve TheNerve, City St George's, Londra Üniversitesi ve Uluslararası Gazeteciler Merkezi araştırmacıları ortaklığında yeni bir rapor yayımladı. Rapora göre, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazetecilere yönelik çevrim içi şiddet alarm veren bir noktaya ulaştı ve çoğu zaman çevrim dışı saldırılara da yol açıyor. Etkin önlemler alınmazsa, çevrim içi şiddet kadınları dijital alanlardan uzaklaştırarak demokrasi ve ifade özgürlüğünü zedeleyebilir. “Kırılma noktası: Kamusal alanda kadınlara yönelik şiddetin tüyler ürpertici tırmanışı” başlıklı rapor, ankete katılan kadınların yüzde 70'inin mesleklerini yaparken çevrim içi şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 41'i çevrim içi tacizle bağlantılı çevrim dışı zarar gördüğünü bildiriyor. Kadın gazeteciler için çevrim içi taciz ile çevrim dışı zarar arasındaki bağlantı giderek daha çok endişe verici hale geldi. UNESCO tarafından yayınlanan 2020 küresel anketinde, kadın gazetecilerin yüzde 20'si yaşadıkları çevrim dışı saldırı veya tacizi çevrim içi şiddetle ilişkilendiriyor. Aynı araştırmacılar tarafından yürütülen “Dönüm Noktası” raporunun 2025 anket verilerine göre ise gazeteciler ve medya çalışanlarında bu oran iki katından fazla artarak yüzde 42'ye çıkmış durumda.BM Kadın Birimi Politika, Program ve Hükümetlerarası İlişkiler Bölüm Direktörü Sarah Hendricks, “Bu rakamlar, dijital şiddetin sanal değil, gerçek dünyada sonuçları olan gerçek bir şiddet olduğunu doğruluyor” dedi. “İnsan haklarımızı savunan, güncel gelişmeleri aktaran veya sosyal hareketlere öncülük eden kadınlar, utandırmak, susturmak ve kamusal tartışmalardan uzaklaştırmak amaçlarıyla taciz ediliyor. Bu saldırılar artık ekranlarda kalmıyor, ve kadınların kapısına giderek daha fazla dayanıyor. Çevrim içi alanların kadınları susturan ve demokrasiyi zayıflatan platformlara dönüşmesine izin veremeyiz."TheNerve Bilgi Bütünlüğü Girişimi Direktörü Prof. Julie Posetti, "Bu veriler, yapay zekanın körüklediği taciz ve yükselen otoriterleşme çağında, kamusal alanda kadınlara yönelik çevrim içi şiddetin arttığını gösteriyor. Ancak asıl kaygı verici olan veri, kadın gazetecilerin çevrim içi şiddetle ilişkili olarak deneyimledikleri çevrim dışı zararın 2020'den bu yana iki katından fazla artmış olması 2025 anketine katılanların yüzde 42'si de bu tehlikeli ve potansiyel olarak ölümcül gidişatı tespit etti.” ifadelerini kullandı. Rapor ayrıca, ankete katılan insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci kadınların yaklaşık 4’te 1’inin, yapay zeka ile üretilen sahte görüntüler (deepfake) ve manipüle edilmiş içerik gibi yapay zeka destekli çevrim içi şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. İnsan hakları alanındaki yazar ve iletişimciler ise (örneğin, sosyal medya içerik üreticileri) yüzde 30 ile bu şiddet türüne en yüksek oranda maruz bırakılan kadınlar arasında.Dünya Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını tamamlarken yayınlanan rapor kampanyaya da atıfta bulunuyor. 16 Günlük Aktivizm kampanyası bu yıl, dijital şiddet konusunda farkındalık yaratmaya ve kadına ve kız çocuklarına yönelik teknoloji destekli şiddeti bir insan hakları ihlali olarak kabul etmeye odaklanıyor. Kampanya kapsamında, teknoloji aracılığıyla üretilen kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak kabul eden daha etkin yasalar ve politikalar, teknoloji şirketleri için sağlam düzenlemeler ve hesap verebilirlik mekanizmaları, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazeteciler için güvenlik protokolleri ve destek sistemleri, eğilimleri izlemek, kesişimsel etkileri anlamak ve kanıta dayalı politika ve uygulamaları bilgilendirmek için araştırma ve verilere yatırım yapılması çağrısında bulunuluyor. BM Kadın Birimi, Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını, kadınlara yönelik teknoloji destekli şiddeti önlemek ve buna müdahale etmek için kurumsal bir stratejiyle sonlandıracak. Bu strateji, hesap verebilirliği güçlendirmeye, kanıt ve veri eksikliklerini gidermeye, önleme ve mağdur odaklı destek mekanizmalarını hızlandırmaya, daha fazla dayanıklılık inşa etmeye ve kadın hakları hareketlerinin ve kadın liderlerin sesini duyurmaya odaklanıyor.ACT Programı hakkındaSavunuculuk, Koalisyon Oluşturma ve Dönüştürücü Feminist Eylem (ACT) programı, Avrupa Komisyonu ve BM Kadın Birimi'nin, BM Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırma Güven Fonu ile iş birliği içinde, Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Eylem Koalisyonu'nun eş liderleri olarak oluştudukları ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan bir taahhüttür. ACT'nin ortak savunuculuk gündemi, feminist kadın hakları hareketlerinin önceliklerini ilerletmekte ve seslerini duyurmakta, ortak öncelikler, stratejiler ve eylemlere odaklanan bir iş birliği çerçevesi sağlamaktadır.BM Kadın Birimi HakkındaBM Kadın Birimi, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletmek ve tüm kadın ve kız çocuklarının güçlenmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında BM'nin öncü kuruluşu olarak, yasaları, kurumları, davranışları ve hizmetleri eşitlikten yana dönüştürerek toplumsal cinsiyete dayalı uçurumu ortadan kaldırmayı ve tüm kadınlar ile kız çocukları için eşit bir dünya kurmayı hedeflemektedir. BM Kadın Birimi, her zaman ve her yerde kadınların ve kız çocuklarının haklarını küresel ilerlemenin merkezinde tutar. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca işi değil; aynı zamanda kimliğinin bir parçasıdır.Bilgi Bütünlüğü Girişimi HakkındaBilgi Bütünlüğü Girişimi, Nobel Ödülü sahibi Maria Ressa tarafından kurulan dijital adli tıp laboratuvarı TheNerve'in yeni bir projesidir. Toplumsal cinsiyet, dezenformasyon, ifade özgürlüğü ve kamu yararını gözeten medyanın ortak zemininde eylem odaklı araştırmayı temel alır.
1 of 5
Basın Duyurusu
25 Kasım 2025
Birleşmiş Milletler, Kadın Cinayetleri 2024 Raporu: Her 10 Dakikada Bir Kadın ya da Kız Çocuğu Öldürülüyor!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlanan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ortak raporu, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin tamamen önlenebileceğini, buna karşın kadın cinayetlerinin alarm verici düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.Rapora göre 2024 yılında 50 bin kadın ve kız çocuğu, yakın partneri veya bir aile üyesi tarafından öldürüldü. Bu sayı, kadın ve kız çocuklarına yönelik tüm kasıtlı cinayetlerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. 2023’te bu rakam 51.100 idi. Ülke özelinde üretilen verilerin eşitsizliği ya da farklılığından kaynaklanan bu düşüş, maalesef gerçek bir azalmaya işaret etmiyor. Bugün dünyada hâlâ her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakınındaki kişiler tarafından öldürülüyor.Rapora göre, günde ortalama 137 kadın ev içinde öldürülüyor. Erkek cinayetlerinin ise yalnızca yüzde 11'i özel alanda işleniyor. Bölgesel görünüm: En yüksek oran Afrika’da, Avrupa ise hâlâ risk altında Afrika, 2024 yılında gerçekleşen partner veya aile içi kadın cinayetlerinde 100 binde 3 kadınla dünyanın en yüksek oranına sahip bölgesi olurken, onu 100 binde 1,5 kadın ile Amerika ve 100 binde 1,4 kadın ile Okyanusya takip ediyor. Asya’da 2024 yılı için kaydedilen 100 binde 0,7 kadın ve Avrupa’da ise 100 binde 0,5 kadın olarak belirtilen oranlar küresel ortalamaya kıyasla daha düşük görünse de, Avrupa’da yakın partner şiddetinin oransal yüksekliği son derece çarpıcı bir tablo sunuyor: 2024 yılında Avrupa’da öldürülen kadınların yüzde 64’ü, yakın partnerleri tarafından öldürüldü.Avrupa ve Orta Asya’dan gelen örnekler, birçok kadının öldürülmeden önce çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment) gibi dijital şiddet biçimleriyle karşı karşıya kaldığını, bazı kadınların ise fail cezaevinden çıktıktan kısa süre sonra öldürüldüğünü gösteriyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkiye’de de durum çok farklı değil. Türkiye’de internet kullanan her 4 gençten 1’i dijital şiddete maruz kalıyor ve kadınlarda bu olasılık erkeklere oranla 27 kat daha fazla.Dijital şiddet öldürüyor: Çevrim içi nefret çevrim dışı zarar veriyor!Rapor, çevrim içi şiddetin yalnızca “sanal” bir tehdit olmadığını, aksine kadınları ve kız çocuklarını fiziksel şiddet ve cinayetlere karşı ciddi şekilde savunmasız bırakan somut bir şiddet biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’taki araştırmalar, ev içi cinayetlerde kadınların yüzde 60’ının öldürülmeden önce çevrim içi olarak izlendiğini gösteriyor. Ayrıca gazeteciler, siyasetçiler ve aktivistler gibi kamusal alanda bilinirliği yüksek kadınlar, dijital şiddete en çok maruz kalan grupların başında geliyor. Dünya genelinde her 3 ya da 4 kadın gazeteciden 1’i, birçok bölgede ise her dört ila üç kadın siyasetçiden biri, ölüm tehditleri de dahil olmak üzere çevrim içi şiddet tehditleri aldığını bildiriyor. Dijital teknolojiler, sanal ortamlarda kadına yönelik şiddetin yayılmasını kolaylaştırırken, çevrim içi paylaşılan fotoğraf ve videolar nedeniyle kadınlar ve kız çocukları öldürülüyor ve hatta bazı durumlarda bu cinayetler sosyal medyada canlı olarak yayınlanıyor. Bu durum, dijital şiddetin gerçek dünyadaki ölümcül sonuçlarla doğrudan bağlantısını gözler önüne seriyor.Kadınlar dijital ortamda çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), dijital teşhir (cyberflashing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment), dijital yıldırma (sealioning), dijital cinsel şantaj (sextortion), görüntü temelli şiddetle ilişkili içeriklerin kötüye kullanımı, gibi teknoloji destekli birçok şiddet biçimine maruz bırakılıyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun birlikte yürüttüğü 16 Günlük Aktivizm Kampanyası bu yıl “Dijital Şiddete Noktayı Koy” söylemiyle dijital şiddet ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.BM Kadın Birimi Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond raporla ilgili şu açıklamada bulundu:“Bu rapor bize çok açık bir gerçeği hatırlatıyor: Kadın cinayetleri kaçınılmaz değil, önlenebilir. Şiddet çoğu zaman dijital alanda başlıyor, tehdit, baskı ve taciz ile devam ediyor ve gerekli müdahale yapılmadığında ölümcül sonuçlara varıyor. Çevrim içi güvenlik için herkesin pratik araçlara ihtiyacı var. Kadınlar ve kız çocuklarının hesaplarını nasıl koruyacaklarını, istismar edici davranışı nasıl tanıyacaklarını, hızlı bir şekilde nasıl bildireceklerini ve hedef alınanları nasıl destekleyeceklerini bilmeleri hayati önem taşıyor. Her kadın ve kız çocuğunun yaşam hakkını korumak için dijital ve fiziksel tüm alanlarda erken uyarı işaretlerini ciddiye almalı, güçlü adalet ve etkin koruma mekanizmaları kurmalıyız.”Veriye dayalı politika şart!Rapor, birçok ülkede kadın cinayetlerine ilişkin verilerin eksik raporlandığını, bu görünmezliğin ortadan kaldırılması için acil eylem gerektiğini vurguluyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi, 2022’de kabul edilen uluslararası istatistik çerçevesinin uygulanması için ülkelerle birlikte çalışmayı sürdürüyor. Raporun tamamına buradan ulaşılabilir: https://www.unwomen.org/en/digital-library/publications/2025/11/femicides-in-2024-global-estimates-of-intimate-partner-family-member-femicides
1 of 5
Basın Duyurusu
15 Ekim 2025
Açıklama: Kırsal Kadınlar Yükseliyor – Beijing+30 ile Dayanıklı Gelecekler Şekillendiriyor
Bu Kırsalda Yaşayan Kadınlar Günü’nde, herkesi kırsal alanlarda yaşayan kadınların ve kız çocuklarının eşitliğini, haklarını ve güçlenmesini ilerletmek için cesur adımlar atmaya çağırıyoruz. Kadınlar her gün topluluklara gıda sağlıyor, çevreyi koruyor ve sürdürülebilir kalkınmayı destekliyorlar. Onlara yatırım yapmak hem bir adalet eylemidir, hem de ortak geleceğimizi güvence altına alır.Nesiller boyunca, kırsal alanlardaki kadınlar değişim için kolektif hareketleri yönlendirdi: toplulukları harekete geçirdiler, politikaları etkilediler ve iklim adaleti gibi hayati konuların savunuculuğunu yaptılar. Liderlikleri, kırsal alanların aşırı yoksulluk ve gıda güvensizliğinden en çok etkilendiği durumlarda bile, yerel eylemler ile küresel ilerleme arasında köprüler kurmaya devam ediyor; bu durum kadınları, gençleri ve yerli hakları en çok etkiliyor. Mevcut eğilimler devam ederse, 2030 yılına kadar 351 milyon kadın ve kız çocuğu hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşayacak.Bu zorluklar arasında, Ruanda’dan Verene Ntakirutimana’nın hikayesi, kırsal alanlardaki kadınların güçlenmesinin somut ve kalıcı değişim yarattığını gösteriyor. Kırsal Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Ortak Programı’nın desteğiyle, sadece geçimini sağladığı tarımdan başarılı bir küçük işletmeye geçti. Başarısı, topluluk tutumlarını değiştirdi: kalıp yargıları sorguladı, ortak karar alma süreçlerini teşvik etti ve başkalarına ilham verdi.Bu yılın teması olan “Kırsal Kadınlar Yükseliyor” hem bir saygı duruşu hem de bir harekete geçirme çağrısıdır. Pekin+30 Eylem Gündemi’nde belirtildiği gibi kırsal alanda yaşayan kadınların yaşam koşullarını, liderliklerini, haklarını ve dayanıklılıklarını ilerletmek elzemdir. 2026 Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı ve 2024–2034 Kırsal Alanlarda Tüm Kadınların, Genç Kızların ve Kız Çocuklarının Hakları için Amerika Arası On Yıl gibi girişimler ve Women to Kilimanjaro gibi topluluk hareketleri, onların çalışmalarını görünür kılmak, seslerini duyurmak ve haklarının tanınmasını sağlamak için güçlü fırsatlar sunmaktadır.Kırsal kadınlar yükseldiğinde, tarlalar bereketlenir, aileler gelişir ve toplumlar dönüşür; bu da bizi Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları vizyonuna doğru ilerletir.
1 of 5
En son kaynaklar
1 / 8
1 / 8