En son
Haber
08 Temmuz 2026
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları milyarlarca insanın yaşamını iyileştiriyor, ancak zorluklar sürüyor
Daha fazla bilgi için
Haber
03 Temmuz 2026
COP31'e Doğru: İş Dünyası Döngüsel Ekonomi ve İnovasyonu ele aldı
Daha fazla bilgi için
Haber
02 Temmuz 2026
COP31'e Doğru: BM ve Akademisyenler İklim Eyleminin uygulanmasını hızlandırmak için iş birliğini güçlendiriyor
Daha fazla bilgi için
En son
Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları yoksulluğun son erdirilmesi, çevrenin korunması, iklim krizine karşı önlem alınması, refahın adil paylaşımı ve barışı hedefliyor. BM'nin çalıştığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları şunlardan oluşuyor.
Haber
08 Temmuz 2026
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları milyarlarca insanın yaşamını iyileştiriyor, ancak zorluklar sürüyor
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) ulaşılması için 2030 hedefine beş yıldan az bir süre kalırken, Birleşmiş Milletler’in yeni yayımladığı rapor, sürdürülen yatırımlar ve uluslararası iş birliğinin milyarlarca insanın yaşamını iyileştirdiğini ortaya koyuyor. Ancak rapor, hedeflere zamanında ulaşılabilmesi için hükümetlerin eylemlerini acilen hızlandırması gerektiği uyarısında bulunuyor.7 Temmuz'da yayımlanan 2026 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları İlerleme Raporu, SKA’ları “barış için ortak bir yol haritası” olarak tanımlarken, 17 iddialı hedefe ulaşmanın önündeki önemli siyasi ve finansal zorluklara da dikkat çekiyor.Eylem çağrısıBirleşmiş Milletler’e üye 193 ülke, 2015 yılında SKA’ları barış ve refahı teşvik etmek amacıyla acil bir eylem çağrısı olarak kabul etti. 2030 Gündemi’nin merkezinde yer alan bu hedeflerin, 2030 yılına kadar hayata geçirilmesi amaçlanıyor.Raporun yayımlandığı dönemde, New York’ta düzenlenen Sürdürülebilir Kalkınma Üst Düzey Siyasi Forumu (HLPF) da başladı. 15 Temmuz’a kadar sürecek forum, SKA’larda kaydedilen ilerlemenin değerlendirildiği Birleşmiş Milletler’in en önemli platformu olma özelliğini taşıyor.Hedeflerin çoğunda ilerleme yetersiz2015 yılından bu yana önemli kazanımlar elde edildi. Bunlar arasında:Yaklaşık 1 milyar kişinin güvenli içme suyuna erişim sağlaması,1,2 milyar kişinin güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerine kavuşması,2015–2024 döneminde yeni HIV enfeksiyonlarının yüzde 30 azalması,Dünya nüfusunun yüzde 92’sinin elektriğe erişebilir hale gelmesi,İnternet erişiminin yüzde 40’tan yüzde 74’e yükselmesi,Sosyal koruma sistemlerinin artık dünya nüfusunun yarısından fazlasını kapsaması yer alıyor.Bununla birlikte rapor, genel ilerlemenin halen hedeflerin çok gerisinde kaldığını ortaya koyuyor:Her 10 kişiden biri hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.2,3 milyar insan gıda güvencesizliğinden etkileniyor.Anne ölümleri küresel hedefin yaklaşık üç katı düzeyinde seyrediyor.2025 yılında küresel sıcaklıklar sanayi öncesi döneme göre 1,43°C daha yüksek gerçekleşti.273 milyon çocuk ve genç hâlâ okul dışında bulunuyor.Küresel mülteci nüfusu son on yılda iki katından fazla arttı.Eğilim verisi bulunan 139 SKA alt hedefinin yalnızca yüzde 36’sı hedef doğrultusunda ilerliyor ya da orta düzeyde ilerleme kaydediyor. Hedeflerin yüzde 49’unda ilerleme çok yavaş gerçekleşirken, yüzde 15’i ise 2015 seviyesinin gerisine düşmüş durumda.Rapora göre, artan çatışmalar, iklim değişikliği, ekonomik büyümenin yavaşlaması, yükselen borç yükü ve resmi kalkınma yardımlarındaki rekor düzeydeki düşüş, SKA’lara yönelik ilerlemeyi yavaşlatırken, en ağır etkileri dünyanın en kırılgan kesimleri üzerinde yaratıyor.Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde konuşan BM Genel Sekreter Yardımcısı Amina Mohammed, uluslararası kalkınma bankalarının borç hafifletme mekanizmaları ve daha uzun vadeli finansman sağlayabilmesini mümkün kılacak reformlara ihtiyaç olduğunu vurguladı.Mohammed, "Pek çok ülkeden, bu taahhütleri yerine getirebilmeleri için gerekli araçlar sağlanmadan verdikleri sözleri gerçekleştirmeleri bekleniyor." dedi.Üst Düzey Siyasi Forum başladıHükümet temsilcileri, üst düzey BM yetkilileri, sivil toplum kuruluşları ve diğer paydaşlar, BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi (ECOSOC) himayesinde her yıl düzenlenen Sürdürülebilir Kalkınma Üst Düzey Siyasi Forumu’nun açılışı için New York’ta bir araya geldi.Forum kapsamında hükümetler, BM kuruluşları, özel sektör, gençler ve sivil toplum temsilcilerinin sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin bilgi ve deneyim paylaşımında bulunacağı çok sayıda fiziksel ve çevrim içi etkinlik düzenlenecek.Forumun açılışında konuşan ECOSOC Başkanı Lok Bahadur Thapa, temiz enerji ve su güvenliği başta olmak üzere birçok alandaki eşitsizliklerin büyüdüğüne dikkat çekerek ülkeleri SKA’lara ulaşmak için "farklı çalışma yöntemleri" benimsemeye çağırdı.Thapa, "2030 Gündemi; insanlara, gezegenimize ve gelecek nesillere verdiğimiz ortak sözdür. Önümüzdeki yıllar bize zorlukların ne kadar büyük olduğunu değil, bu zorlukların üstesinden gelip gelemediğimizi soracaktır." ifadelerini kullandı.Forumun bakanlar düzeyindeki bölümü olan Üst Düzey Segment (HLS), 13–16 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve sonunda bir Bakanlar Bildirgesi kabul edilecek. Müzakereler Arnavutluk ve Sierra Leone temsilcileri tarafından yürütülecek.2026 Bakanlar Bildirgesi taslağı, SKA’lara yönelik yatırımların artırılması ve yapay zekâ gibi dönüştürücü teknolojiler için yönetişim çerçevelerinin geliştirilmesine yönelik taahhütler içeriyor.Geçen yıl kabul edilen bildirgede ise üye devletler, SKA’lara yönelik kamu finansmanını artırma, dijital uçurumu azaltma, sağlık sistemlerini güçlendirme ve anne ile çocuk ölümlerini azaltma konusunda mutabakata varmıştı.Her dört yılda bir BM Genel Kurulu çatısı altında düzenlenen SKA Zirvesi, devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirerek somut taahhütler içeren siyasi bir bildiri kabul ediyor. Son zirve 2023 yılında düzenlenirken, bir sonraki zirve 2027 yılında gerçekleştirilecek.Bu yıl beş hedef öne çıkıyor2030 hedef tarihine yaklaşılırken, bu yılki forumun ana teması "dönüştürücü, adil, yenilikçi ve eşgüdümlü eylemler" olarak belirlendi.Üye devletler her yıl 17 hedefin tamamını değil, belirli bir bölümünü ayrıntılı olarak değerlendiriyor. Amaçlar için Ortaklıklar başlığını taşıyan SKA 17 ise her yıl gündemde yer alıyor.Bu yıl SKA 17’ye ek olarak;SKA 6: Temiz Su ve Sanitasyon,SKA 7: Erişilebilir ve Temiz Enerji,SKA 9: Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı,SKA 11: Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklarbaşlıklarında karşılaşılan zorluklar ve çözüm önerileri ele alınacak.Ülkelerin SKA’lara yönelik ilerlemelerinin izlenebilmesi amacıyla Birleşmiş Milletler, düzenli olarak Gönüllü Ulusal Değerlendirme (VNR) raporları hazırlanmasını teşvik ediyor. 2016 yılından bu yana BM üyesi ülkelerin neredeyse tamamı en az bir kez bu değerlendirmelerini sundu.Bu yıl düzenlenen forumda Arnavutluk’tan Uruguay’a kadar 36 ülke Gönüllü Ulusal Değerlendirme raporlarını sunacak.2030'a doğruBirleşmiş Milletler yetkilileri, 2030 yılına kadar tüm hedeflere ulaşmanın zorluğunu kabul etmekle birlikte, SKA’ların dünya genelinde ortak bir gelecek vizyonu etrafında ülkeleri bir araya getirmeye devam ettiğini vurguluyor.BM Ekonomik ve Sosyal İşler Genel Sekreter Yardımcısı Li Junhua, borç hafifletme, kalkınma finansmanı, gıda ve su sistemleri, temel kamu hizmetleri ve eşitsizliklerin azaltılması alanlarında kararlı adımlar atılması halinde SKA’lara ulaşmanın hâlâ mümkün olduğunu söyledi.Li, "Artık odak noktasının taahhütlerden uygulamaya geçmesi gerekiyor." dedi.Amina Mohammed ise SKA’ların uygulanmasının önünde, özellikle finansman alanında önemli engeller bulunduğunu ancak Birleşmiş Milletler’in 17 hedef doğrultusunda çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü belirtti.Mohammed, "2015'in ertesi günü nasıl 2030 vardıysa, 2030'un ertesi günü de mutlaka yeni bir tarih olacaktır. Çünkü dünyanın yapması gereken işler henüz tamamlanmadı." ifadelerini kullandı.
1 of 5
Haber
03 Temmuz 2026
COP31'e Doğru: İş Dünyası Döngüsel Ekonomi ve İnovasyonu ele aldı
UN Global Compact Türkiye, Birleşmiş Milletler Türkiye ve Sıfır Atık Vakfı iş birliği kapsamında düzenlenen COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Özel Sektör İstişareleri Serisinin ikinci toplantısı, 3 Temmuz 2026 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. "Döngüsel Ekonomi ve İnovasyon" temasıyla düzenlenen toplantıda, iş dünyasının döngüsel ekonomiye geçişini hızlandıracak çözüm önerileri, politika araçları ve iş birliği modelleri çok paydaşlı bir diyalog ortamında ele alındı. Türkiye'nin ev sahipliğinde 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 öncesinde düzenlenen Özel Sektör İstişareleri Serisi; özel sektör, Birleşmiş Milletler kuruluşları ve iş dünyası temsilcilerini ortak bir platformda buluşturarak özel sektörün iklim eylemine yönelik katkılarını güçlendirmeyi amaçlıyor. Serinin ikinci toplantısında ise odak noktası, döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılması ve inovasyonun iklim hedeflerine katkısı oldu.Toplantının açılışı, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörlük Ofisi Başkanı Tom Delrue ile COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Kıdemli Danışmanı ve Ekip Lideri Christian Mensah ve UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele tarafından gerçekleştirildi.Tom Delrue, konuşmasında; "COP31'e giden süreçte küresel iklim gündemi artık taahhütlerden uygulamaya geçiş aşamasında bulunuyor. Somut sonuçlar üretecek ortaklıklar ve uygulanabilir çözümler her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Döngüsel ekonomi, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilik gibi birbirine bağlı küresel sorunlara aynı anda çözüm sunan en güçlü yaklaşımlardan biridir. Türkiye ise güçlü sanayi altyapısı, gelişen inovasyon ekosistemi ve Sıfır Atık girişimiyle bu dönüşüme öncülük edebilecek önemli fırsatlara sahip. Birleşmiş Milletler Türkiye olarak, COP31'e giden süreçte kamu, özel sektör ve tüm paydaşlar arasındaki iş birliğini güçlendirmeye ve bu ortaklıkları somut iklim eylemine dönüştürmeye kararlıyız" ifadelerini kullandı.Christian Mensah konuşmasında, COP31 hazırlık sürecinde paydaşlara ne yapmaları gerektiğini söylemekten ziyade, onları çözümün bir parçası haline getirmeyi hedeflediklerini belirtti. İklim krizinin artık geleceğin değil bugünün gerçeği olduğuna dikkat çeken Mensah, bu nedenle teknik tartışmaların ötesine geçerek uygulanabilir ve finanse edilebilir çözümler geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. İş dünyasının bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Mensah, iklim eyleminin ancak kamu, özel sektör ve diğer paydaşların ortak çalışmasıyla başarıya ulaşabileceğini söyledi. Katılımcılardan somut öneriler beklediklerini belirten Mensah, bu önerilerin COP31 sürecine doğrudan katkı sağlayacağını dile getirdi.Melda Çele, “Ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31, diplomatik bir müzakere süreci olmanın yanı sıra; iş dünyasının dönüşüm kapasitesini, çözüm üretme gücünü ve uygulama kabiliyetini ortaya koyacağı önemli bir eşik olacak. Bu toplantılardan çıkacak somut, uygulanabilir ve çoğaltılabilir önerileri COP31’e taşıyarak özel sektör perspektifiyle müzakere süreçlerine ve eylem gündemine katkı sunacağız.” şeklinde konuştu.Açılış konuşmalarının ardından UN Global Compact Türkiye üyesi şirketlerden, iş dünyası kuruluşlarından ve Birleşmiş Milletler'in Türkiye'de faaliyet gösteren ajanslarından temsilciler çalışma gruplarında bir araya geldi. Katılımcılar, döngüsel iş modelleri ve değer zinciri dönüşümü, atık yönetimi ve kaynak geri kazanımı, yeşil teknolojiler, inovasyon ve dijital çözümler ile döngüsel dönüşümü destekleyecek finansman, politika ve piyasa mekanizmalarını ele alarak Türkiye'nin COP31 sürecine katkı sağlayabilecek somut öneriler üzerinde görüş alışverişinde bulundu.Toplantıda yürütülen istişarelerde geliştirilen önerilerin, COP31 kapsamında özel sektörün katkısını güçlendirecek tematik çıktılara ve gönüllü taahhütlere zemin oluşturması hedefleniyor. Aynı zamanda, özel sektör ve uluslararası kuruluşlar arasında iş birliğinin geliştirilmesi, döngüsel ekonomi alanındaki iyi uygulamaların yaygınlaştırılması ve ölçeklenebilir çözümlerin desteklenmesi amaçlanıyor.COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Özel Sektör İstişareleri Serisi, Ekim ayında gerçekleştirilecek üçüncü toplantıyla devam edecek. Bu toplantıda doğanın korunması, biyolojik çeşitlilik, su yönetimi, adil geçiş ve sürdürülebilir değer zincirleri başlıkları ele alınacak.
1 of 5
Haber
02 Temmuz 2026
COP31'e Doğru: BM ve Akademisyenler İklim Eyleminin uygulanmasını hızlandırmak için iş birliğini güçlendiriyor
Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye ve Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı (SDSN) Türkiye iş birliğiyle düzenlenen "İklim Eylemi Öncelikleri, Ortaklıklar ve İnovasyon Akademi–BM Yuvarlak Masa Toplantısı", COP31 öncesinde bilim, inovasyon ve çok paydaşlı ortaklıkların iklim eyleminin uygulanmasını nasıl hızlandırabileceğini ve COP31'in kalıcı etkisine nasıl katkı sağlayabileceğini ele almak üzere önde gelen akademisyenleri ve BM uzmanlarını bir araya getirdi.BM Türkiye COP31 Katılım Stratejisi kapsamında düzenlenen toplantıya, SDSN Türkiye üyesi üniversitelerden 15 akademisyen ile iklim eylemi ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında çalışan yaklaşık 20 BM temsilcisi katıldı. Toplantıda, akademi ile BM arasındaki iş birliğinin güçlendirilerek bilimsel bilginin Türkiye'nin iklim hedeflerini ve sürdürülebilir kalkınma önceliklerini destekleyen somut çözümlere dönüştürülmesi ele alındı.Toplantının açılışında konuşan BM Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, dünyanın iklim eyleminde uygulamanın ön plana çıktığı yeni bir döneme girdiğini vurguladı."COP31 Katılım Stratejimizde de vurguladığımız gibi, akademi yalnızca bilgi üreten bir kurum değil; hedefleri uygulamaya dönüştürmede kritik bir ortaktır." diyen Ahonsi, üniversitelerin ve araştırma kuruluşlarının politika üretimine bilimsel kanıt sağlama, inovasyonu destekleme, yeşil becerileri geliştirme ve adil dönüşüm için gerekli ortaklıkları güçlendirme konusunda hayati bir rol üstlendiğini belirtti.Katılımcıları selamlayan SDSN Türkiye Direktörü Dr. Tamer Atabarut ise ağın Birleşmiş Milletler ile yakın iş birliği içinde çalışmaya hazır olduğunu ifade etti. Boğaziçi Üniversitesi ev sahipliğinde faaliyet gösteren SDSN Türkiye'nin, Türkiye genelinde 60'tan fazla üniversite ve araştırma kuruluşunu bir araya getirdiğini belirten Atabarut, ağın sürdürülebilir kalkınma için bilimsel temelli çözümlerin geliştirilmesine katkı sunduğunu ve BM ile ulusal paydaşlarla kurulacak güçlü iş birlikleri sayesinde bilgi ile uygulama arasındaki boşluğu kapatmaya hazır olduğunu söyledi.Yuvarlak Masa Toplantısı'nın ana konuşmasını çevrim içi olarak gerçekleştiren BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı Başkanı Prof. Dr. Jeffrey Sachs, COP31'in yeni taahhütlerden ziyade somut uygulamalara odaklanan bir konferans olması gerektiğini vurguladı.Prof. Sachs, Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC) ülkelerin iklim hedeflerini ortaya koyduğunu ancak bunların uygulanabilir operasyonel planlar olmadığını belirtti. Teknoloji yol haritaları, yatırım planları, finansman stratejileri ve bölgesel iş birliği senaryolarıyla desteklenen 20 ila 30 yıllık ayrıntılı karbonsuzlaşma planlarına ihtiyaç olduğunu ifade eden Sachs, hükümetlerin daha fazla veri ve hedef açıklamak yerine özellikle yenilenebilir enerji entegrasyonu ve sınır ötesi sıfır karbon enerji sistemleri için uygulanabilir senaryolar geliştirmesi gerektiğini söyledi.Katılımcılar, iklim hedeflerinin ölçülebilir sonuçlara dönüşebilmesi için araştırma, politika geliştirme, finansman ve uygulama arasında daha güçlü bağlar kurulmasının önemine dikkat çekti.Toplantının ana gündem maddelerinden biri yeşil beceriler ve iklim okuryazarlığı oldu.Katılımcılar, sürdürülebilirlik ve iklim eyleminin ilköğretimden yükseköğretime, mesleki eğitimden yaşam boyu öğrenmeye kadar tüm eğitim sistemine entegre edilmesi gerektiğini vurguladı. Üniversitelerin iş dünyasıyla daha yakın çalışarak müfredatlarını değişen iş gücü ihtiyaçlarına uyumlu hale getirmesi; yeşil ekonomi için yönetici eğitimleri, mikro yeterlilik programları ile yeniden beceri kazandırma ve beceri geliştirme fırsatlarını artırması gerektiği ifade edildi.Görüşmelerde ayrıca gençlerin iklim liderleri olarak güçlendirilmesinin önemine dikkat çekildi. İklim okuryazarlığı kampanyaları, iklim elçileri programları, Model BM kulüpleri ve uygulamalı öğrenme modelleri gibi girişimlerle gençlerin sürece daha etkin katılımının desteklenmesi gerektiği belirtildi. Katılımcılar, iklim eğitiminin yalnızca geleceğin mezunlarını değil, mevcut iş gücünü de kapsaması ve belediyeler, halk eğitim merkezleri ile özel sektör ortaklıkları aracılığıyla dezavantajlı gruplara ulaşması gerektiğini vurguladı.Toplantıda öne çıkan bir diğer konu ise bilim, politika ve finansman arasındaki bağın güçlendirilmesi oldu.Katılımcılar, üniversitelerin politika geliştirme süreçlerine bilimsel kanıt sağlamada, etki değerlendirmeleri yürütmede ve Türkiye'nin yeşil dönüşümü için gerekli beceri ve yetkinlikleri belirlemede önemli katkılar sunabileceğini ifade etti. Uluslararası düzeyde kullanılan yeşil işler ve yeşil beceriler tanımlarının Türkiye'nin koşullarına uyarlanmasının ve akademi, kamu ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekildi.Konuşmacılar, başarılı bir iklim uygulamasının yalnızca güçlü araştırmalara değil, aynı zamanda yeterli finansmanın harekete geçirilmesine ve politika yapıcıların iklim yatırımlarının ekonomik faydalarına ikna edilmesine bağlı olduğunu vurguladı. Görüşmelerde, Türkiye'nin yeşil dönüşümünü desteklemek amacıyla geliştirilen Climate Implementation Bridge, uluslararası finans kuruluşları ve yeni iklim finansmanı mekanizmalarının sunduğu fırsatlar da ele alındı.Toplantıda ayrıca COP31'in kalıcı bir miras bırakabilmesi için ortaklıkların nasıl güçlendirilebileceği değerlendirildi. Katılımcılar; pilot projeler, yaşayan laboratuvarlar (living labs), inovasyon platformları ve bilgi paylaşım mekanizmaları aracılığıyla akademi, kamu kurumları, belediyeler, özel sektör, finans kuruluşları ve sivil toplum arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesini önerdi. BM tarafından desteklenen başarılı uygulamaların ölçeklendirilmesi, etki değerlendirmelerinin geliştirilmesi ile Güney-Güney ve üçlü iş birliğinin araştırma ve inovasyon yoluyla genişletilmesi de öne çıkan öneriler arasında yer aldı.Katılımcılar ayrıca sürdürülebilir sanayileşme, gıda sistemleri, su yönetimi, yapay zekâ, yenilenebilir enerji teknolojileri ve kentsel dayanıklılık gibi alanlarda iş birliği fırsatlarını değerlendirdi. COP31 kapsamında gıda sistemleri gündemiyle bağlantılı bir Çiftçiler Forumu düzenlenmesi, iklim ve sürdürülebilirlik odaklı müfredat geliştirme çalışmalarının güçlendirilmesi ve üniversitelerin politika oluşturma ve uygulama süreçleriyle daha etkin şekilde buluşturulmasına yönelik öneriler dile getirildi.Yuvarlak Masa Toplantısı; iklim ekonomisi, enerji dönüşümü, sanayide karbonsuzlaşma, tarım ve gıda sistemleri, şehir planlama, iklim politikaları, inovasyon, bilim ve teknoloji, sağlık ve iklim ile gençlik, beceriler ve eğitim alanlarında uzman akademisyenleri bir araya getirdi. Toplantıya Boğaziçi Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Gebze Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesinden akademisyenler katılırken, Columbia Üniversitesi'nden Prof. Dr. Jeffrey Sachs da çevrim içi olarak toplantıya iştirak etti.Toplantının sonunda katılımcılar, Birleşmiş Milletler'in akademiyi, politika yapıcıları, özel sektörü ve kalkınma ortaklarını bir araya getiren önemli bir kolaylaştırıcı ve birleştirici rol üstlendiği konusunda görüş birliğine vardı. Yuvarlak Masa Toplantısı'ndan elde edilen öneriler, BM Türkiye COP31 Katılım Stratejisi'nin uygulanmasına katkı sağlayacak, farklı paydaşlarla yürütülecek tematik diyalogları destekleyecek ve COP31 hazırlıkları kapsamında gerçekleştirilecek ortak girişimlere, çalışma gruplarına ve olası yan etkinliklere yön verecek.
1 of 5
Haber
01 Temmuz 2026
COP31'e Doğru: Öğrenciler, akademisyenler ve BM Uzmanları İstanbul Teknik Üniversitesi'nde iklim eylemini tartıştı
İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ) öğrenciler ve akademisyenlere hitap eden Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde A. Ahonsi, "COP31'e giden yol, daha dirençli, daha sürdürülebilir ve daha adil bir geleceği birlikte şekillendirmek için bize eşsiz bir fırsat sunuyor," dedi. Üniversitelerin iklim eyleminin ilerletilmesinde kilit ortaklar olduğunu vurgulayan Ahonsi, BM, üniversiteler ve gençler arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi çağrısında bulunarak, "bilgiyi eyleme, hedefleri uygulamaya ve umudu herkes için, her yerde, kimseyi geride bırakmadan kalıcı bir değişime dönüştürmeye" davet etti.Türkiye'nin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlandığı süreçte, öğrenciler, akademisyenler ve BM temsilcileri, gençlerin, bilimin ve ortaklıkların iklim eylemini nasıl hızlandırabileceğini ele almak üzere İTÜ'de bir araya geldi.İTÜ Çevre ve Şehircilik Uygulama ve Araştırma Merkezi (UYGAR), İklim Elçileri, Kent ve Kentleşme Kulübü ile İTÜ CORAL (Kolektif Dirençlilik İttifakı) tarafından düzenlenen "COP31'e Doğru: İklim Gündemi, Sürdürülebilirlik, Dirençlilik ve Yeşil Büyüme Üzerine İklim Söyleşileri" başlıklı etkinlik, BM temsilcilerini, akademi dünyasını ve öğrencileri sürdürülebilirlik, dirençlilik, yeşil büyüme ve gençlerin iklim çözümlerinin şekillendirilmesindeki rolü üzerine fikir alışverişinde bulunmak üzere bir araya getirdi.İTÜ UYGAR Müdürü Prof. Dr. Aliye Ahu Gülümser'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını yapan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapmasının iklim hedeflerinin güçlendirilmesi ve uluslararası iş birliğinin geliştirilmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu vurguladı. Günümüzün iklim sorunlarının yalnızca çevresel değil; ekonomik, sosyal, jeopolitik ve teknolojik boyutları da bulunduğunu belirten Mandal, bu karmaşık sorunların ancak çok paydaşlı ve iş birliğine dayalı yaklaşımlarla çözülebileceğini ifade etti. Ortak üretimin önemine dikkat çeken Mandal, İTÜ CORAL girişimini öğrencilerin dirençlilik alanında öncülük ettiği ve geleceğin iklim liderlerini yetiştirdiği başarılı bir örnek olarak gösterdi. Etkinlikte ayrıca, İTÜ CORAL'ın Eylül ayında öğrencilerin uluslararası iklim müzakerelerini deneyimleyebilecekleri ve COP31 öncesinde gençlerin sürece katılımını güçlendirecek bir Model COP31 etkinliği düzenleyeceği de paylaşıldı.BM Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde A. Ahonsi ise konuşmasında iklim değişikliğinin tek başına ele alınabilecek bir mesele olmadığını vurguladı.Ahonsi "Bugün birbirine bağlı iki krizle karşı karşıyayız: iklim krizi ve enerji krizi. Bu krizlerin üstesinden gelebilmek; inovasyon, temiz enerji ve yenilenebilir teknolojilerle desteklenen, farklı sektörleri kapsayan bütüncül bir yaklaşımı gerektiriyor" diye konuştu.Gençlerin dönüşümde oynadığı kritik role dikkat çeken Ahonsi, öğrencileri sürdürülebilir bir geleceğin şekillendirilmesinde aktif rol almaya çağırdı.Mukim Koordinatör "Gençlerin anlamlı katılımı olmadan iklim eylemi başarıya ulaşamaz. Sizler yalnızca iklim politikalarının yararlanıcıları değil; toplumlarımızı dönüştürecek yenilikçiler, savunucular ve değişimin öncülerisiniz" dedi.Ahonsi ayrıca, etkili iklim eyleminin ancak hükümetleri, akademiyi, özel sektörü, sivil toplumu ve yerel toplulukları bir araya getiren tüm toplumun katılımını esas alan bir yaklaşımla mümkün olacağını belirtti.Ahonsi "Dirençli ve düşük karbonlu bir geleceğe geçiş ortaklıklara bağlıdır. Dönüşüm ancak birlikte çalıştığımızda, birbirimizden öğrendiğimizde ve bilgiyi eyleme dönüştürdüğümüzde gerçekleşebilir" diye vurguladı.Gençlerin bakış açısını ise İklim Elçisi Ayşenaz Almeman paylaştı. Almeman, UNICEF ile COP31 Dönem Başkanlığı tarafından yürütülen yakın tarihli bir iklim araştırmasının bulgularından hareketle, gençlerin iklim eylemine katılımının ve iklim adaletinin önemine dikkat çekti.BM Türkiye Mukim Koordinatörlük Ofisi Başkanı Tom Delrue'nün moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; UN-Habitat Doğu Avrupa ve Orta Asya Bölge Ofisi'nden Telman Maharramov, UNEP Küresel Binalar ve İnşaat İttifakı Sekretaryası Koordinatörü Dima Khoury, UNIDO Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaşma Uzmanı Ersan Olcay Işın, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık ve UNFPA Türkiye Kadın Dostu Kentler Programı Yöneticisi Özlem Çalışkan konuşmacı olarak yer aldı. Panelde sürdürülebilir kentleşme, çevresel sürdürülebilirlik, yeşil sanayi dönüşümü, sürdürülebilir gıda sistemleri ve insan odaklı, kapsayıcı iklim politikaları farklı boyutlarıyla ele alındı.Tartışmalarda sürdürülebilir ve dirençli kentler, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilikten oluşan üçlü gezegensel kriz, yeşil sanayi dönüşümü, sürdürülebilir gıda sistemleri, iklime dayanıklı tarım ve kimseyi geride bırakmayan kapsayıcı iklim politikalarının önemi üzerinde duruldu. Panelistler ayrıca gençlerin yeşil becerilerle donatılması ve kadınlar, gençler ile kırılgan grupların iklim politikalarının oluşturulması süreçlerine etkin biçimde katılmasının gerekliliğini vurguladı.Konuşmacılar, üniversitelerin araştırma, yenilikçilik ve iş birliği açısından benzersiz merkezler olduğunda görüş birliğine vardı. Yükseköğretim kurumlarının yalnızca eğitim vermenin ötesine geçerek uygulanabilir iklim çözümleri geliştirmesi ve ortaklıkları güçlendirmesi sayesinde, hem Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın hem de Paris Anlaşması'nın uygulanmasına katkı sağlayabileceği ve COP31 hazırlıklarını destekleyebileceği ifade edildi.Etkinlik, öğrenciler ile BM uzmanları arasında gerçekleştirilen interaktif soru-cevap oturumuyla sona erdi. Oturumda, Türkiye'nin bu yıl küresel iklim topluluğunu COP31 kapsamında ağırlamaya hazırlanırken gençlerin sürece etkin katılımının önemi bir kez daha vurgulandı. Söyleşi, BM Türkiye ve ortaklarının iklim eylemine ilişkin kapsayıcı diyalogları teşvik etmeye ve gençlerin ile akademinin sesinin COP31'e giden sürece katkı sunmasını sağlamaya yönelik daha geniş kapsamlı çalışmalarının bir parçası olarak gerçekleştirildi.
1 of 5
Haber
23 Haziran 2026
İklim krizi: BM Genel Sekreteri temiz enerji dönüşümü için yol haritasını açıkladı
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Londra İklim Eylem Haftası kapsamında yaptığı konuşmada, “artık açık ve dürüst olmanın zamanı geldiğini” belirterek yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması için daha fazla çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.Avrupa’yı etkisi altına alan ölümcül sıcak hava dalgası devam ederken, BM Genel Sekreteri António Guterres, fosil yakıtların neden olduğu iklim değişikliğine karşı daha iddialı küresel eylem çağrısında bulundu ve geri döndürülemez zararların önlenmesi gerektiğini vurguladı.Londra İklim Eylem Haftası’nda yaptığı önemli konuşmada Guterres, dünyanın petrole bağımlılığının hem iklim krizini hem de enerji egemenliği sorununu derinleştirdiğini belirtti. Enerji krizinin, Hürmüz Boğazı’ndaki büyük çaplı sevkiyat aksaklıkları ve İran, İsrail ve ABD arasındaki çatışmalarla daha da ağırlaştığına dikkat çekti.“Bu krizler birbirinden ayrı gibi görünebilir, ancak aynı yıkıcı kaynağı paylaşıyolar: fosil yakıtlar. Ve aynı çözümü gerektiriyorlar: temiz enerjiye hızlı ve adil bir geçiş ile iklim değişikliğinin etkilerini hâlihazırda yaşayanlar için uyum, dayanıklılık ve iklim adaletinin güçlendirilmesi,” dedi.Genel Sekreter, kurşunlu benzinin aşamalı olarak kaldırılması ve ozon tabakasına zarar veren kimyasalların yasaklanması sürecine benzer bir küresel dönüşüm için siyasi liderlik çağrısında bulundu.BM'nin enerji bağımsızlığı planıEmisyonları hızla azaltmak: Emisyonlar derhal zirve yapmalı ve 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşmalıdır. Bunun için metan emisyonlarının azaltılmasına yönelik küresel çabalar güçlendirilmelidir.Temiz enerjiyi hızlandırmak: Yenilenebilir enerji yatırımları artırılmalı, fosil yakıt projelerine verilen sübvansiyonlar sona ermeli ve fosil yakıt şirketlerinin olağanüstü kârları vergilendirilerek kırılgan topluluklar ve enerji dönüşümü desteklenmelidir.Yapay zekânın çevresel etkilerini azaltmak: Büyük yapay zekâ şirketleri veri merkezlerinin çevresel etkilerini açıklamalı ve tüm veri merkezlerini 2030 yılına kadar yenilenebilir enerjiyle çalıştırmalıdır.Adil bir dönüşüm sağlamak: Temiz enerjiye geçiş yeni işler yaratmalı, toplulukları desteklemeli ve gelişmekte olan ülkeler için kalkınma fırsatları sunmalıdır.İklim dayanıklılığını güçlendirmek: Uyum çalışmaları, erken uyarı sistemleri ve kırılgan toplulukları koruyan önlemlere daha fazla yatırım yapılmalıdır.Adil finansmanı harekete geçirmek: Gelişmekte olan ülkelerin temiz enerji, iklim uyumu ve sürdürülebilir kalkınma yatırımları için uygun maliyetli finansmana erişimi genişletilmelidir.Bilimi ve gerçeği savunmak: Bilime olan güven artırılmalı, iklim değişikliği konusundaki dezenformasyonla mücadele edilmeli ve çevre gazetecileri ile insan hakları savunucuları korunmalıdır.Dünyanın dönüm noktalarıDünya liderlerinin, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5°C ile sınırlandırmak amacıyla Paris Anlaşması’nı kabul etmelerinin üzerinden on yıldan fazla zaman geçti.Ancak BM destekli bilim insanları, yıllık ortalama sıcaklıkların önümüzdeki yıllarda bu eşiği aşmasının muhtemel olduğu konusunda uyarıyor.“Derecenin her küçük kesri önemlidir,” diyen Guterres, mercan resiflerinin çökmesi, buz tabakalarının erimesi, milyonlarca insanın yerinden olması ve bazı küçük ada devletlerinin sular altında kalma riski konusunda uyarıda bulundu.“Önümüzdeki görev, bu aşımı mümkün olduğunca sınırlamak, süresini kısaltmak ve sıcaklıkları mümkün olan en kısa sürede yeniden 1,5°C'nin altına indirmektir,” dedi.“Tüm enerji şoklarının anası”İran ile ABD arasında İsviçre’de yürütülen görüşmelere imkân tanımak amacıyla çatışmalara verilen 60 günlük araya atıfta bulunan Genel Sekreter, her türlü barış anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi.Ancak Orta Doğu’daki krizin, 1970’lerdeki petrol krizleri ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yarattığı enerji sarsıntılarıyla kıyaslanabilecek ölçekte “tüm enerji şoklarının anasını” tetiklediğini belirtti.Gelişmekte olan ülkelerin bu krizden çok daha ağır etkilendiğini vurgulayan Guterres, bunun aynı zamanda:bir borç krizi,bir gıda krizi,ve bir kalkınma kriziolduğunu söyledi.Yenilenebilir enerjiyle adil bir gelecekGenel Sekreter “İyi haber şu ki, geçmişteki tüm enerji krizlerinden farklı olarak bugün önümüzde net bir çıkış yolu var. Temiz bir çıkış yolu,” diye konuştu.Guterres, 2010 yılından bu yana güneş enerjisinin maliyetinin yaklaşık yüzde 90, kara tipi rüzgâr enerjisinin yüzde 70’in üzerinde ve batarya depolama maliyetlerinin yüzde 95 oranında düştüğünü hatırlattı.Yenilenebilir enerjinin, ABD, Avrupa Birliği ve Japonya’nın toplam yıllık karbon emisyonlarından daha fazlasını önlediğini belirten Guterres, temiz enerji yatırımlarının artık fosil yakıtlara yapılan yatırımların neredeyse iki katına ulaştığını söyledi.Guterres “Güneş ışığına ambargo uygulanamaz, rüzgârı abluka altına almak mümkün değildir,” ifadelerini kullandı. Enerji bağımsızlığı için yedi maddelik plan1. Emisyonları hızla azaltmakEmisyonlar derhal zirve yapmalı, bu on yıl içinde keskin biçimde düşmeli ve 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşmalıdır.Küresel emisyonların yaklaşık yüzde 80’inden sorumlu olan G20 ülkelerinin öncülük etmesi gerektiğini belirten Guterres, metan emisyonlarını azaltmak için küresel bir Eylem Çağrısı başlattığını duyurdu.“Dünya kurşunlu benzini terk etti. Ozon tabakasını incelten kimyasalları ortadan kaldırdı. Şimdi sırada metan kirliliği olmalıdır,” dedi.Genel Sekreter konuşmasında ayrıca metan emisyonlarının azaltılmasına yönelik yeni bir Küresel Eylem Çağrısı (Global Call to Action on Methane) başlattığını duyurdu. Metanın küresel ısınmanın yaklaşık üçte birinden sorumlu olduğunu ve karbondioksitten yaklaşık 80 kat daha güçlü bir sera gazı olduğunu belirten Guterres, atık, tarım ve fosil yakıt sektörlerinde hızlı emisyon azaltımlarının kısa vadede önemli iklim faydaları sağlayabileceğini söyledi. Petrol ve gaz sektöründeki metan emisyonlarının büyük bölümünün mevcut teknolojilerle azaltılabileceğine dikkat çeken Genel Sekreter, “Dünya kurşunlu benzini terk etti. Ozon tabakasını incelten kimyasalları ortadan kaldırdı. Şimdi sırada metan kirliliği olmalıdır.” dedi.2. Temiz enerjiye öncelik vermekYeni fosil yakıt projelerine verilen kamu destekleri sona erdirilmeli ve temiz enerji projeleri hızlandırılmalıdır.“Dünyanın en büyük sekiz fosil yakıt şirketi yalnızca bu yılın ilk çeyreğinde ilave 6,5 milyar dolar kâr elde etti. Hükümetleri bu kârları vergilendirmeye çağırıyorum,” dedi.3. Yapay zekâ veri merkezlerinde şeffaflıkTüm büyük yapay zekâ şirketleri veri merkezlerinin karbon, su ve arazi kullanım etkilerini ölçmeli ve kamuoyuna açıklamalıdır.Genel Sekreter, ayrıca tüm veri merkezlerinin 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji ile çalıştırılması gerektiğini vurguladı.Bugün veri merkezlerinin birçok ülkeden daha fazla elektrik tükettiğine dikkat çeken Genel Sekreter, “Artık açık ve dürüst olmanın zamanı geldi,” dedi.4. Adil dönüşümTemiz enerjiye geçişin çalışanlar, topluluklar ve gelişmekte olan ülkeler için fayda üretmesi gerektiğini belirten Guterres, bu sürecin Türkiye’de düzenlenecek COP31 tarafından da ileriye taşınacağını söyledi.Guterres, “Dönüşümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği artık tartışma konusu değildir. Mesele bunun yönetilen mi yoksa kaotik mi, adil mi yoksa eşitsiz mi olacağıdır,” dedi.5. İklim etkilerine karşı en kırılgan kesimleri korumakUyum çalışmaları hayat kurtarır, toplulukları korur ve ekonomilerin şoklara dayanmasına yardımcı olur.Genel Sekreter, gelişmiş ülkeleri uyum finansmanını iki katına çıkarma ve uzun vadede üç katına ulaştırma taahhütlerini yerine getirmeye çağırdı.6. Adil finansman sağlamakBirçok gelişmekte olan ülkenin temiz enerji yatırımları için gelişmiş ülkelere kıyasla iki ila üç kat daha yüksek maliyetle borçlandığını belirten Guterres, bunun temiz enerji dönüşümünü yavaşlattığını söyledi.Genel Sekreter, Afrika’nın dünyanın en iyi güneş enerjisi kaynaklarının yüzde 60’ına sahip olmasına rağmen küresel temiz enerji yatırımlarının yalnızca yüzde 2’sini aldığını hatırlattı.Gelişmiş ülkelerin Kayıp ve Zarar Fonu ile Yeşil İklim Fonu’na verdikleri destek sözlerini yerine getirmeleri gerektiğini vurguladı.7. Bilimi ve gerçeği savunmakSon olarak Guterres, iklim değişikliği konusunda kasıtlı olarak yayılan yanlış bilgilerin iklim eylemini geciktirdiğini ve toplumsal güveni zayıflattığını belirtti.İklim ve çevre alanında çalışan gazetecilerin ve insan hakları savunucularının korunması gerektiğini vurgulayarak, BM, UNESCO ve Brezilya öncülüğünde yürütülen İklim Değişikliğinde Bilgi Bütünlüğü Küresel Girişimine dikkat çekti.Genel Sekreter “Gerçekler önemlidir. Bilim önemlidir. Bilgi bütünlüğü önemlidir.” dedi.
1 of 5
Basın Duyurusu
11 Mart 2026
Sadece her 7 ülkeden 1’i bir kadın tarafından yönetiliyor
IPU ve UN Women tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2026” Haritasına göre, dünya genelinde kadınlar siyasi liderlikte büyük ölçüde yetersiz temsil edilmeye devam ediyor ve kararlar hala büyük ölçüde erkekler tarafından alınıyor. 2026 itibarıyla yalnızca 28 ülke bir kadın Devlet ya da Hükümet Başkanı tarafından yönetiliyor. Buna karşılık 101 ülkede bugüne kadar hiç kadın lider görev yapmadı. IPU ve UN Women tarafından hazırlanan “Siyasette Kadın 2026” haritası, 11 Mart 2026’da 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında düzenlenen bir etkinlikte tanıtıldı.Kadınlar siyasi liderlikten dışlanması, barış, güvenlik ve ekonomik alanlardaki kararların kadınların deneyimi ve bakış açısı olmadan alınmasına yol açıyor. Yeni küresel veriler, özellikle yürütme organlarında kadınların siyasi liderliğinde ilerlemenin duraksadığını ve bazı durumlarda geriye gidiş yaşandığını gösteriyor.IPU ve UN Women verilerinin öne çıkan bulguları:Kadınlar dünya genelinde kabine bakanlıklarının yalnızca yüzde 22,4’ünü elinde bulunduruyor. Bu oran 2024’te yüzde 23,3’tü. Bu, yıllardır süren kademeli ilerlemenin ardından bir gerilemeye işaret ediyor.14 ülke, kabinelerinde eşitliği sağlamayı başardı; bu durum eşit temsilin mümkün olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 8 ülkede hala hiç kadın bakan bulunmuyor.Kadınlar dünya genelinde parlamentolardaki sandalyelerin yüzde 27,5’ini elinde bulunduruyor. Bu oran 2025’te yüzde 27,2 idi. Sadece 0,3 puanlık artış, 2017’den bu yana kaydedilen en yavaş büyümenin ikinci yıl üst üste yaşandığını gösteriyor ve kadınların siyasi karar alma gücüne erişiminin ne kadar yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor.Ocak 2026 itibarıyla dünya genelinde 54 kadın parlamento başkanı bulunuyor; bu sayı tüm parlamento başkanlarının yüzde 19,9’una karşılık geliyor. Bu oran bir önceki yıla göre yaklaşık 4 puanlık bir düşüş anlamına geliyor ve son 21 yılda kadın parlamento başkanı sayısındaki ilk azalmayı temsil ediyor.Siyasette yer alan kadınlar, hem çevrim içi hem de çevrim dışı ortamda artan şiddet ile karşı karşıya. Ankete katılan kadın parlamenterlerin yüzde 76’sı kamuoyu tarafından yıldırmaya maruz kaldığını bildirirken bu oran erkeklerde yüzde 68. Bu durum kadınların aday olması önünde bir engel teşkil ediyor ve siyasi güçte eşitliğe ilerlemeyi yavaşlatıyor.Kadınlar liderlik pozisyonlarına ulaştıklarında bile çoğu zaman geleneksel olarak sosyal sektörlerle ilişkilendirilen sınırlı sayıda alanda yoğunlaşıyor.Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bakanlıklarının yüzde 90’ını ve aile ve çocuk işlerinden sorumlu bakanlıkların yüzde 73’ünü yönetiyor. Bu durum siyasi liderlikte uzun süredir var olan toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını güçlendiriyor. Erkekler ise savunma, içişleri, adalet, ekonomi, yönetişim, sağlık ve eğitim gibi bakanlıkların neredeyse tamamını yönetmeye devam ediyor.UN Women İcra Direktörü Sima Bahous şöyle konuştu:“Küresel istikrarsızlığın arttığı, çatışmaların tırmandığı ve kadın haklarına yönelik görünür bir gerilemenin yaşandığı bir dönemde kadınların siyasi liderlikten dışlanması, toplumların karşı karşıya oldukları zorluklara yanıt verme kapasitesini zayıflatıyor. Kadınlar daha iyi kararlar alınması, çatışmaların önlenmesi ve kalıcı barışın inşası için hayati öneme sahip perspektifler ve deneyimler getiriyor. Kadınlar siyasi liderliğe tam olarak dahil olduğunda ülkeler daha istikrarlı oluyor, politikalar insanlar için daha iyi işliyor ve toplumlar dünyamızı şekillendiren krizlerle başa çıkmaya daha hazırlıklı hale geliyor.”IPU Başkanı Tulia Ackson ise şunları söyledi:“Eşit temsil ahlaki bir zorunluluktur; çünkü kadınların hayatlarını yöneten kararları şekillendirmede eşit hakları vardır. Aynı zamanda akıllıca bir tercihtir. Kurumlar, hizmet ettikleri toplumları yansıttığında daha iyi kararlar alır. Her kesimden kadının her düzeyde var olduğu ve etkili olduğu kurumlar önyargıları daha iyi tespit edebilir, daha adil çözümler geliştirebilir ve kamu güvenini daha güçlü biçimde kazanabilir.”IPU Genel Sekreteri Martin Chungong ise şöyle konuştu:“IPU, iyi tasarlanmış kotaların ve güçlü siyasi iradenin değişimi hızlandırmak ve kadınların demokratik karar alma süreçlerinde seslerinin duyulmasını sağlamak için hayati olduğuna defalarca vurgu yapmıştır. Aynı zamanda erkekler ve kadınlar siyasi kültürü dönüştürmek, kalıp yargılara meydan okumak ve temsil ettikleri toplumları yansıtan kapsayıcı parlamentolar inşa etmek için eşit ortaklar olarak birlikte çalışmalıdır.”Değişimin yavaş ilerlemesine rağmen dünyanın dört bir yanındaki kadınlar siyasi yaşamda yerlerini almak için sınırları zorlamaya devam ediyor. Ayrımcı yasalar, siyasette kadına yönelik şiddet ve kaynaklara eşitsiz erişim gibi yapısal engellerin kaldırılması ve olumsuz toplumsal normların dönüştürülmesi, önümüzdeki yıllarda kadınların siyasi liderlikte eşit temsile ulaşması için kritik önem taşıyor.Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda küresel standartları belirleyen en üst düzey hükümetler arası organı olan Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu, kadın haklarındaki gerilemenin tersine çevrilmesi için nesilde bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat sunuyor. Demokrasi, kadınlar karar alma süreçlerinde her düzeyde eşit biçimde temsil edildiğinde daha güçlü, daha adil ve daha dayanıklı olacaktır.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org turkiye.unwomen.org
1 of 5
Basın Duyurusu
06 Mart 2026
UN Women Türkiye’den 8 Mart’ta adalete erişim ve eşit haklar için çağrı
8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2026 yılı kampanyası, adalete erişimin eşit şekilde sağlanmasını kadın hakları gündeminin merkezine yerleştirmeyi amaçlıyor. Kampanya, adaletin yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmadığı, yasaların etkin biçimde uygulandığı, hesap verebilirliğin sağlandığı ve kadınların ve kız çocuklarının adalete güvenle erişebildiği bir dönüşüm için Türkiye’de “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz.” sloganı altında eylem çağrısında bulunuyor.21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasındaki hukuki eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmış değil. Çalışma hayatından kazanca, güvenlikten aile yaşamına; mülkiyetten hareket özgürlüğüne, girişimcilikten emekliliğe kadar yaşamın temel alanlarında hukuk sistemleri kadınları sistematik biçimde dezavantajlı konumda bırakabiliyor.Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik uzun süredir verilen taahhütlere karşı küresel ölçekte bir geriye gidiş yaşanırken, kadınların ve kız çocuklarının hak ihlalleri de hız kazanıyor. Mahkemelerden dijital alanlara, çatışma bölgelerinden gündelik yaşama kadar uzanan küresel bir cezasızlık kültürü bu ihlalleri besliyor. Kadınlar ve kız çocukları dünya genelinde hala eşitsizlikler ve çok boyutlu şiddet riskleriyle karşı karşıya. Kadınlar, 2026 itibarıyla dünya genelinde erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Bu durum, kadınları yaşamlarının her aşamasında ayrımcılığa, şiddete ve dışlanmaya açık hale getiriyor.Kadınlar ve erkekler arasındaki yasal eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırıldığı hiçbir ülke yok. Mevcut hızda ilerlenmesi halinde, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması 286 yıl sürecek. Ülkelerin yüzde 54’ünde tecavüzün rızayı göz önüne alan bir yasal tanımı hala bulunmuyor. Ülkelerin yüzde 44’ünde eşit değerde işe eşit ücret ilkesini destekleyen bir yasa yok. Ülkelerin 4’te 3’ünde çocuk yaşta evliliğe hala izin veriliyor. Bu durum ağırlıklı olarak kız çocuklarını etkiliyor. Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun göz ardı edildiği çatışma bölgelerinde ya da bu bölgelerin yakınında yaşayan 676 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bulunuyor ve çatışmaya bağlı cinsel şiddet son iki yılda yüzde 87 arttı. Ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar adalete erişimde erkeklerden daha fazla engelle karşılaşmaktadır. İlerleme mümkünBM Genel Sekreteri’nin “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için Adalete Erişimin Güvence Altına Alınması ve Güçlendirilmesi” raporu, ilerlemenin mümkün olduğunu ortaya koyuyor: Ülkelerin yüzde 87’si aile içi şiddete karşı yasal düzenlemeleri hayata geçirmiş durumda ve son on yılda 40’tan fazla ülke kadınlar ve kız çocukları için anayasal güvenceleri güçlendirdi. Ancak yasalar tek başına yeterli değil. Damgalama, mağdur suçlama, korku ve toplumsal baskı gibi ayrımcı sosyal normlar, hayatta kalanların sesini susturuyor ve adalete erişimi engelliyor. Bu durum, kadın cinayetleri de dahil olmak üzere en ağır şiddet biçimlerinin cezasız kalmasına yol açıyor. UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak verdiği mesajda şunları söyledi: “Kadınlar ve kız çocukları adalete erişemediğinde, ortaya çıkan zarar davaların çok ötesine geçiyor. Toplumsal güven sarsılıyor, kurumlar meşruiyetini yitiriyor ve hukukun üstünlüğü zayıflıyor. Nüfusun yarısını yüzüstü bırakan bir adalet sistemi, adaleti savunduğunu iddia edemez.”UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond ise Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak şunları söyledi: “Bu yıl odağımızı kadınlar ve kız çocuklarının temel insan haklarına ve adalete erişimine yöneltiyoruz. Kadınlar için adalete erişim yalnızca mahkemeye gidebilmek demek değildir. Haklarını bilmek ve bilgiye erişebilmek demektir. Hukuki yardım ve destek hizmetlerine engeller olmadan ulaşabilmek demektir. Haklar, kadınların ve kız çocuklarının güven içinde ve onurlu bir yaşam sürebilmesinin temelidir. Haklar hesap verebilirlik yaratır; kurumlar için açık sorumluluklar tanımlar. İşte bu nedenle kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, gençler ve akademiyle birlikte çalışmak zorundayız. Birlikte daha güçlüyüz ve daha ileri gidebiliriz.”UN Women, “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz” sloganıyla;“Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için” haklarının korunduğu ve uygulandığı, kız çocuklarının eğitime tam ve güvenli erişiminin güvence altına alındığı, çocuk yaşta evliliklerin sona erdiği, kadınların çalışma yaşamına, toplumsal hayata, karar alma mekanizmalarına ve liderliğe eşit ve tam katıldığı, kadınların siyaset ve adalet mekanizmalarında söz sahibi olduğu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin her türüne karşı güçlü koruma ve önleme mekanizmalarının hayata geçirildiği, aile, çalışma ve sağlık mevzuatının kadınlara karşı ayrımcılık içermediği, hayatta kalanları merkeze alan, önyargısız, cezasızlığa ve fail dokunulmazlığına sıfır toleransla işleyen sistemlerin kurulduğu bir gelecek çağrısında bulunuyor.Bu yıl gerçekleşecek Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (KSK70) – Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki en üst düzey hükümetlerarası organı, kadın haklarındaki geriye gidişi durdurmak ve adaleti güvence altına almak için önemli bir fırsat sunuyor.Sima Bahous konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Şimdi ayağa kalkma, görünür olma ve ses çıkarma zamanı. Haklar için, adalet için ve eylem için… Her kadının ve her kız çocuğunun güvenle yaşayabildiği, özgürce konuşabildiği ve eşit bir yaşam sürebildiği bir dünya için.”Uluslararası Kadınlar Günü etkinliği ve KSK70’in açılışı, bu yıl 9 Mart 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gerçekleştirilecek. Etkinlikler 09.00 (EST) itibarıyla başlayacak ve çevrimiçi olarak da izlenebilecek.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org Kampanya görselleri için:https://trello.com/b/dMgTeFD5/iwd-2026
1 of 5
Basın Duyurusu
09 Aralık 2025
Kadın insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci her 10 kadından 7’si dijital şiddete maruz kaldığını bildiriyor
Cenevre – 9 Aralık 2025 – Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Kadınlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Programı, UNESCO ile iş birliğinde ve TheNerve, City St George's, Londra Üniversitesi ve Uluslararası Gazeteciler Merkezi araştırmacıları ortaklığında yeni bir rapor yayımladı. Rapora göre, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazetecilere yönelik çevrim içi şiddet alarm veren bir noktaya ulaştı ve çoğu zaman çevrim dışı saldırılara da yol açıyor. Etkin önlemler alınmazsa, çevrim içi şiddet kadınları dijital alanlardan uzaklaştırarak demokrasi ve ifade özgürlüğünü zedeleyebilir. “Kırılma noktası: Kamusal alanda kadınlara yönelik şiddetin tüyler ürpertici tırmanışı” başlıklı rapor, ankete katılan kadınların yüzde 70'inin mesleklerini yaparken çevrim içi şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 41'i çevrim içi tacizle bağlantılı çevrim dışı zarar gördüğünü bildiriyor. Kadın gazeteciler için çevrim içi taciz ile çevrim dışı zarar arasındaki bağlantı giderek daha çok endişe verici hale geldi. UNESCO tarafından yayınlanan 2020 küresel anketinde, kadın gazetecilerin yüzde 20'si yaşadıkları çevrim dışı saldırı veya tacizi çevrim içi şiddetle ilişkilendiriyor. Aynı araştırmacılar tarafından yürütülen “Dönüm Noktası” raporunun 2025 anket verilerine göre ise gazeteciler ve medya çalışanlarında bu oran iki katından fazla artarak yüzde 42'ye çıkmış durumda.BM Kadın Birimi Politika, Program ve Hükümetlerarası İlişkiler Bölüm Direktörü Sarah Hendricks, “Bu rakamlar, dijital şiddetin sanal değil, gerçek dünyada sonuçları olan gerçek bir şiddet olduğunu doğruluyor” dedi. “İnsan haklarımızı savunan, güncel gelişmeleri aktaran veya sosyal hareketlere öncülük eden kadınlar, utandırmak, susturmak ve kamusal tartışmalardan uzaklaştırmak amaçlarıyla taciz ediliyor. Bu saldırılar artık ekranlarda kalmıyor, ve kadınların kapısına giderek daha fazla dayanıyor. Çevrim içi alanların kadınları susturan ve demokrasiyi zayıflatan platformlara dönüşmesine izin veremeyiz."TheNerve Bilgi Bütünlüğü Girişimi Direktörü Prof. Julie Posetti, "Bu veriler, yapay zekanın körüklediği taciz ve yükselen otoriterleşme çağında, kamusal alanda kadınlara yönelik çevrim içi şiddetin arttığını gösteriyor. Ancak asıl kaygı verici olan veri, kadın gazetecilerin çevrim içi şiddetle ilişkili olarak deneyimledikleri çevrim dışı zararın 2020'den bu yana iki katından fazla artmış olması 2025 anketine katılanların yüzde 42'si de bu tehlikeli ve potansiyel olarak ölümcül gidişatı tespit etti.” ifadelerini kullandı. Rapor ayrıca, ankete katılan insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci kadınların yaklaşık 4’te 1’inin, yapay zeka ile üretilen sahte görüntüler (deepfake) ve manipüle edilmiş içerik gibi yapay zeka destekli çevrim içi şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. İnsan hakları alanındaki yazar ve iletişimciler ise (örneğin, sosyal medya içerik üreticileri) yüzde 30 ile bu şiddet türüne en yüksek oranda maruz bırakılan kadınlar arasında.Dünya Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını tamamlarken yayınlanan rapor kampanyaya da atıfta bulunuyor. 16 Günlük Aktivizm kampanyası bu yıl, dijital şiddet konusunda farkındalık yaratmaya ve kadına ve kız çocuklarına yönelik teknoloji destekli şiddeti bir insan hakları ihlali olarak kabul etmeye odaklanıyor. Kampanya kapsamında, teknoloji aracılığıyla üretilen kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak kabul eden daha etkin yasalar ve politikalar, teknoloji şirketleri için sağlam düzenlemeler ve hesap verebilirlik mekanizmaları, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazeteciler için güvenlik protokolleri ve destek sistemleri, eğilimleri izlemek, kesişimsel etkileri anlamak ve kanıta dayalı politika ve uygulamaları bilgilendirmek için araştırma ve verilere yatırım yapılması çağrısında bulunuluyor. BM Kadın Birimi, Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını, kadınlara yönelik teknoloji destekli şiddeti önlemek ve buna müdahale etmek için kurumsal bir stratejiyle sonlandıracak. Bu strateji, hesap verebilirliği güçlendirmeye, kanıt ve veri eksikliklerini gidermeye, önleme ve mağdur odaklı destek mekanizmalarını hızlandırmaya, daha fazla dayanıklılık inşa etmeye ve kadın hakları hareketlerinin ve kadın liderlerin sesini duyurmaya odaklanıyor.ACT Programı hakkındaSavunuculuk, Koalisyon Oluşturma ve Dönüştürücü Feminist Eylem (ACT) programı, Avrupa Komisyonu ve BM Kadın Birimi'nin, BM Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırma Güven Fonu ile iş birliği içinde, Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Eylem Koalisyonu'nun eş liderleri olarak oluştudukları ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan bir taahhüttür. ACT'nin ortak savunuculuk gündemi, feminist kadın hakları hareketlerinin önceliklerini ilerletmekte ve seslerini duyurmakta, ortak öncelikler, stratejiler ve eylemlere odaklanan bir iş birliği çerçevesi sağlamaktadır.BM Kadın Birimi HakkındaBM Kadın Birimi, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletmek ve tüm kadın ve kız çocuklarının güçlenmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında BM'nin öncü kuruluşu olarak, yasaları, kurumları, davranışları ve hizmetleri eşitlikten yana dönüştürerek toplumsal cinsiyete dayalı uçurumu ortadan kaldırmayı ve tüm kadınlar ile kız çocukları için eşit bir dünya kurmayı hedeflemektedir. BM Kadın Birimi, her zaman ve her yerde kadınların ve kız çocuklarının haklarını küresel ilerlemenin merkezinde tutar. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca işi değil; aynı zamanda kimliğinin bir parçasıdır.Bilgi Bütünlüğü Girişimi HakkındaBilgi Bütünlüğü Girişimi, Nobel Ödülü sahibi Maria Ressa tarafından kurulan dijital adli tıp laboratuvarı TheNerve'in yeni bir projesidir. Toplumsal cinsiyet, dezenformasyon, ifade özgürlüğü ve kamu yararını gözeten medyanın ortak zemininde eylem odaklı araştırmayı temel alır.
1 of 5
Basın Duyurusu
25 Kasım 2025
Birleşmiş Milletler, Kadın Cinayetleri 2024 Raporu: Her 10 Dakikada Bir Kadın ya da Kız Çocuğu Öldürülüyor!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlanan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ortak raporu, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin tamamen önlenebileceğini, buna karşın kadın cinayetlerinin alarm verici düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.Rapora göre 2024 yılında 50 bin kadın ve kız çocuğu, yakın partneri veya bir aile üyesi tarafından öldürüldü. Bu sayı, kadın ve kız çocuklarına yönelik tüm kasıtlı cinayetlerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. 2023’te bu rakam 51.100 idi. Ülke özelinde üretilen verilerin eşitsizliği ya da farklılığından kaynaklanan bu düşüş, maalesef gerçek bir azalmaya işaret etmiyor. Bugün dünyada hâlâ her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakınındaki kişiler tarafından öldürülüyor.Rapora göre, günde ortalama 137 kadın ev içinde öldürülüyor. Erkek cinayetlerinin ise yalnızca yüzde 11'i özel alanda işleniyor. Bölgesel görünüm: En yüksek oran Afrika’da, Avrupa ise hâlâ risk altında Afrika, 2024 yılında gerçekleşen partner veya aile içi kadın cinayetlerinde 100 binde 3 kadınla dünyanın en yüksek oranına sahip bölgesi olurken, onu 100 binde 1,5 kadın ile Amerika ve 100 binde 1,4 kadın ile Okyanusya takip ediyor. Asya’da 2024 yılı için kaydedilen 100 binde 0,7 kadın ve Avrupa’da ise 100 binde 0,5 kadın olarak belirtilen oranlar küresel ortalamaya kıyasla daha düşük görünse de, Avrupa’da yakın partner şiddetinin oransal yüksekliği son derece çarpıcı bir tablo sunuyor: 2024 yılında Avrupa’da öldürülen kadınların yüzde 64’ü, yakın partnerleri tarafından öldürüldü.Avrupa ve Orta Asya’dan gelen örnekler, birçok kadının öldürülmeden önce çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment) gibi dijital şiddet biçimleriyle karşı karşıya kaldığını, bazı kadınların ise fail cezaevinden çıktıktan kısa süre sonra öldürüldüğünü gösteriyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkiye’de de durum çok farklı değil. Türkiye’de internet kullanan her 4 gençten 1’i dijital şiddete maruz kalıyor ve kadınlarda bu olasılık erkeklere oranla 27 kat daha fazla.Dijital şiddet öldürüyor: Çevrim içi nefret çevrim dışı zarar veriyor!Rapor, çevrim içi şiddetin yalnızca “sanal” bir tehdit olmadığını, aksine kadınları ve kız çocuklarını fiziksel şiddet ve cinayetlere karşı ciddi şekilde savunmasız bırakan somut bir şiddet biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’taki araştırmalar, ev içi cinayetlerde kadınların yüzde 60’ının öldürülmeden önce çevrim içi olarak izlendiğini gösteriyor. Ayrıca gazeteciler, siyasetçiler ve aktivistler gibi kamusal alanda bilinirliği yüksek kadınlar, dijital şiddete en çok maruz kalan grupların başında geliyor. Dünya genelinde her 3 ya da 4 kadın gazeteciden 1’i, birçok bölgede ise her dört ila üç kadın siyasetçiden biri, ölüm tehditleri de dahil olmak üzere çevrim içi şiddet tehditleri aldığını bildiriyor. Dijital teknolojiler, sanal ortamlarda kadına yönelik şiddetin yayılmasını kolaylaştırırken, çevrim içi paylaşılan fotoğraf ve videolar nedeniyle kadınlar ve kız çocukları öldürülüyor ve hatta bazı durumlarda bu cinayetler sosyal medyada canlı olarak yayınlanıyor. Bu durum, dijital şiddetin gerçek dünyadaki ölümcül sonuçlarla doğrudan bağlantısını gözler önüne seriyor.Kadınlar dijital ortamda çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), dijital teşhir (cyberflashing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment), dijital yıldırma (sealioning), dijital cinsel şantaj (sextortion), görüntü temelli şiddetle ilişkili içeriklerin kötüye kullanımı, gibi teknoloji destekli birçok şiddet biçimine maruz bırakılıyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun birlikte yürüttüğü 16 Günlük Aktivizm Kampanyası bu yıl “Dijital Şiddete Noktayı Koy” söylemiyle dijital şiddet ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.BM Kadın Birimi Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond raporla ilgili şu açıklamada bulundu:“Bu rapor bize çok açık bir gerçeği hatırlatıyor: Kadın cinayetleri kaçınılmaz değil, önlenebilir. Şiddet çoğu zaman dijital alanda başlıyor, tehdit, baskı ve taciz ile devam ediyor ve gerekli müdahale yapılmadığında ölümcül sonuçlara varıyor. Çevrim içi güvenlik için herkesin pratik araçlara ihtiyacı var. Kadınlar ve kız çocuklarının hesaplarını nasıl koruyacaklarını, istismar edici davranışı nasıl tanıyacaklarını, hızlı bir şekilde nasıl bildireceklerini ve hedef alınanları nasıl destekleyeceklerini bilmeleri hayati önem taşıyor. Her kadın ve kız çocuğunun yaşam hakkını korumak için dijital ve fiziksel tüm alanlarda erken uyarı işaretlerini ciddiye almalı, güçlü adalet ve etkin koruma mekanizmaları kurmalıyız.”Veriye dayalı politika şart!Rapor, birçok ülkede kadın cinayetlerine ilişkin verilerin eksik raporlandığını, bu görünmezliğin ortadan kaldırılması için acil eylem gerektiğini vurguluyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi, 2022’de kabul edilen uluslararası istatistik çerçevesinin uygulanması için ülkelerle birlikte çalışmayı sürdürüyor. Raporun tamamına buradan ulaşılabilir: https://www.unwomen.org/en/digital-library/publications/2025/11/femicides-in-2024-global-estimates-of-intimate-partner-family-member-femicides
1 of 5
Basın Duyurusu
15 Ekim 2025
Açıklama: Kırsal Kadınlar Yükseliyor – Beijing+30 ile Dayanıklı Gelecekler Şekillendiriyor
Bu Kırsalda Yaşayan Kadınlar Günü’nde, herkesi kırsal alanlarda yaşayan kadınların ve kız çocuklarının eşitliğini, haklarını ve güçlenmesini ilerletmek için cesur adımlar atmaya çağırıyoruz. Kadınlar her gün topluluklara gıda sağlıyor, çevreyi koruyor ve sürdürülebilir kalkınmayı destekliyorlar. Onlara yatırım yapmak hem bir adalet eylemidir, hem de ortak geleceğimizi güvence altına alır.Nesiller boyunca, kırsal alanlardaki kadınlar değişim için kolektif hareketleri yönlendirdi: toplulukları harekete geçirdiler, politikaları etkilediler ve iklim adaleti gibi hayati konuların savunuculuğunu yaptılar. Liderlikleri, kırsal alanların aşırı yoksulluk ve gıda güvensizliğinden en çok etkilendiği durumlarda bile, yerel eylemler ile küresel ilerleme arasında köprüler kurmaya devam ediyor; bu durum kadınları, gençleri ve yerli hakları en çok etkiliyor. Mevcut eğilimler devam ederse, 2030 yılına kadar 351 milyon kadın ve kız çocuğu hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşayacak.Bu zorluklar arasında, Ruanda’dan Verene Ntakirutimana’nın hikayesi, kırsal alanlardaki kadınların güçlenmesinin somut ve kalıcı değişim yarattığını gösteriyor. Kırsal Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Ortak Programı’nın desteğiyle, sadece geçimini sağladığı tarımdan başarılı bir küçük işletmeye geçti. Başarısı, topluluk tutumlarını değiştirdi: kalıp yargıları sorguladı, ortak karar alma süreçlerini teşvik etti ve başkalarına ilham verdi.Bu yılın teması olan “Kırsal Kadınlar Yükseliyor” hem bir saygı duruşu hem de bir harekete geçirme çağrısıdır. Pekin+30 Eylem Gündemi’nde belirtildiği gibi kırsal alanda yaşayan kadınların yaşam koşullarını, liderliklerini, haklarını ve dayanıklılıklarını ilerletmek elzemdir. 2026 Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı ve 2024–2034 Kırsal Alanlarda Tüm Kadınların, Genç Kızların ve Kız Çocuklarının Hakları için Amerika Arası On Yıl gibi girişimler ve Women to Kilimanjaro gibi topluluk hareketleri, onların çalışmalarını görünür kılmak, seslerini duyurmak ve haklarının tanınmasını sağlamak için güçlü fırsatlar sunmaktadır.Kırsal kadınlar yükseldiğinde, tarlalar bereketlenir, aileler gelişir ve toplumlar dönüşür; bu da bizi Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları vizyonuna doğru ilerletir.
1 of 5
En son kaynaklar
1 / 11
1 / 11