En son
Haber
21 Nisan 2026
Yeni BM Genel Sekreteri kim olacak?
Daha fazla bilgi için
Haber
17 Nisan 2026
PAB 152 kapsamında üst düzey BM Paneli
Daha fazla bilgi için
Haber
16 Nisan 2026
Parlamenterler İstanbul'da BM'nin desteklediği mülteci merkezini ziyaret etti, insani müdahalede yerel ortaklıklar öne çıktı
Daha fazla bilgi için
En son
Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
The Sustainable Development Goals are a global call to action to end poverty, protect the earth’s environment and climate, and ensure that people everywhere can enjoy peace and prosperity. These are the goals the UN is working on in Saudi Arabia:
Haber
21 Nisan 2026
Yeni BM Genel Sekreteri kim olacak?
Birleşmiş Milletler’in onuncu Genel Sekreteri’nin seçimi için süreç resmen başladı. Ocak 2027’de göreve başlayacak yeni liderin, küresel diplomasinin yönünü, krizlere verilen yanıtları ve çok taraflı sistemin geleceğini şekillendirmesi bekleniyor.Neden önemli?Seçim süreci, uluslararası toplumun gündeminde önemli soruları da beraberinde getiriyor:Yeni Genel Sekreter hangi ülkeden olacak?BM tarihinde ilk kez bir kadın lider seçilecek mi?Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri, artan küresel gerilimler ortamında uzlaşı sağlayabilecek mi?Genel Sekreterin rolüGenel Sekreter, Birleşmiş Milletler’in en üst düzey idari yetkilisi ve baş diplomatı olarak:BM Sekretaryasını ve küresel operasyonları yönetir,Uluslararası barışı tehdit eden konuları Güvenlik Konseyi’nin gündemine taşır,Arabulucu, savunucu ve küresel krizlerde kamuoyunun sesi olarak hareket eder,Üye Devletlerin aldığı kararların uygulanmasını sağlar.Takvim nasıl işleyecek?Mevcut Genel Sekreter António Guterres’in görev süresi 31 Aralık 2026’da sona eriyor. Yeni liderin 1 Ocak 2027’de göreve başlaması bekleniyor.Süreç şu şekilde ilerliyor:Kasım 2025: Üye Devletlerden aday göstermeleri istendi1 Nisan 2026: Adaylıklar için son tarihti21–22 Nisan 2026: Adaylar, Üye Devletler ve sivil toplum tarafından “etkileşimli diyaloglar” kapsamında kendilerini ifade ediyorlarTemmuz 2026 sonu: Güvenlik Konseyi adayları kapalı oturumda değerlendiriyor2026 sonu: Genel Kurul atamayı resmileştiriyorUygulamada nihai karar genellikle Ağustos–Ekim ayları arasında netleşiyor.Adaylar kimler?Şu ana kadar dört aday resmen gösterildi:Michelle Bachelet (Şili)Rafael Grossi (Arjantin)Rebeca Grynspan (Kosta Rika)Macky Sall (Senegal)Adaylar genellikle diplomatlar, eski başbakanlar, BM içinden isimler ve üst düzey uluslararası figürler arasından seçiliyor.Süreç nasıl işliyor?Genel Sekreter, BM Şartı’nın 97'inci maddesi uyarınca, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine 193 üyeli Genel Kurul tarafından atanıyor.Bir adayın seçilebilmesi için:Güvenlik Konseyi’nde çoğunluk desteği alması,Daimi üyelerden (Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık, ABD) herhangi birinin vetosuna takılmaması gerekiyor.Konsey içinde yapılan gayriresmî “deneme oylamaları”, adayların destek durumunu ölçmek için kritik rol oynuyor.Bölgesel ve siyasi dengelerResmî bir bölgesel kota bulunmamakla birlikte, bazı çevreler Latin Amerika’nın sırasının geldiğini savunuyor. Bu da mevcut adayların çoğunun bu bölgeden gelmesini açıklıyor.Ayrıca Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin vatandaşları aday gösterilmiyor.İlk kadın Genel Sekreter mümkün mü?BM’nin kuruluşundan bu yana geçen 80 yılda dokuz Genel Sekreter görev yaptı, ancak hiçbiri kadın olmadı.Üye Devletler kadın aday göstermeye teşvik edilse de, cinsiyet resmî bir seçim kriteri değil. Nihai karar yine büyük ölçüde Güvenlik Konseyi’ndeki siyasi dengelere bağlı.Zorlu bir diplomatik süreçGazze, Ukrayna ve İran gibi krizlerde Güvenlik Konseyi içinde yaşanan görüş ayrılıkları, daimi üyeler arasında uzlaşı sağlamanın ne kadar zor olabileceğini gösteriyor.Bu nedenle yeni Genel Sekreterin seçimi, sadece bir liderlik değişimi değil, aynı zamanda çok taraflı sistemin geleceği açısından kritik bir sınav olarak görülüyor.Önceki Genel SekreterlerYeni lider, aralarında Kofi Annan ve Ban Ki-moon gibi isimlerin bulunduğu dokuz Genel Sekreterin ardından göreve gelecek.Birleşmiş Milletler’in ilk Genel Sekreteri Norveçli Trygve Lie olmuştu.Yeni Genel Sekreterin kim olacağı, yalnızca Birleşmiş Milletler’in değil, küresel yönetişimin geleceğini de belirleyecek önemli bir dönüm noktası olacak.
1 of 5
Haber
17 Nisan 2026
PAB 152 kapsamında üst düzey BM Paneli
Ulusal parlamentolar ile Birleşmiş Milletler arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, 17 Nisan’da İstanbul’da düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu kapsamındaki üst düzey panelde ele alındı.Birleşmiş Milletler İşleri Daimi Komitesi himayesinde düzenlenen “Türkiye örneği: Parlamentolarla daha güçlü BM etkileşimi için bir örnek” başlıklı oturum, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile BM Türkiye Ülke Ekibi (UNCT) arasındaki gelişen ortaklıkları ele almak üzere üst düzey BM temsilcilerini bir araya getirdi.Oturumun moderatörlüğünü yapan, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA’lar) hayata geçirilmesinde güçlü yasama katılımının önemine dikkat çekti.Ahonsi “Parlamentolar, sürdürülebilir kalkınmanın merkezinde yer alır; küresel taahhütleri ulusal yasalara dönüştürür, kaynakların tahsisini sağlar ve kurumları hesap verebilir kılar. Bu nedenle Birleşmiş Milletler ile parlamentolar arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, SKA’larda ilerlemeyi hızlandırmak açısından kritik önemdedir,” diye konuştu. Panelistler, parlamento ile BM arasındaki iş birliğinin zaman içinde geçici ve konu bazlı etkileşimlerden daha yapılandırılmış ve stratejik bir ortaklığa dönüştüğünü anlattı. Bu dönüşüm özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları, göç, mülteci koruma ve çözümleri, çocuk hakları ve insan hakları gibi alanlarda kendini gösteriyor. Bu gelişim, daha bütüncül ve ülke odaklı bir BM sistemini hedefleyen reform çabalarıyla da uyumlu halde bulunuyor. Panelde, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) başta olmak üzere, fırsat eşitliği, insan hakları, adalet ve bütçe denetimi alanlarında çalışan parlamento komisyonlarıyla yürütülen iş birliklerinden somut örnekler paylaşıldı. Konuşmacılar, bu tür etkileşimin yasama çerçevelerini güçlendirdiğini, SKA uygulamalarının denetimini geliştirdiğini ve kamu politikalarında hesap verebilirliği artırdığını vurguladı.UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond, toplumsal cinsiyete duyarlı mevzuat ve kadınların siyasi katılımını destekleme çalışmalarına dikkat çekti:Guimond, “Türkiye’nin deneyimi, parlamentolar ile Birleşmiş Milletler arasındaki etkileşimin diyalogun çok ötesine geçebileceğini gösteriyor. Yasaların hazırlanma biçiminden bütçelerin şekillenmesine ve temsiliyetin güçlendirilmesine kadar kurumsal düzeyde gerçek değişim yaratabilir. Parlamento ve PAB ile birlikte, mevzuatın toplumsal cinsiyet analizi ve bütçe döngüsüne entegre toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme gibi artık kurumun işleyişinin bir parçası haline gelen araçları destekliyoruz;. Ayrıca daha önce var olmayan alanlara yatırım yapıyor; farklı siyasi partilerden kadın milletvekillerinin bir araya gelebildiği platformlar oluşturuyoruz. Bu gündem artık dışsal değil; Parlamentonun kendi içinden şekilleniyor,” diye konuştu. UN Women Türkiye’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ortaklığı 2011 yılına dayanmakta olup, Ulusal Kalkınma Planı’na geçici özel önlemlerin dahil edilmesine katkı sağlamış ve Parlamentoda kadın temsilinin bugüne kadarki en yüksek oran olan yaklaşık yüzde 20’ye ulaşmasına destek olmuştur.UNHCR Türkiye Temsilci Yardımcısı Daniela C. Cicchella, parlamentolarla etkileşimin mülteci korumasının yalnızca bir politika taahhüdü değil, aynı zamanda hukuki ve kurumsal bir gerçeklik olarak hayata geçirilmesinde merkezi rol oynadığını vurguladı. Parlamenterler, yasama, denetim ve bütçe rollerini kullanarak mültecilerin ve vatansız kişilerin nasıl karşılandığını, korunduğunu ve topluma dahil edildiğini şekillendirirken, sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesine de katkı sağlıyor.Parlamentoyla etkileşimin güçlendirilmesi, zorla yerinden edilme konusundaki müdahalelerin hukukun üstünlüğüne dayanmasını, uluslararası standartlarla uyumlu olmasını ve ulusal bağlama uygun şekilde geliştirilmesini destekliyor. Türkiye’nin büyük bir mülteci ev sahibi ülke olarak deneyimi, koruma ilkeleri, ulusal sistemler ve toplumsal uyum arasında dengeli bir yaklaşımın, bilinçli parlamenter katkılarla nasıl sağlanabileceğine dair önemli dersler sunuyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler ile yasama organları arasındaki yapılandırılmış iş birliğinin önemini ortaya koyuyor.Parlamentolar Arası Birlik, parlamentoları birbirine bağlama ve iyi uygulamaların küresel ölçekte yaygınlaştırılmasında kilit rol oynuyor. UNHCR ile PAB arasında imzalanan Mutabakat Zaptı, mülteci koruması, çözümler ve vatansızlığın önlenmesi ve azaltılması alanlarında parlamenter katılımı güçlendirmeyi; uluslararası taahhütlerin ulusal mevzuata aktarılmasını ve ulusal deneyimlerin küresel öğrenmeye dönüşmesini amaçlıyor.Zorla yerinden edilmenin arttığı günümüzde parlamenterler; temel ilkelerin korunması, hak ve hizmetlere erişimin sağlanması, sorumluluk paylaşımının teşvik edilmesi ve kapsayıcı politikaların geliştirilmesinde giderek daha kritik bir rol üstleniyor.Cicchella, “Parlamenterler, mülteci koruması ve çözümleri ile vatansızlığın azaltılmasına ilişkin uluslararası ilke ve taahhütlerin ulusal mevzuata, denetime ve hem mülteciler hem de ev sahibi topluluklar için somut fayda sağlayan politikalara dönüştürülmesinde kritik rol oynar. UNHCR, ulusal uygulamaların küresel öğrenmeye aktarılmasında kilit öneme sahip olan Parlamentolar Arası Birlik ile yakın iş birliği içinde çalışmaktadır,” ifadelerini kullandı. UNICEF Türkiye Temsilci Yardımcısı Malti Gandhi ise çocuk hakları, çocuk koruma ve gençlerin katılımını ilerletmeye yönelik çalışmalar hakkında bilgi verdi:
Gandhi, “Parlamentoyu bir sistem olarak ele alarak, çocuk katılımını kurumsallaştırarak ve kanıta dayalı yaklaşımlarla parlamentodaki tartışmaları etkileyerek; UNICEF, çocukların üstün yararı ve haklarının ülke gündeminin merkezinde yer alması için parlamenterlerle iş birliğini sürdürmeye kararlıdır” dedi. Tartışmada ayrıca, parlamentolar ile Birleşmiş Milletler arasındaki daha güçlü kurumsal bağların, kalkınma programlarında ulusal sahiplenmeyi nasıl artırabileceği, kanıta dayalı politika yapımını nasıl destekleyebileceği ve elde edilen sonuçların sürdürülebilirliğini nasıl güvence altına alabileceği ele alındı.İleriye dönük olarak katılımcılar, iş birliğinin daha da kurumsallaştırılması için fırsatlara dikkat çekti. Bunlar arasında parlamentoların araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi, insan haklarına dayalı yasa yapımı ve toplumsal cinsiyete duyarlı yönetişim alanlarında eğitimlerin genişletilmesi ile Genel Kurul sonrasında da devam edecek BM–PAB ortak takip mekanizmalarının geliştirilmesi yer aldı.
Gandhi, “Parlamentoyu bir sistem olarak ele alarak, çocuk katılımını kurumsallaştırarak ve kanıta dayalı yaklaşımlarla parlamentodaki tartışmaları etkileyerek; UNICEF, çocukların üstün yararı ve haklarının ülke gündeminin merkezinde yer alması için parlamenterlerle iş birliğini sürdürmeye kararlıdır” dedi. Tartışmada ayrıca, parlamentolar ile Birleşmiş Milletler arasındaki daha güçlü kurumsal bağların, kalkınma programlarında ulusal sahiplenmeyi nasıl artırabileceği, kanıta dayalı politika yapımını nasıl destekleyebileceği ve elde edilen sonuçların sürdürülebilirliğini nasıl güvence altına alabileceği ele alındı.İleriye dönük olarak katılımcılar, iş birliğinin daha da kurumsallaştırılması için fırsatlara dikkat çekti. Bunlar arasında parlamentoların araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi, insan haklarına dayalı yasa yapımı ve toplumsal cinsiyete duyarlı yönetişim alanlarında eğitimlerin genişletilmesi ile Genel Kurul sonrasında da devam edecek BM–PAB ortak takip mekanizmalarının geliştirilmesi yer aldı.
1 of 5
Haber
16 Nisan 2026
Parlamenterler İstanbul'da BM'nin desteklediği mülteci merkezini ziyaret etti, insani müdahalede yerel ortaklıklar öne çıktı
İstanbul’da düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik 152. Genel Kurulu (PAB 152) kapsamında, dünyanın farklı ülkelerinden parlamenterler, Birleşmiş Milletler kuruluşları ile yerel ortakların Türkiye’de mültecilere ve ev sahibi topluluklara nasıl hizmet sunduğunu yerinde gözlemlemek üzere bir saha ziyaretine katıldı.Ziyaret, İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinde bulunan ve BM Mülteci Örgütü (UNHCR) iş birliğiyle faaliyet gösteren Mülteciler ve Sığınmacılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MSYDD) Toplum Merkezi’nde gerçekleştirildi.Heyette, BM Türkiye Mukim Koordinatörü Babatunde Ahonsi, IPU Sekretaryası ile sağlık, insan hakları, uluslararası insani hukuk ve BM işleri komitelerinin temsilcileri, farklı ülkelerden parlamenterler ve PAB152’ye katılan BM kuruluşlarının temsilcileri yer aldı.Ziyaret, İstanbul’un yüksek sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ilçelerinden birinde, entegre ve toplum temelli hizmetlerin sahada nasıl sunulduğuna dair ilk elden bir gözlem imkânı sundu. Yaklaşık 379 bin nüfusa sahip Sultanbeyli’de, yaklaşık 19 bin geçici koruma altındaki Suriyeli yaşamakta olup, ilçe Türkiye’nin mülteci müdahalesinde önemli bir konumda bulunuyor.2014 yılında belediyenin öncülüğünde kurulan MSYDD, hem mültecilere hem de ev sahibi topluluklara destek sunan merkezi bir aktör durumunda. Toplum Merkezi aracılığıyla koruma, eğitim, geçim kaynakları, temel ihtiyaçlar ve sosyal uyum alanlarında geniş kapsamlı hizmetler sunuluyor.Mart 2026 itibarıyla merkez, büyük çoğunluğu Halep, Şam ve İdlib kökenli geçici koruma altındaki Suriyeliler olmak üzere 17 binden fazla faydalanıcıya ulaşmış durumda. Hizmetler, farklı ihtiyaçlara yanıt verecek şekilde tasarlanırken, faydalanıcılar arasında kadın ve erkek dağılımı neredeyse eşit düzeyde seyrediyor.UNHCR İstanbul Saha Ofisi, 2017 yılından bu yana MSYDD ve belediye ile yakın iş birliği içinde çalışarak koruma hizmetlerine erişimi güçlendiriyor. UNHCR desteğiyle merkez, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağdurları ve risk altındaki çocuklar da dâhil olmak üzere özel ihtiyaç sahibi bireylere danışmanlık, vaka yönetimi ve yönlendirme hizmetleri sunuyor.Merkez ayrıca ruh sağlığı ve psikososyal destek hizmetlerine erişimi kolaylaştırıyor; ayni ve nakdi yardımların sağlanmasına katkıda bulunuyor. Bilgilendirme oturumları ve odak grup toplantıları gibi toplum temelli faaliyetler aracılığıyla hem mültecilerin hem de ev sahibi toplulukların hakları ve mevcut hizmetler hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanıyor. Ziyaret sırasında konuşan BM yetkilileri, etkili ve kapsayıcı müdahalelerin hayata geçirilmesinde yerel ortaklıkların önemine dikkat çekti. Sultanbeyli modeli, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşların birlikte çalışarak bütüncül destek sunabileceği ve sosyal uyumu güçlendirebileceği bir örnek olarak öne çıkıyor.Ziyaret, politika yapım süreçlerinin sahadaki uygulamalarla beslenmesinin kritik rolünü bir kez daha ortaya koyarken, parlamenterlere küresel taahhütlerin yerelde nasıl somut etkiye dönüştüğüne dair somut bir anlayış kazandırdı. Ziyarete katılan parlamenterler, Türkiye’nin mülteci yönetim sistemine, özellikle belediyeler, toplum kuruluşları ve UNHCR arasındaki etkili üçlü iş birliği sayesinde mültecilere ve ev sahibi topluluklara sunulan hizmetlere ilişkin memnuniyetlerini oy birliğiyle ifade ettiler.
1 of 5
Haber
15 Nisan 2026
155 ülkeden parlamenterler İstanbul’da bir araya geldi; BM parlamentoların barış ve kalkınmadaki rolüne dikkat çekti
Parlamentolar Arası Birlik’in (IPU) 152. Genel Kurulu için İstanbul’da bir araya gelen 155 ülkeden parlamenterlere video mesaj ile seslenen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, “Etkili çok taraflı iş birliği, güçlü ulusal kurumlara bağlıdır” dedi. Açılış oturumunda konuşan BM Türkiye Mukim Koordinatörü Babatunde Ahonsi de parlamentoların sürdürülebilir kalkınmanın ilerletilmesindeki kritik rolüne dikkat çekerek, “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşmak yalnızca güçlü yürütme adımlarıyla değil, aynı zamanda sağlam yasama çerçeveleri, etkin denetim ve kapsayıcı temsil ile mümkündür” diye konuştu. Genel Kurul, Türkiye Büyük Millet Meclisi ev sahipliğinde düzenleniyor ve aralarında 80 parlamento başkanının da bulunduğu yüzlerce parlamenteri üst düzey diyalog ve diplomasi için bir araya getiriyor.Açılışta Ahonsi, hızla değişen küresel ortamda parlamentoların oynadığı kritik rolü vurguladı.Mukim Koordinatör parlamentoların vazgeçilmez olduğu üç temel alana dikkat çekti: sürdürülebilir kalkınmanın ilerletilmesi, ileriye dönük kamu politikalarının şekillendirilmesi ve güven ile toplumsal uyumun güçlendirilmesi. Ahonsi, kanıta dayalı mevzuat ve uzun vadeli vizyonun; iklim riskleri, teknolojik dönüşüm ve değişen küresel ekonomik dinamikler gibi ortaya çıkan zorluklarla başa çıkmak için hayati önem taşıdığını, bunun yapılırken kimsenin geride bırakılmaması gerektiğini belirtti.Ahonsi ayrıca, artan kutuplaşma ortamında parlamentoların diyalog ve uzlaşı platformları olarak rolüne dikkat çekti. “Barış ve güvenlik konularında, özellikle çatışma sonrası toparlanma ve kalıcı barışa giden yollar üzerine yaptığınız tartışmalar, parlamentoların istikrar ve uzlaşının sürdürülmesindeki rolünü güçlü bir şekilde hatırlatıyor” dedi.IPU’nun kapsayıcı yapısına da değinen Ahonsi, Kadın Parlamenterler Forumu ve Genç Parlamenterler Forumu’nun aktif katılımının, toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaç ve beklentilerini yansıtan politikaların oluşturulması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Açılışa gönderdiği video mesajda BM Genel Sekreteri António Guterres de, Türkiye’nin benzersiz rolüne dikkat çekerek, “Türkiye uzun süredir kıtaların, kültürlerin ve fikirlerin buluşma noktasıdır. Köprü kurmak da IPU’nun misyonunun merkezinde yer alıyor” dedi.Artan küresel zorluklara dikkat çeken Genel Sekreter, “Derin jeopolitik gerilimler, artan eşitsizlikler, aşınan güven ve yoğun insani acılarla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı. Çatışmaların “siviller üzerinde dayanılmaz bir bedel oluşturduğunu ve her düzeyde istikrarsızlığı derinleştirdiğini” belirterek, “Bu an, diyalog, gerilimin azaltılması ve uluslararası hukuka tam saygı gerektiriyor” dedi.Guterres ayrıca eşitsizlik ve yönetişim alanında acil küresel eylem çağrısında bulunarak, “Küresel finansal mimariyi reforme ederek onu daha temsil edici, daha kapsayıcı ve günümüz ekonomisinin gerçekleriyle daha uyumlu hale getirerek küresel eşitsizlik krizini ele almalıyız” dedi.Ortaya çıkan risklere de değinen Genel Sekreter, “yapay zekâ dahil olmak üzere teknolojinin fırsat ve kapsayıcılık için bir köprü olması, yeni eşitsizliklerin kaynağı haline gelmemesi gerektiğini” vurguladı. İklim konusunda ise daha güçlü dayanışma çağrısı yaparak, “İklim eylemi için köprüler kurmalı; hedeflerle uygulama arasında bağlantı kurmalı ve krize en az katkıda bulunmalarına rağmen en ağır etkileri yaşayanlarla dayanışma içinde olmalıyız” dedi.Genel Sekreter sözlerini, Genel Kurulun temasıyla uyumlu bir çağrıyla tamamladı: “Birlikte, bu Genel Kurulun amaçlarını ilerletmeye devam edelim — umudu besleyelim, barışı güçlendirelim ve bugünün ve gelecek nesiller için adaleti sağlayalım.”15-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenen IPU Genel Kurulu, “Umudu beslemek, barışı güvence altına almak ve gelecek nesiller için adaleti sağlamak” temasıyla gerçekleştiriliyor. Toplantı, Orta Doğu başta olmak üzere çeşitli bölgelerde artan çatışmalar ve derinleşen insani krizlerin yaşandığı bir dönemde, parlamenter diyaloğun barışçıl çözümler geliştirmedeki önemini ortaya koyuyor.Bu çerçevede Genel Kurul, parlamenterlere görüş alışverişinde bulunma, uzlaşı geliştirme ve toplumlarının karşı karşıya olduğu karmaşık zorluklara yanıt verecek politika yollarını ele alma imkânı sunuyor.
1 of 5
Haber
15 Nisan 2026
Orta Doğu’daki savaş için Guterres’ten çağrı: “Diplomasi zamanı”
Orta Doğu’daki savaş devam ederken, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, ABD ile İran arasında “ciddi müzakerelerin” yeniden başlaması için güçlü bir çağrıda bulundu ve uluslararası hukuka saygının “ayaklar altına alındığı” uyarısını yaptı.New York’taki BM Genel Merkezi’nde, gazetecilere konuşan António Guterres, Orta Doğu’da ve dünyanın diğer bölgelerinde insani ve diğer hukuki yükümlülüklerin göz ardı edildiğini, bunun da kaos, acı ve yıkımı beslediğini söyledi.Guterres, uluslararası hukukun korunması temasının, bu hafta Lahey’de bulunan BM’nin en yüksek yargı organı olan Uluslararası Adalet Mahkemesi'ne gerçekleştireceği ziyaretin ana gündemlerinden biri olacağını belirtti. Bu ziyaret, İran ile ABD arasında yeniden görüşmelerin başlaması yönündeki umutların arttığı bir döneme denk geliyor.Orta Doğu'daki kriz, bölge genelinde ölüm ve yıkıma yol açtı; küresel petrol, gübre ve gaz ticareti açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndan deniz taşımacılığını engelledi ve açık denizlerde gemilerde binlerce çalışanın mahsur kalmasına neden oldu. Geri çekilmek değil, yeniden teyit etmekBM Genel Sekreteri, “Adaletin gözü bağlı (tarafsız anlamında kullanılıyor) olmalıdır. Ancak bugün çok fazla kişi adaletin kendisine gözlerini kapamayı seçiyor,” dedi.Guterres “Dünya genelinde – ve özellikle Orta Doğu’da – uluslararası hukuka saygı ayaklar altına alınıyor" diye konuştu. Genel Sekreter Guterres, “Bu, uluslararası hukuktan geri çekilme zamanı değildir. Bu, onu yeniden teyit etme zamanıdır,” diye vurguladı.Dünyaya mesajDünya Mahkemesi olarak da bilinen Uluslararası Adalet Divanı bu hafta 80'inci yılını kutluyor. BM Genel Sekreteri, Divan'ın BM’nin ana yargı organı, uluslararası hukuk düzeninin temel taşlarından biri ve bu rolünü bugüne kadar başarıyla yerine getirmiş olduğunun altını çizdi. Lahey'e yapacağı ziyaretin “sadece bir yıldönümünü anmakla ilgili" olmadığını kaydeden Guterres, açık ve net bir mesaj vermekle ilgili olduğunu belirtti ve şöyle dedi: “Bu, Birleşmiş Milletler’in barışı, adaleti, egemenliği ve insan onurunu korumak üzere oluşturulmuş kurumların ve ilkelerin arkasında kararlılıkla durduğuna dair bir mesajdır. Uluslararası hukukun istisnasız tüm devletler için geçerli olduğu ve kurallarına saygının isteğe bağlı olmadığı mesajıdır. Daha parçalı ve güç rekabetinin daha keskin olduğu bir dünyada uluslararası hukukun vazgeçilmez olduğu mesajıdır"İtidal çağrısıGenel Sekreter, “Uluslararası hukuk olmadan istikrarsızlık yayılır, güvensizlik derinleşir ve çatışmalar kontrolden çıkar” uyarısında bulundu. Bunun tüm dünya için geçerli olduğunu ancak özellikle Orta Doğu’daki durum açısından aciliyet taşıdığını söyledi.Krize askeri bir çözüm olmadığını yineleyen Guterres, barış anlaşmalarının sürekli angajman ve siyasi irade gerektirdiğini belirtti.Ciddi müzakerelerin yeniden başlaması gerektiğini vurgulayan Genel Sekreter, Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere uluslararası seyrüsefer hak ve özgürlüklerine tüm tarafların saygı göstermesi gerektiğini ifade etti.Genel Sekreter “İtidal ve sorumluluk zamanıdır,” diye vurguldaı. Guterres “Şimdi tırmanış yerine diplomasinin zamanıdır. Uluslararası hukuka yeniden bağlılık zamanıdır" dedi.
1 of 5
Basın Duyurusu
11 Mart 2026
Sadece her 7 ülkeden 1’i bir kadın tarafından yönetiliyor
IPU ve UN Women tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2026” Haritasına göre, dünya genelinde kadınlar siyasi liderlikte büyük ölçüde yetersiz temsil edilmeye devam ediyor ve kararlar hala büyük ölçüde erkekler tarafından alınıyor. 2026 itibarıyla yalnızca 28 ülke bir kadın Devlet ya da Hükümet Başkanı tarafından yönetiliyor. Buna karşılık 101 ülkede bugüne kadar hiç kadın lider görev yapmadı. IPU ve UN Women tarafından hazırlanan “Siyasette Kadın 2026” haritası, 11 Mart 2026’da 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında düzenlenen bir etkinlikte tanıtıldı.Kadınlar siyasi liderlikten dışlanması, barış, güvenlik ve ekonomik alanlardaki kararların kadınların deneyimi ve bakış açısı olmadan alınmasına yol açıyor. Yeni küresel veriler, özellikle yürütme organlarında kadınların siyasi liderliğinde ilerlemenin duraksadığını ve bazı durumlarda geriye gidiş yaşandığını gösteriyor.IPU ve UN Women verilerinin öne çıkan bulguları:Kadınlar dünya genelinde kabine bakanlıklarının yalnızca yüzde 22,4’ünü elinde bulunduruyor. Bu oran 2024’te yüzde 23,3’tü. Bu, yıllardır süren kademeli ilerlemenin ardından bir gerilemeye işaret ediyor.14 ülke, kabinelerinde eşitliği sağlamayı başardı; bu durum eşit temsilin mümkün olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 8 ülkede hala hiç kadın bakan bulunmuyor.Kadınlar dünya genelinde parlamentolardaki sandalyelerin yüzde 27,5’ini elinde bulunduruyor. Bu oran 2025’te yüzde 27,2 idi. Sadece 0,3 puanlık artış, 2017’den bu yana kaydedilen en yavaş büyümenin ikinci yıl üst üste yaşandığını gösteriyor ve kadınların siyasi karar alma gücüne erişiminin ne kadar yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor.Ocak 2026 itibarıyla dünya genelinde 54 kadın parlamento başkanı bulunuyor; bu sayı tüm parlamento başkanlarının yüzde 19,9’una karşılık geliyor. Bu oran bir önceki yıla göre yaklaşık 4 puanlık bir düşüş anlamına geliyor ve son 21 yılda kadın parlamento başkanı sayısındaki ilk azalmayı temsil ediyor.Siyasette yer alan kadınlar, hem çevrim içi hem de çevrim dışı ortamda artan şiddet ile karşı karşıya. Ankete katılan kadın parlamenterlerin yüzde 76’sı kamuoyu tarafından yıldırmaya maruz kaldığını bildirirken bu oran erkeklerde yüzde 68. Bu durum kadınların aday olması önünde bir engel teşkil ediyor ve siyasi güçte eşitliğe ilerlemeyi yavaşlatıyor.Kadınlar liderlik pozisyonlarına ulaştıklarında bile çoğu zaman geleneksel olarak sosyal sektörlerle ilişkilendirilen sınırlı sayıda alanda yoğunlaşıyor.Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bakanlıklarının yüzde 90’ını ve aile ve çocuk işlerinden sorumlu bakanlıkların yüzde 73’ünü yönetiyor. Bu durum siyasi liderlikte uzun süredir var olan toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını güçlendiriyor. Erkekler ise savunma, içişleri, adalet, ekonomi, yönetişim, sağlık ve eğitim gibi bakanlıkların neredeyse tamamını yönetmeye devam ediyor.UN Women İcra Direktörü Sima Bahous şöyle konuştu:“Küresel istikrarsızlığın arttığı, çatışmaların tırmandığı ve kadın haklarına yönelik görünür bir gerilemenin yaşandığı bir dönemde kadınların siyasi liderlikten dışlanması, toplumların karşı karşıya oldukları zorluklara yanıt verme kapasitesini zayıflatıyor. Kadınlar daha iyi kararlar alınması, çatışmaların önlenmesi ve kalıcı barışın inşası için hayati öneme sahip perspektifler ve deneyimler getiriyor. Kadınlar siyasi liderliğe tam olarak dahil olduğunda ülkeler daha istikrarlı oluyor, politikalar insanlar için daha iyi işliyor ve toplumlar dünyamızı şekillendiren krizlerle başa çıkmaya daha hazırlıklı hale geliyor.”IPU Başkanı Tulia Ackson ise şunları söyledi:“Eşit temsil ahlaki bir zorunluluktur; çünkü kadınların hayatlarını yöneten kararları şekillendirmede eşit hakları vardır. Aynı zamanda akıllıca bir tercihtir. Kurumlar, hizmet ettikleri toplumları yansıttığında daha iyi kararlar alır. Her kesimden kadının her düzeyde var olduğu ve etkili olduğu kurumlar önyargıları daha iyi tespit edebilir, daha adil çözümler geliştirebilir ve kamu güvenini daha güçlü biçimde kazanabilir.”IPU Genel Sekreteri Martin Chungong ise şöyle konuştu:“IPU, iyi tasarlanmış kotaların ve güçlü siyasi iradenin değişimi hızlandırmak ve kadınların demokratik karar alma süreçlerinde seslerinin duyulmasını sağlamak için hayati olduğuna defalarca vurgu yapmıştır. Aynı zamanda erkekler ve kadınlar siyasi kültürü dönüştürmek, kalıp yargılara meydan okumak ve temsil ettikleri toplumları yansıtan kapsayıcı parlamentolar inşa etmek için eşit ortaklar olarak birlikte çalışmalıdır.”Değişimin yavaş ilerlemesine rağmen dünyanın dört bir yanındaki kadınlar siyasi yaşamda yerlerini almak için sınırları zorlamaya devam ediyor. Ayrımcı yasalar, siyasette kadına yönelik şiddet ve kaynaklara eşitsiz erişim gibi yapısal engellerin kaldırılması ve olumsuz toplumsal normların dönüştürülmesi, önümüzdeki yıllarda kadınların siyasi liderlikte eşit temsile ulaşması için kritik önem taşıyor.Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda küresel standartları belirleyen en üst düzey hükümetler arası organı olan Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu, kadın haklarındaki gerilemenin tersine çevrilmesi için nesilde bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat sunuyor. Demokrasi, kadınlar karar alma süreçlerinde her düzeyde eşit biçimde temsil edildiğinde daha güçlü, daha adil ve daha dayanıklı olacaktır.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org turkiye.unwomen.org
1 of 5
Basın Duyurusu
06 Mart 2026
UN Women Türkiye’den 8 Mart’ta adalete erişim ve eşit haklar için çağrı
8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2026 yılı kampanyası, adalete erişimin eşit şekilde sağlanmasını kadın hakları gündeminin merkezine yerleştirmeyi amaçlıyor. Kampanya, adaletin yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmadığı, yasaların etkin biçimde uygulandığı, hesap verebilirliğin sağlandığı ve kadınların ve kız çocuklarının adalete güvenle erişebildiği bir dönüşüm için Türkiye’de “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz.” sloganı altında eylem çağrısında bulunuyor.21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasındaki hukuki eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmış değil. Çalışma hayatından kazanca, güvenlikten aile yaşamına; mülkiyetten hareket özgürlüğüne, girişimcilikten emekliliğe kadar yaşamın temel alanlarında hukuk sistemleri kadınları sistematik biçimde dezavantajlı konumda bırakabiliyor.Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik uzun süredir verilen taahhütlere karşı küresel ölçekte bir geriye gidiş yaşanırken, kadınların ve kız çocuklarının hak ihlalleri de hız kazanıyor. Mahkemelerden dijital alanlara, çatışma bölgelerinden gündelik yaşama kadar uzanan küresel bir cezasızlık kültürü bu ihlalleri besliyor. Kadınlar ve kız çocukları dünya genelinde hala eşitsizlikler ve çok boyutlu şiddet riskleriyle karşı karşıya. Kadınlar, 2026 itibarıyla dünya genelinde erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Bu durum, kadınları yaşamlarının her aşamasında ayrımcılığa, şiddete ve dışlanmaya açık hale getiriyor.Kadınlar ve erkekler arasındaki yasal eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırıldığı hiçbir ülke yok. Mevcut hızda ilerlenmesi halinde, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması 286 yıl sürecek. Ülkelerin yüzde 54’ünde tecavüzün rızayı göz önüne alan bir yasal tanımı hala bulunmuyor. Ülkelerin yüzde 44’ünde eşit değerde işe eşit ücret ilkesini destekleyen bir yasa yok. Ülkelerin 4’te 3’ünde çocuk yaşta evliliğe hala izin veriliyor. Bu durum ağırlıklı olarak kız çocuklarını etkiliyor. Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun göz ardı edildiği çatışma bölgelerinde ya da bu bölgelerin yakınında yaşayan 676 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bulunuyor ve çatışmaya bağlı cinsel şiddet son iki yılda yüzde 87 arttı. Ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar adalete erişimde erkeklerden daha fazla engelle karşılaşmaktadır. İlerleme mümkünBM Genel Sekreteri’nin “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için Adalete Erişimin Güvence Altına Alınması ve Güçlendirilmesi” raporu, ilerlemenin mümkün olduğunu ortaya koyuyor: Ülkelerin yüzde 87’si aile içi şiddete karşı yasal düzenlemeleri hayata geçirmiş durumda ve son on yılda 40’tan fazla ülke kadınlar ve kız çocukları için anayasal güvenceleri güçlendirdi. Ancak yasalar tek başına yeterli değil. Damgalama, mağdur suçlama, korku ve toplumsal baskı gibi ayrımcı sosyal normlar, hayatta kalanların sesini susturuyor ve adalete erişimi engelliyor. Bu durum, kadın cinayetleri de dahil olmak üzere en ağır şiddet biçimlerinin cezasız kalmasına yol açıyor. UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak verdiği mesajda şunları söyledi: “Kadınlar ve kız çocukları adalete erişemediğinde, ortaya çıkan zarar davaların çok ötesine geçiyor. Toplumsal güven sarsılıyor, kurumlar meşruiyetini yitiriyor ve hukukun üstünlüğü zayıflıyor. Nüfusun yarısını yüzüstü bırakan bir adalet sistemi, adaleti savunduğunu iddia edemez.”UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond ise Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak şunları söyledi: “Bu yıl odağımızı kadınlar ve kız çocuklarının temel insan haklarına ve adalete erişimine yöneltiyoruz. Kadınlar için adalete erişim yalnızca mahkemeye gidebilmek demek değildir. Haklarını bilmek ve bilgiye erişebilmek demektir. Hukuki yardım ve destek hizmetlerine engeller olmadan ulaşabilmek demektir. Haklar, kadınların ve kız çocuklarının güven içinde ve onurlu bir yaşam sürebilmesinin temelidir. Haklar hesap verebilirlik yaratır; kurumlar için açık sorumluluklar tanımlar. İşte bu nedenle kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, gençler ve akademiyle birlikte çalışmak zorundayız. Birlikte daha güçlüyüz ve daha ileri gidebiliriz.”UN Women, “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz” sloganıyla;“Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için” haklarının korunduğu ve uygulandığı, kız çocuklarının eğitime tam ve güvenli erişiminin güvence altına alındığı, çocuk yaşta evliliklerin sona erdiği, kadınların çalışma yaşamına, toplumsal hayata, karar alma mekanizmalarına ve liderliğe eşit ve tam katıldığı, kadınların siyaset ve adalet mekanizmalarında söz sahibi olduğu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin her türüne karşı güçlü koruma ve önleme mekanizmalarının hayata geçirildiği, aile, çalışma ve sağlık mevzuatının kadınlara karşı ayrımcılık içermediği, hayatta kalanları merkeze alan, önyargısız, cezasızlığa ve fail dokunulmazlığına sıfır toleransla işleyen sistemlerin kurulduğu bir gelecek çağrısında bulunuyor.Bu yıl gerçekleşecek Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (KSK70) – Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki en üst düzey hükümetlerarası organı, kadın haklarındaki geriye gidişi durdurmak ve adaleti güvence altına almak için önemli bir fırsat sunuyor.Sima Bahous konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Şimdi ayağa kalkma, görünür olma ve ses çıkarma zamanı. Haklar için, adalet için ve eylem için… Her kadının ve her kız çocuğunun güvenle yaşayabildiği, özgürce konuşabildiği ve eşit bir yaşam sürebildiği bir dünya için.”Uluslararası Kadınlar Günü etkinliği ve KSK70’in açılışı, bu yıl 9 Mart 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gerçekleştirilecek. Etkinlikler 09.00 (EST) itibarıyla başlayacak ve çevrimiçi olarak da izlenebilecek.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org Kampanya görselleri için:https://trello.com/b/dMgTeFD5/iwd-2026
1 of 5
Basın Duyurusu
09 Aralık 2025
Kadın insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci her 10 kadından 7’si dijital şiddete maruz kaldığını bildiriyor
Cenevre – 9 Aralık 2025 – Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Kadınlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Programı, UNESCO ile iş birliğinde ve TheNerve, City St George's, Londra Üniversitesi ve Uluslararası Gazeteciler Merkezi araştırmacıları ortaklığında yeni bir rapor yayımladı. Rapora göre, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazetecilere yönelik çevrim içi şiddet alarm veren bir noktaya ulaştı ve çoğu zaman çevrim dışı saldırılara da yol açıyor. Etkin önlemler alınmazsa, çevrim içi şiddet kadınları dijital alanlardan uzaklaştırarak demokrasi ve ifade özgürlüğünü zedeleyebilir. “Kırılma noktası: Kamusal alanda kadınlara yönelik şiddetin tüyler ürpertici tırmanışı” başlıklı rapor, ankete katılan kadınların yüzde 70'inin mesleklerini yaparken çevrim içi şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 41'i çevrim içi tacizle bağlantılı çevrim dışı zarar gördüğünü bildiriyor. Kadın gazeteciler için çevrim içi taciz ile çevrim dışı zarar arasındaki bağlantı giderek daha çok endişe verici hale geldi. UNESCO tarafından yayınlanan 2020 küresel anketinde, kadın gazetecilerin yüzde 20'si yaşadıkları çevrim dışı saldırı veya tacizi çevrim içi şiddetle ilişkilendiriyor. Aynı araştırmacılar tarafından yürütülen “Dönüm Noktası” raporunun 2025 anket verilerine göre ise gazeteciler ve medya çalışanlarında bu oran iki katından fazla artarak yüzde 42'ye çıkmış durumda.BM Kadın Birimi Politika, Program ve Hükümetlerarası İlişkiler Bölüm Direktörü Sarah Hendricks, “Bu rakamlar, dijital şiddetin sanal değil, gerçek dünyada sonuçları olan gerçek bir şiddet olduğunu doğruluyor” dedi. “İnsan haklarımızı savunan, güncel gelişmeleri aktaran veya sosyal hareketlere öncülük eden kadınlar, utandırmak, susturmak ve kamusal tartışmalardan uzaklaştırmak amaçlarıyla taciz ediliyor. Bu saldırılar artık ekranlarda kalmıyor, ve kadınların kapısına giderek daha fazla dayanıyor. Çevrim içi alanların kadınları susturan ve demokrasiyi zayıflatan platformlara dönüşmesine izin veremeyiz."TheNerve Bilgi Bütünlüğü Girişimi Direktörü Prof. Julie Posetti, "Bu veriler, yapay zekanın körüklediği taciz ve yükselen otoriterleşme çağında, kamusal alanda kadınlara yönelik çevrim içi şiddetin arttığını gösteriyor. Ancak asıl kaygı verici olan veri, kadın gazetecilerin çevrim içi şiddetle ilişkili olarak deneyimledikleri çevrim dışı zararın 2020'den bu yana iki katından fazla artmış olması 2025 anketine katılanların yüzde 42'si de bu tehlikeli ve potansiyel olarak ölümcül gidişatı tespit etti.” ifadelerini kullandı. Rapor ayrıca, ankete katılan insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci kadınların yaklaşık 4’te 1’inin, yapay zeka ile üretilen sahte görüntüler (deepfake) ve manipüle edilmiş içerik gibi yapay zeka destekli çevrim içi şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. İnsan hakları alanındaki yazar ve iletişimciler ise (örneğin, sosyal medya içerik üreticileri) yüzde 30 ile bu şiddet türüne en yüksek oranda maruz bırakılan kadınlar arasında.Dünya Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını tamamlarken yayınlanan rapor kampanyaya da atıfta bulunuyor. 16 Günlük Aktivizm kampanyası bu yıl, dijital şiddet konusunda farkındalık yaratmaya ve kadına ve kız çocuklarına yönelik teknoloji destekli şiddeti bir insan hakları ihlali olarak kabul etmeye odaklanıyor. Kampanya kapsamında, teknoloji aracılığıyla üretilen kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak kabul eden daha etkin yasalar ve politikalar, teknoloji şirketleri için sağlam düzenlemeler ve hesap verebilirlik mekanizmaları, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazeteciler için güvenlik protokolleri ve destek sistemleri, eğilimleri izlemek, kesişimsel etkileri anlamak ve kanıta dayalı politika ve uygulamaları bilgilendirmek için araştırma ve verilere yatırım yapılması çağrısında bulunuluyor. BM Kadın Birimi, Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını, kadınlara yönelik teknoloji destekli şiddeti önlemek ve buna müdahale etmek için kurumsal bir stratejiyle sonlandıracak. Bu strateji, hesap verebilirliği güçlendirmeye, kanıt ve veri eksikliklerini gidermeye, önleme ve mağdur odaklı destek mekanizmalarını hızlandırmaya, daha fazla dayanıklılık inşa etmeye ve kadın hakları hareketlerinin ve kadın liderlerin sesini duyurmaya odaklanıyor.ACT Programı hakkındaSavunuculuk, Koalisyon Oluşturma ve Dönüştürücü Feminist Eylem (ACT) programı, Avrupa Komisyonu ve BM Kadın Birimi'nin, BM Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırma Güven Fonu ile iş birliği içinde, Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Eylem Koalisyonu'nun eş liderleri olarak oluştudukları ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan bir taahhüttür. ACT'nin ortak savunuculuk gündemi, feminist kadın hakları hareketlerinin önceliklerini ilerletmekte ve seslerini duyurmakta, ortak öncelikler, stratejiler ve eylemlere odaklanan bir iş birliği çerçevesi sağlamaktadır.BM Kadın Birimi HakkındaBM Kadın Birimi, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletmek ve tüm kadın ve kız çocuklarının güçlenmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında BM'nin öncü kuruluşu olarak, yasaları, kurumları, davranışları ve hizmetleri eşitlikten yana dönüştürerek toplumsal cinsiyete dayalı uçurumu ortadan kaldırmayı ve tüm kadınlar ile kız çocukları için eşit bir dünya kurmayı hedeflemektedir. BM Kadın Birimi, her zaman ve her yerde kadınların ve kız çocuklarının haklarını küresel ilerlemenin merkezinde tutar. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca işi değil; aynı zamanda kimliğinin bir parçasıdır.Bilgi Bütünlüğü Girişimi HakkındaBilgi Bütünlüğü Girişimi, Nobel Ödülü sahibi Maria Ressa tarafından kurulan dijital adli tıp laboratuvarı TheNerve'in yeni bir projesidir. Toplumsal cinsiyet, dezenformasyon, ifade özgürlüğü ve kamu yararını gözeten medyanın ortak zemininde eylem odaklı araştırmayı temel alır.
1 of 5
Basın Duyurusu
25 Kasım 2025
Birleşmiş Milletler, Kadın Cinayetleri 2024 Raporu: Her 10 Dakikada Bir Kadın ya da Kız Çocuğu Öldürülüyor!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlanan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ortak raporu, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin tamamen önlenebileceğini, buna karşın kadın cinayetlerinin alarm verici düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.Rapora göre 2024 yılında 50 bin kadın ve kız çocuğu, yakın partneri veya bir aile üyesi tarafından öldürüldü. Bu sayı, kadın ve kız çocuklarına yönelik tüm kasıtlı cinayetlerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. 2023’te bu rakam 51.100 idi. Ülke özelinde üretilen verilerin eşitsizliği ya da farklılığından kaynaklanan bu düşüş, maalesef gerçek bir azalmaya işaret etmiyor. Bugün dünyada hâlâ her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakınındaki kişiler tarafından öldürülüyor.Rapora göre, günde ortalama 137 kadın ev içinde öldürülüyor. Erkek cinayetlerinin ise yalnızca yüzde 11'i özel alanda işleniyor. Bölgesel görünüm: En yüksek oran Afrika’da, Avrupa ise hâlâ risk altında Afrika, 2024 yılında gerçekleşen partner veya aile içi kadın cinayetlerinde 100 binde 3 kadınla dünyanın en yüksek oranına sahip bölgesi olurken, onu 100 binde 1,5 kadın ile Amerika ve 100 binde 1,4 kadın ile Okyanusya takip ediyor. Asya’da 2024 yılı için kaydedilen 100 binde 0,7 kadın ve Avrupa’da ise 100 binde 0,5 kadın olarak belirtilen oranlar küresel ortalamaya kıyasla daha düşük görünse de, Avrupa’da yakın partner şiddetinin oransal yüksekliği son derece çarpıcı bir tablo sunuyor: 2024 yılında Avrupa’da öldürülen kadınların yüzde 64’ü, yakın partnerleri tarafından öldürüldü.Avrupa ve Orta Asya’dan gelen örnekler, birçok kadının öldürülmeden önce çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment) gibi dijital şiddet biçimleriyle karşı karşıya kaldığını, bazı kadınların ise fail cezaevinden çıktıktan kısa süre sonra öldürüldüğünü gösteriyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkiye’de de durum çok farklı değil. Türkiye’de internet kullanan her 4 gençten 1’i dijital şiddete maruz kalıyor ve kadınlarda bu olasılık erkeklere oranla 27 kat daha fazla.Dijital şiddet öldürüyor: Çevrim içi nefret çevrim dışı zarar veriyor!Rapor, çevrim içi şiddetin yalnızca “sanal” bir tehdit olmadığını, aksine kadınları ve kız çocuklarını fiziksel şiddet ve cinayetlere karşı ciddi şekilde savunmasız bırakan somut bir şiddet biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’taki araştırmalar, ev içi cinayetlerde kadınların yüzde 60’ının öldürülmeden önce çevrim içi olarak izlendiğini gösteriyor. Ayrıca gazeteciler, siyasetçiler ve aktivistler gibi kamusal alanda bilinirliği yüksek kadınlar, dijital şiddete en çok maruz kalan grupların başında geliyor. Dünya genelinde her 3 ya da 4 kadın gazeteciden 1’i, birçok bölgede ise her dört ila üç kadın siyasetçiden biri, ölüm tehditleri de dahil olmak üzere çevrim içi şiddet tehditleri aldığını bildiriyor. Dijital teknolojiler, sanal ortamlarda kadına yönelik şiddetin yayılmasını kolaylaştırırken, çevrim içi paylaşılan fotoğraf ve videolar nedeniyle kadınlar ve kız çocukları öldürülüyor ve hatta bazı durumlarda bu cinayetler sosyal medyada canlı olarak yayınlanıyor. Bu durum, dijital şiddetin gerçek dünyadaki ölümcül sonuçlarla doğrudan bağlantısını gözler önüne seriyor.Kadınlar dijital ortamda çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), dijital teşhir (cyberflashing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment), dijital yıldırma (sealioning), dijital cinsel şantaj (sextortion), görüntü temelli şiddetle ilişkili içeriklerin kötüye kullanımı, gibi teknoloji destekli birçok şiddet biçimine maruz bırakılıyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun birlikte yürüttüğü 16 Günlük Aktivizm Kampanyası bu yıl “Dijital Şiddete Noktayı Koy” söylemiyle dijital şiddet ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.BM Kadın Birimi Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond raporla ilgili şu açıklamada bulundu:“Bu rapor bize çok açık bir gerçeği hatırlatıyor: Kadın cinayetleri kaçınılmaz değil, önlenebilir. Şiddet çoğu zaman dijital alanda başlıyor, tehdit, baskı ve taciz ile devam ediyor ve gerekli müdahale yapılmadığında ölümcül sonuçlara varıyor. Çevrim içi güvenlik için herkesin pratik araçlara ihtiyacı var. Kadınlar ve kız çocuklarının hesaplarını nasıl koruyacaklarını, istismar edici davranışı nasıl tanıyacaklarını, hızlı bir şekilde nasıl bildireceklerini ve hedef alınanları nasıl destekleyeceklerini bilmeleri hayati önem taşıyor. Her kadın ve kız çocuğunun yaşam hakkını korumak için dijital ve fiziksel tüm alanlarda erken uyarı işaretlerini ciddiye almalı, güçlü adalet ve etkin koruma mekanizmaları kurmalıyız.”Veriye dayalı politika şart!Rapor, birçok ülkede kadın cinayetlerine ilişkin verilerin eksik raporlandığını, bu görünmezliğin ortadan kaldırılması için acil eylem gerektiğini vurguluyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi, 2022’de kabul edilen uluslararası istatistik çerçevesinin uygulanması için ülkelerle birlikte çalışmayı sürdürüyor. Raporun tamamına buradan ulaşılabilir: https://www.unwomen.org/en/digital-library/publications/2025/11/femicides-in-2024-global-estimates-of-intimate-partner-family-member-femicides
1 of 5
Basın Duyurusu
15 Ekim 2025
Açıklama: Kırsal Kadınlar Yükseliyor – Beijing+30 ile Dayanıklı Gelecekler Şekillendiriyor
Bu Kırsalda Yaşayan Kadınlar Günü’nde, herkesi kırsal alanlarda yaşayan kadınların ve kız çocuklarının eşitliğini, haklarını ve güçlenmesini ilerletmek için cesur adımlar atmaya çağırıyoruz. Kadınlar her gün topluluklara gıda sağlıyor, çevreyi koruyor ve sürdürülebilir kalkınmayı destekliyorlar. Onlara yatırım yapmak hem bir adalet eylemidir, hem de ortak geleceğimizi güvence altına alır.Nesiller boyunca, kırsal alanlardaki kadınlar değişim için kolektif hareketleri yönlendirdi: toplulukları harekete geçirdiler, politikaları etkilediler ve iklim adaleti gibi hayati konuların savunuculuğunu yaptılar. Liderlikleri, kırsal alanların aşırı yoksulluk ve gıda güvensizliğinden en çok etkilendiği durumlarda bile, yerel eylemler ile küresel ilerleme arasında köprüler kurmaya devam ediyor; bu durum kadınları, gençleri ve yerli hakları en çok etkiliyor. Mevcut eğilimler devam ederse, 2030 yılına kadar 351 milyon kadın ve kız çocuğu hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşayacak.Bu zorluklar arasında, Ruanda’dan Verene Ntakirutimana’nın hikayesi, kırsal alanlardaki kadınların güçlenmesinin somut ve kalıcı değişim yarattığını gösteriyor. Kırsal Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Ortak Programı’nın desteğiyle, sadece geçimini sağladığı tarımdan başarılı bir küçük işletmeye geçti. Başarısı, topluluk tutumlarını değiştirdi: kalıp yargıları sorguladı, ortak karar alma süreçlerini teşvik etti ve başkalarına ilham verdi.Bu yılın teması olan “Kırsal Kadınlar Yükseliyor” hem bir saygı duruşu hem de bir harekete geçirme çağrısıdır. Pekin+30 Eylem Gündemi’nde belirtildiği gibi kırsal alanda yaşayan kadınların yaşam koşullarını, liderliklerini, haklarını ve dayanıklılıklarını ilerletmek elzemdir. 2026 Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı ve 2024–2034 Kırsal Alanlarda Tüm Kadınların, Genç Kızların ve Kız Çocuklarının Hakları için Amerika Arası On Yıl gibi girişimler ve Women to Kilimanjaro gibi topluluk hareketleri, onların çalışmalarını görünür kılmak, seslerini duyurmak ve haklarının tanınmasını sağlamak için güçlü fırsatlar sunmaktadır.Kırsal kadınlar yükseldiğinde, tarlalar bereketlenir, aileler gelişir ve toplumlar dönüşür; bu da bizi Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları vizyonuna doğru ilerletir.
1 of 5