En son
Haber
07 Haziran 2026
BM Türkiye Sıfır Atık Forumu'nda
Daha fazla bilgi için
Haber
22 Mayıs 2026
COP31'e doğru: İklim eyleminde gençlerin liderliği Bahçeşehir Üniversitesi'nde tartışıldı
Daha fazla bilgi için
Haber
21 Mayıs 2026
İş Dünyası COP31 Yolunda İklim Eylemi İçin Bir Araya Geldi
Daha fazla bilgi için
En son
Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
The UN and its partners in Palestine are working towards achieving the Sustainable Development Goals: 17 interconnected Goals which address the major development challenges faced by people in Palestine and around the world. These are the goals the UN is working on in Palestine:
Haber
07 Haziran 2026
BM Türkiye Sıfır Atık Forumu'nda
Sıfır Atık Forumu 2026, Türkiye’nin Kasım 2026’da Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde, bakanları, belediye başkanlarını, iş dünyası liderlerini, uluslararası kuruluş temsilcilerini, teknik uzmanları, akademisyenleri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren “Antalya’ya Giden Yol: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık” temasıyla 5-7 Haziran 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirildi.Birleşmiş Milletler Türkiye Ülke Ekibi, Forum boyunca iklim eylemi, döngüsel ekonomi çözümleri ve sürdürülebilir kalkınmanın ilerletilmesine yönelik “Tek BM” yaklaşımını ortaya koyan güçlü ve görünür bir katılım sergiledi.BM kuruluşları, üç Yüksek Düzey Bakanlar Oturumu, on iki teknik oturum ve bir BM yan etkinliği dâhil olmak üzere Forum programının farklı bölümlerine katkı sunarken, BM Türkiye Standı ve çeşitli iletişim faaliyetleri aracılığıyla ziyaretçilerle doğrudan etkileşim kurdu.BM’nin katkıları; sanayi ve teknolojide döngüsel ekonomi yaklaşımları, sürdürülebilir tarım ve gıda sistemleri, iklim değişikliğiyle mücadele, enerji dönüşümü, kentsel dayanıklılık, döngüsel çözümler için finansman, sürdürülebilir üretim ve tüketim, toplumsal cinsiyet eşitliği, gençlerin katılımı, sağlık ve kapsayıcı yeşil dönüşüm gibi birbirine bağlı birçok temayı kapsadı.Yüksek Düzey Oturumlarda Güçlü BM LiderliğiBirleşmiş Milletler, Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi tarafından en üst düzeyde temsil edildi. Mukim Koordinatör; Sanayi ve Teknoloji, Çevre ve İklim Değişikliği ile Tarım ve Orman konulu Yüksek Düzey Bakanlar Oturumlarına katıldı, Belediye Başkanları Yuvarlak Masa Toplantısı kapsamında düzenlenen Kentler Günü’nün kapanış konuşmasını gerçekleştirdi ve UN Women COP31 yan etkinliğinin moderatörlüğünü üstlendi.Forum boyunca Mukim Koordinatör, üretim ve tüketim kalıplarının dönüştürülmesi, atığın azaltılması, sanayide karbonsuzlaşmanın hızlandırılması ve COP31 öncesinde ortaklıkların güçlendirilmesinin önemini vurguladı. Döngüselliğin yalnızca çevresel bir gereklilik değil, aynı zamanda yenilikçilik, rekabet gücü, dayanıklılık ve sürdürülebilir kalkınma için bir fırsat olduğunu ifade etti.Politika düzeyinde ise UNEP, UNDP, FAO, WFP ve UN Women; iklim eylemi, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir tarım, enerji dönüşümü, gıda sistemlerinin dönüşümü ve sıfır atığa toplumsal cinsiyet perspektifinden yaklaşımlar konularındaki uzmanlıklarını yüksek düzeyli oturumlara taşıdı. Mukim Koordinatörün yanı sıra UNDP Mukim Temsilcisi, UN Women Ülke Direktörü, FAO Temsilcisi, WFP Temsilcisi ve UNEP İklim Değişikliği Bölümü Direktörü de Forum kapsamındaki üst düzey tartışmalarda yer aldı.Forum Programında Teknik UzmanlıkBM sistemi, Forumun teknik programında da önemli bir rol oynadı. UNEP; iklim değişikliğiyle mücadele, döngüsel ekonomi finansmanı, atık fiyatlandırması, organik atık yönetimi, endüstriyel döngüsellik, inşaat ve yıkım atıkları, kentsel sürdürülebilirlik ile sıfır atık için veri ve göstergeler gibi birçok oturumda konuşmacı ve moderatör olarak görev aldı.UN-Habitat, Kentler Günü ve kentsel planlama, enerji sistemleri ve atık önleme konularındaki teknik tartışmalara katkı sağlarken; FAO gıda güvenliği, gıda bağışları ve fazla gıdanın yeniden değerlendirilmesine ilişkin oturumlara liderlik etti. UNFPA açık alanda atık yakmanın sağlık ve iklim üzerindeki etkilerine dikkat çekerken, UNICEF çocuklar ve gençlere odaklanan bir genel oturumun açılışını yaparak genç kuşakların sıfır atık gündemindeki kritik rolünü vurguladı.Mukim Koordinatörlük Ofisi (RCO) de havacılık sektöründeki atık yönetimi konulu tartışmalara katkı sundu. Böylece RCO, UNEP, UNDP, FAO, WFP, UNICEF, UN Women, UNFPA, IFAD ve UN-Habitat’ın katkılarıyla BM sistemi; Forumun öncelikli temalarında bilgi birikimini, teknik uzmanlığını ve düşünce liderliğini ortaya koydu.BM Türkiye Standı Yaklaşık Bin Ziyaretçiyi Ağırladı Forumun öne çıkan unsurlarından biri, Sıfır Atık Vakfı’nın ayni desteğiyle hayata geçirilen BM Türkiye Standı oldu. Stand, üç gün boyunca diyalog, görünürlük, öğrenme ve ortaklık geliştirme faaliyetlerinin merkezi olarak hizmet verdi.Yaklaşık 1.000 forum katılımcısı, Birleşmiş Milletler’in Türkiye’deki çalışmalarını ve iklim eylemi, sürdürülebilir kalkınma, afetlere dayanıklılık, gıda sistemlerinin dönüşümü, döngüsel ekonomi, toplumsal cinsiyet eşitliği, gençlerin güçlendirilmesi, sürdürülebilir kentleşme ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları alanlarındaki katkılarını yakından tanımak üzere standı ziyaret etti.Videolar, etkileşimli materyaller ve ziyaretçilerle doğrudan iletişim yoluyla BM kuruluşlarının Türkiye’nin yeşil dönüşümüne ve COP31 hazırlıklarına nasıl destek verdiği anlatıldı. Standın en çok ilgi gören bölümlerinden biri, gençler, BM Gönüllüleri ve BM stajyerleri tarafından kullanılmayan ofis ve arşiv malzemelerinin yeniden değerlendirilmesiyle hazırlanan “Sıfır Atık BM Panosu” oldu. Pano, yaratıcılık, yeniden kullanım ve kaynak verimliliğinin iklim eylemi ve sorumlu tüketim için nasıl güçlü bir mesaja dönüşebileceğini ortaya koydu.Stand; kamu kurumlarının temsilcileri, belediye başkanları, özel sektör liderleri, sivil toplum kuruluşları, öğrenciler, diplomatik misyon temsilcileri ve uluslararası ortaklardan oluşan geniş bir ziyaretçi kitlesini ağırladı.Standı ziyaret eden isimler arasında Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, UN Habitat İcra Direktörü Anacláudia Rossbach, BM Genel Kurulu 77'inci Başkanı Csaba Kőrösi ile Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Üst Düzey İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş yer aldı.BM Türkiye Standı ayrıca ikili görüşmelere, ağ kurma faaliyetlerine ve ziyaretçilerin iklim ve sıfır atık konusundaki kişisel taahhütlerini paylaşabildikleri bir sosyal medya kampanyasına da ev sahipliği yaptı.COP31’e DoğruForum, sıfır atık ve döngüsel ekonomi yaklaşımlarının iklim değişikliğiyle mücadele, dayanıklılığın güçlendirilmesi ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına yönelik ilerlemenin hızlandırılması için kritik araçlar olduğuna dair farkındalığın giderek arttığını ortaya koydu.Katılımcılar, taahhütlerden uygulamaya geçilmesi, ortaklıkların güçlendirilmesi ve somut iklim ve kalkınma faydaları sağlayabilecek yenilikçi çözümlerin ölçeklendirilmesi gerektiğini vurguladı.Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 hazırlıkları devam ederken, Birleşmiş Milletler Türkiye; kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, akademi, sivil toplum ve gençlerle birlikte çalışarak iklim eylemini ilerletmeyi, sürdürülebilir kalkınmayı desteklemeyi ve daha dayanıklı, kapsayıcı ve döngüsel bir geleceğe geçişi hızlandırmayı sürdürüyor.
1 of 5
Haber
22 Mayıs 2026
COP31'e doğru: İklim eyleminde gençlerin liderliği Bahçeşehir Üniversitesi'nde tartışıldı
Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen “Savunuculuktan Etkiye: İklim Eyleminde Genç Liderliği” başlıklı Birleşmiş Milletler Türkiye oturumunda yaklaşık 200 öğrenci, genç iklim savunucusu, akademisyen ve Birleşmiş Milletler temsilcisi bir araya gelerek, Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde gençlerin sürdürülebilir ve iklime dirençli toplumların şekillendirilmesindeki kritik rolünü ele aldı.Sürdürülebilirlik için Küresel Gençlik Zirvesi 2026 kapsamında düzenlenen oturumda; gençlerin iklim eylemine katılımının güçlendirilmesi, küresel iklim süreçlerine ilişkin diyaloğun ilerletilmesi ve gençlerin politika tasarımı ile uygulama süreçlerine nasıl katkı sunabileceği konuları ele alındı.Oturumun açılışında konuşan Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Babatunde Ahonsi, iklim krizinin giderek artan aciliyetine ve bunun gençlerin günlük yaşamı, kentler, geçim kaynakları ve gelecek fırsatları üzerindeki doğrudan etkilerine dikkat çekti. “Dünyanın giderek daha kırılgan hissettirdiği bir dönemde bir araya geliyoruz. İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, eşitsizlik, hızlı kentleşme ve teknolojik dönüşüm; hiçbir neslin daha önce deneyimlemediği şekillerde iç içe geçiyor,” diyen Ahonsi, “Bunlar uzak ya da teorik sorunlar değil. Şimdiden günlük yaşamlarınızı şekillendiriyorlar.” ifadelerini kullandı.İklim değişikliğinin seller, sıcak hava dalgaları ve çevresel bozulma yoluyla şehirleri ve toplumları giderek daha fazla etkilediğini vurgulayan Ahonsi, iklim eyleminin yalnızca çevresel bir mesele olarak değil, aynı zamanda kalkınma ve adalet meselesi olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Gençlerin yalnızca danışılan değil, geleceğini etkileyecek çözümlerin ve kararların şekillendirilmesinde aktif rol oynayan paydaşlar olması gerektiğini ifade etti.Ahonsi ayrıca gençlerin yenilikçilik ve katılım alanındaki potansiyeline dikkat çekerek, dünyanın dört bir yanında gençlerin iklim uygulamaları geliştirdiğini, sel risklerini haritalandırdığını ve karar alıcıları hesap verebilir kılmak için dijital araçlar kullandığını söyledi.“2026’daki COP31’e doğru ilerlerken Türkiye, iklim eylemi konusunda küresel ölçekte önemli bir görünürlük kazanıyor,” diyen Ahonsi, “Ancak COP31 yalnızca uluslararası müzakerelerden ibaret değil. Enerji sistemlerinden şehirlere, gıda sistemlerinden afet direncine kadar ulusal ve yerel düzeyde gerçek dönüşümü hızlandırıp hızlandıramayacağımızla ilgili.” ifadelerini kullandı.Katılımcıları üniversite adına selamlayan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Esra Hatipoğlu ise Birleşmiş Milletler sistemiyle iş birliğinin önemine vurgu yaparak üniversitenin uluslararası katılım ve sürdürülebilirlik alanındaki rolünü öne çıkardı.“Türkiye ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde önemli çalışmalar yapan CIFAL İstanbul, UNITAR İstanbul’a ev sahipliği yapıyoruz. Bildiğiniz gibi Birleşmiş Milletler ile ilişkilerimize büyük önem veriyoruz,” diyen Hatipoğlu, BM’yi üniversitede ağırlamanın ayrıca anlamlı olduğunu belirtti.Panel oturumu, BM Türkiye Kalkınma Finansmanı ve Ortaklıklar Sorumlusu Bülent Açıkgöz moderatörlüğünde gerçekleştirildi. İklim şeffaflığı, genç katılımı ve sürdürülebilirlik alanlarında çalışan uzmanları bir araya getiren panelde, küresel iklim yönetişiminin yerel eylem ve genç liderlikle nasıl daha etkili şekilde buluşturulabileceği ele alındı. Panelde UNDP’den Zeynep Bakır, UNICEF’ten Nilgün Çavuşoğlu ve Bahçeşehir Üniversitesi Genç İklim Elçisi Kamil Koray Eryılmaz konuşmacı olarak yer aldı.Panelin açılışında konuşan Açıkgöz, iklim eylemi ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki güçlü bağlara dikkat çekti.“İklim eylemi bağımsız bir gündem değildir; tüm Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile derin bir şekilde bağlantılıdır,” diyen Açıkgöz, “İklim alanındaki ilerleme; sağlık, eğitim, yoksulluğun azaltılması, toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir şehirler gibi alanlardaki sonuçları doğrudan şekillendiriyor. Aynı zamanda kuşaklar arası adalet, iklim adaletinin merkezinde yer alıyor; çünkü bugün aldığımız kararlar gelecek nesillerin haklarını, fırsatlarını ve refahını belirleyecek.” ifadelerini kullandı.Zeynep Bakır, küresel iklim krizinin ölçeği ve aciliyetine dikkat çekerken, COP süreci ve Climate Promise girişimi gibi uluslararası çerçevelerin ülkelerin daha iddialı Ulusal Katkı Beyanları (NDC) ve uzun vadeli iklim stratejileri geliştirmesine nasıl destek verdiğini anlattı. Tartışmalarda, küresel taahhütlerin ülke öncülüğünde ve yerel düzeyde somut iklim eylemlerine dönüştürülmesinin önemi vurgulandı.Çavuşoğlu ise özellikle kırılgan ve dezavantajlı topluluklardan gelen gençler için kapsayıcılığın ve anlamlı genç katılımının önemine dikkat çekti. Tartışmalarda kuşaklar arası eşitliğin iklim yönetişiminin temel ilkelerinden biri olduğu vurgulanırken, gençlik öncülüğündeki girişimlerin yenilikçilik, farkındalık ve hesap verebilirlik açısından önemli platformlar sunduğu belirtildi.Bu perspektifleri tamamlayan BAU Genç İklim Elçisi Eryılmaz ise genç liderliğinin savunuculuk, akademi ve politika uygulamaları arasında köprü kurmadaki rolüne odaklandı. Tartışmalarda, gençlerin öncülük ettiği yeniliklerin desteklenmesi, yerel iklim çözümlerinin yaygınlaştırılması ve COP31’e giden süreçte yapılandırılmış genç katılımının güçlendirilmesinin önemi vurgulandı; gençlerin yalnızca seslerinin duyulduğu değil, iklim politikaları ve sonuçlarını aktif şekilde şekillendirdiği bir süreç çağrısı yapıldı.
1 of 5
Haber
21 Mayıs 2026
İş Dünyası COP31 Yolunda İklim Eylemi İçin Bir Araya Geldi
Birleşmiş Milletler Türkiye, UN Global Compact Türkiye ve Sıfır Atık Vakfı iş birliğiyle düzenlenen “COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Özel Sektör İstişareleri Serisi: İklim Eylemi Gündeminde Özel Sektörün Rolü” başlıklı ilk toplantı, 21 Mayıs 2026 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi. Toplantıda; düşük karbonlu dönüşüm, iklim finansmanı, karbonsuzlaşma ve dayanıklılık konularında özel sektörün rolü ele alındı.Seri kapsamında, iş dünyasının düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde karşılaştığı zorlukların ele alınması, çözüm önerilerinin geliştirilmesi, fırsat alanlarının belirlenmesi ve çok paydaşlı ortaklıklar aracılığıyla COP31 sürecine katkı sunulması amaçlanıyor.“İklim Değişikliğiyle Mücadelede Özel Sektörün Rolü Her Geçen Gün Artıyor” Açılış konuşmasında söz alan UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk, iklim değişikliğiyle mücadelenin şirketler açısından doğrudan risk yönetimi, dayanıklılık ve rekabetçilikle bağlantılı olduğunu vurguladı.“İklim değişikliğiyle mücadele artık yalnızca iyi zamanların konusu değil. Tedarik zincirlerinin kesintiye uğradığı, enerji maliyetlerinin dalgalandığı ve finansmana erişimin zorlaştığı bir dünyada şirketler için yol gösterici bir çerçeve sunuyor. Artık biliyoruz ki hareketsiz kalmanın maliyeti, dönüşümün maliyetinden daha yüksek. Bu bağlamda özel sektörün iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolü her geçen gün artıyor; bugün özel sektör çözümün merkezinde yer alıyor. COP31’in ana gündem başlıkları olan sıfır atık, gıda güvenliği, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü ve iklim uyumu, önümüzdeki dönemde odaklanmamız gereken alanlara işaret ediyor. Şirketler bu alanlardaki taahhütlerini güçlendirerek, ilerlemelerini şeffaf şekilde raporlayarak, dönüşümü inovasyon yoluyla ölçeklendirerek ve değer zincirlerine yayarak küresel rekabet güçlerini artırabilirler,” dedi.Yeşil Dönüşüm İçin İklim Finansmanı ve Şeffaflık Kritik Öneme Sahip Açılış konuşmasında Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyesi Melih Ecertaş ise iklim eyleminin aynı zamanda güçlü finansal farkındalık ve şeffaflık gerektirdiğini vurguladı. Ecertaş, Türk Hava Yolları’nın iklim risklerinin finansal sistemlere entegre edilmesi, Kapsam 3 emisyonlarının şeffaf biçimde takip edilmesi ve geçiş planlamalarının güvenilirliğinin sağlanması konusunda en yüksek uluslararası standartları uygulamaya kararlı olduğunu ifade etti. Türkiye’de yeşil tahviller, karma finansman modelleri ve sürdürülebilirlik bağlantılı krediler gibi yenilikçi finansal araçların yaygınlaştırılmasının yalnızca Türk Hava Yolları gibi şirketlerin değil, Türkiye özel sektörünün genelinde yeşil dönüşümü hızlandıracağını belirtti.“Türkiye’nin Küresel İklim Hedeflerine Önemli Katkılar Sunma Potansiyeli Var” Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi ise, dinamik ve küresel ölçekte bağlantılı bir özel sektöre sahip üst orta gelirli bir ekonomi olarak Türkiye’nin yalnızca ülke içinde sürdürülebilir ve dirençli büyümeyi ilerletmekle kalmayıp, aynı zamanda küresel iklim hedeflerine de önemli katkılar sunma potansiyeline sahip olduğunu ifade etti.Ahonsi, Türkiye’nin İklim Kanunu süreci, Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler), uzun vadeli kalkınma öncelikleri, yeşil dönüşüm gündemi, sürdürülebilir finans çalışmaları ve uluslararası iklim raporlama ile açıklama standartlarına uyum çabalarını içeren gelişen ulusal politika çerçevesinin dönüştürücü eylemler için önemli bir ivme yarattığını belirtti.“COP31 yalnızca bir müzakere dönüm noktası değil; aynı zamanda uygulama, ortaklıklar, finansman ve somut dönüşüme odaklanan bir hayata geçirme dönüm noktası olmalıdır. Bunu mümkün kılmada özel sektörün kritik bir rolü bulunmaktadır,” dedi.COP31 İçin Dört Öncelikli Alan Belirlendi COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş ise COP31 kapsamında dört temel öncelik alanı belirlendiğini ifade etti.“Bunlardan biri gıda israfı. COP31’de 100’den fazla ülke ve uluslararası kuruluşun desteğiyle yeni bir kampanya başlatıyoruz. Bu 10 yıllık bir kampanya olacak. Eğer gıda israfını yüzde 20 azaltabilirsek dünyadaki açlığı sona erdirebiliriz,” dedi.Enerji verimliliğinin COP31’in bir diğer öncelik alanı olduğunu vurgulayan Ağırbaş şöyle devam etti:“Türkiye enerji ithalatı için yılda 100 milyar dolardan fazla ödeme yapıyor. Ne yazık ki ülkemiz büyük doğal gaz veya petrol rezervlerine sahip değil. Özel sektör, sivil toplum ve tüm paydaşlar olarak elimizden geleni yapacağımıza inanıyoruz. Aynı zamanda bu yatırımlar ve çalışmalar sürerken toplumsal farkındalık da oluşturmalıyız. Üçüncü önceliğimiz su verimliliği. Ne yazık ki Türkiye’nin su kaynakları çok sınırlı ve her geçen gün bunları kaybediyoruz. Çözüme ihtiyaç varsa çözüm üretiyoruz. Hep birlikte bu ülkenin suyunu, havasını ve doğasını korumalıyız. Dördüncü önceliğimiz ise kadınlar, çocuklar ve gençler. İklim değişikliğinin etkilerinden en fazla etkilenen gruplar oldukları için kadınlar, gençler ve çocuklar için daha fazlasını yapmalıyız.”Açılış konuşmalarının ardından, UN Global Compact Türkiye üyesi şirketler, iş dünyası kuruluşları ve Türkiye’de faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla yuvarlak masa oturumları düzenlendi. Görüşmelerde “Azaltım ve Karbonsuzlaşma Yol Haritaları”, “İklim Uyum ve Dayanıklılık”, “Kurumsal İklim Hedefleri ve Raporlama” ile “İklim Finansmanı ve Yatırımları” başlıkları ele alındı.Türkiye’nin 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), yalnızca bir müzakere platformu olmanın ötesinde; hızlandırılmış uygulama, somut yol haritaları ve özel sektör dahil tüm paydaşların kapsayıcı katılımına odaklanan bir süreç olmayı hedefliyor.
1 of 5
Haber
20 Mayıs 2026
COP31'e doğru: Mukim Koordinatör Ahonsi, Bakü’deki Dünya Kentsel Forumu’nda iklim dirençli şehirler ve kapsayıcı toparlanmayı vurguladı
Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, Azerbaycan’ın Bakü kentinde düzenlenen 13. Dünya Kentsel Forumunda (World Urban Forum – WUF13), Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde iklim dirençli kentleşme, kapsayıcı toparlanma ve güçlendirilmiş çok taraflı iş birliğinin önemine dikkat çekti.Hükümet temsilcilerini, şehir liderlerini, BM kuruluşlarını, kalkınma ortaklarını ve iklim uzmanlarını bir araya getiren çeşitli oturumlarda konuşan Ahonsi, şehirlerin hem iklim krizinin merkezinde hem de çözümün önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Ahonsi ayrıca küresel iklim ve kalkınma taahhütlerinin yerel düzeyde somut eylemlere dönüştürülmesinin öneminin altını çizdi.“Daha Güvenli ve Dayanıklı Şehirler için Tek BM Çözümleri: Kentsel Deprem Hazırlığının Güçlendirilmesi” başlıklı panelin açılışında konuşan Ahonsi, Şubat 2023’te Türkiye’de meydana gelen yıkıcı depremlerden çıkarılan derslere değindi. Toparlanma çalışmalarının yalnızca yeniden inşa ile sınırlı kalmaması, daha dayanıklı, kapsayıcı ve sürdürülebilir kentsel sistemlerin kurulmasına odaklanması gerektiğini söyledi.“Türkiye’nin deneyimi bize kentsel dayanıklılığın bir maliyet olmadığını gösteriyor. Bu, sürdürülebilir kalkınma için yapılabilecek en stratejik ve maliyet etkin yatırımlardan biridir,” dedi Ahonsi.Birleşmiş Milletler’in Türkiye’nin toparlanma çalışmalarına verdiği desteğe değinen Ahonsi, kamu kurumları, belediyeler, sivil toplum, akademi, özel sektör ve afetten etkilenen toplulukları bir araya getiren bütüncül yaklaşımların önemine dikkat çekti. Dayanıklı toparlanmanın insan odaklı olması ve afetlerden orantısız şekilde etkilenen kırılgan gruplar başta olmak üzere “Kimseyi Geride Bırakmama” ilkesi doğrultusunda yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Mukim Koordinatör ayrıca, “Ulusal Katkı Beyanları (NDC) 3.0: İklim Taahhütlerini Hayata Geçirmek için Kentsel Hukuk ve Çok Düzeyli Yönetişim” başlıklı üst düzey oturumun moderatörlüğünü üstlendi. Oturumda şehirlerin, daha güçlü hukuki ve yönetişim çerçeveleri aracılığıyla ulusal iklim hedeflerinin uygulanmasına nasıl katkı sağlayabileceği ele alındı.Panelde Meksika, Fas, Pakistan, Solomon Adaları, UN-Habitat ve Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı temsilcileri yer aldı.Tartışmalarda, ulusal iklim hedeflerinin ulusal ve yerel yönetimler arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, iklim duyarlı şehir planlaması ve sürdürülebilir kentleşmeye yönelik yatırımlar aracılığıyla nasıl somut kentsel uygulamalara dönüştürülebileceği değerlendirildi.Mukim Koordinatör ayrıca, “İklim-Konut İlişkisi” başlıklı oturum kapsamında düzenlenen “Geleceğin Şehirlerini Bugünden İnşa Etmek” panelinde teknik moderatör olarak görev yaptı. Oturumda düşük karbonlu, iklim dirençli ve kapsayıcı şehirlerin inşasına yönelik yollar ele alındı. Görüşmelerde doğa temelli çözümler, sürdürülebilir konut sistemleri, iklim duyarlı şehir politikaları ve dayanıklılığın şehir planlamasına entegrasyonu üzerinde duruldu.UNEP ve UN-Habitat tarafından düzenlenen iklim dirençli ve kapsayıcı konut finansmanı yuvarlak masa toplantısında da konuşan Ahonsi, COP31 ve diğer önemli küresel iklim süreçleri öncesinde BM sistemi içinde daha güçlü koordinasyonun önemine dikkat çekti. BM Türkiye’nin, iddialı ve eylem odaklı bir COP31 sürecini desteklemek amacıyla BM sistemi, COP31 Başkanlığı ile ulusal ve uluslararası ortaklarla yakın iş birliği içinde çalıştığını ifade etti.Ahonsi, iklim eylemi, kentsel dönüşüm ve kalkınma finansmanının; bütüncül ortaklıklar ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan yaklaşımlar çerçevesinde birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.UN-Habitat tarafından düzenlenen Dünya Kentsel Forumu, sürdürülebilir kentleşme alanındaki en büyük küresel platformlardan biri olarak kabul ediliyor. Forum; hükümetleri, yerel yönetimleri, sivil toplumu, özel sektörü ve uluslararası kuruluşları şehirlerin geleceği ve sürdürülebilir kentsel kalkınma konularını ele almak üzere bir araya getiriyor.
1 of 5
Haber
20 Mayıs 2026
BM Genel Kurulu'ndan, Dünya Mahkemesi’nin iklim krizi kararına tarihi destek
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Uluslararası Adalet Divanı’nın iklim değişikliği konusunda devletlerin yükümlülüklerine ilişkin danışma görüşünü destekleyen tarihi bir kararı kabul etti. Karar, iklim krizine karşı mücadelede uluslararası hukukun, iklim adaletinin ve bilimin önemine güçlü bir vurgu olarak değerlendirildi.Pasifik ada ülkesi Vanuatu öncülüğünde hazırlanan ve birçok ülkenin destek verdiği karar tasarısı, yoğun müzakerelerin ardından 141 ülkenin lehte oyuyla kabul edildi. Sekiz ülke karşı oy kullanırken, 28 ülke çekimser kaldı.Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, kararın devletlerin halklarını “giderek derinleşen iklim krizinden” koruma sorumluluğunu açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Dünyanın en yüksek yargı organı konuştu. Bugün Genel Kurul da buna yanıt verdi” dedi.Uluslararası Adalet Divanı, Temmuz 2025’te açıkladığı danışma görüşünde, devletlerin sera gazı emisyonlarından kaynaklanan çevresel zararları önleme yükümlülüğü bulunduğunu vurgulamıştı. Mahkeme ayrıca, bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi halinde devletlerin hukuki sorumluluk taşıyabileceğini ifade etmişti.Bağlayıcı nitelik taşımasa da danışma görüşleri, uluslararası hukukun yorumlanması ve gelişimine yön veren önemli hukuki ve ahlaki bir otorite niteliği taşıyor. Genel Kurul tarafından kabul edilen son karar ise iklim krizine karşı mücadelenin yalnızca siyasi bir tercih değil, aynı zamanda uluslararası hukuk kapsamında bir yükümlülük olduğuna güçlü bir vurgu yapıyor.Karar, tüm üye devletlere iklim ve çevreye ciddi zarar verilmesini önlemek amacıyla mümkün olan tüm adımları atmaları çağrısında bulunuyor. Aynı zamanda Paris Anlaşması kapsamındaki mevcut iklim taahhütlerinin uygulanması ve iklim politikalarının yaşam hakkı, sağlık hakkı ve yeterli yaşam standardı gibi temel insan haklarını koruyacak şekilde yürütülmesi gerektiğinin altı çiziliyor.Genel Sekreter Guterres açıklamasında, iklim krizine en az katkıda bulunan toplumların en ağır bedeli ödediğini belirterek, iklim adaletine giden yolun “fosil yakıtlardan uzaklaşılarak yenilenebilir enerjiye doğru hızlı, adil ve eşitlikçi bir geçişten” geçtiğini ifade etti.Guterres ayrıca yenilenebilir enerjinin bugün en ucuz ve en güvenli enerji kaynağı olduğunu vurgulayarak, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 dereceyle sınırlama hedefinin hâlâ ulaşılabilir olduğunu söyledi.
1 of 5
Basın Duyurusu
11 Mart 2026
Sadece her 7 ülkeden 1’i bir kadın tarafından yönetiliyor
IPU ve UN Women tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2026” Haritasına göre, dünya genelinde kadınlar siyasi liderlikte büyük ölçüde yetersiz temsil edilmeye devam ediyor ve kararlar hala büyük ölçüde erkekler tarafından alınıyor. 2026 itibarıyla yalnızca 28 ülke bir kadın Devlet ya da Hükümet Başkanı tarafından yönetiliyor. Buna karşılık 101 ülkede bugüne kadar hiç kadın lider görev yapmadı. IPU ve UN Women tarafından hazırlanan “Siyasette Kadın 2026” haritası, 11 Mart 2026’da 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında düzenlenen bir etkinlikte tanıtıldı.Kadınlar siyasi liderlikten dışlanması, barış, güvenlik ve ekonomik alanlardaki kararların kadınların deneyimi ve bakış açısı olmadan alınmasına yol açıyor. Yeni küresel veriler, özellikle yürütme organlarında kadınların siyasi liderliğinde ilerlemenin duraksadığını ve bazı durumlarda geriye gidiş yaşandığını gösteriyor.IPU ve UN Women verilerinin öne çıkan bulguları:Kadınlar dünya genelinde kabine bakanlıklarının yalnızca yüzde 22,4’ünü elinde bulunduruyor. Bu oran 2024’te yüzde 23,3’tü. Bu, yıllardır süren kademeli ilerlemenin ardından bir gerilemeye işaret ediyor.14 ülke, kabinelerinde eşitliği sağlamayı başardı; bu durum eşit temsilin mümkün olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 8 ülkede hala hiç kadın bakan bulunmuyor.Kadınlar dünya genelinde parlamentolardaki sandalyelerin yüzde 27,5’ini elinde bulunduruyor. Bu oran 2025’te yüzde 27,2 idi. Sadece 0,3 puanlık artış, 2017’den bu yana kaydedilen en yavaş büyümenin ikinci yıl üst üste yaşandığını gösteriyor ve kadınların siyasi karar alma gücüne erişiminin ne kadar yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor.Ocak 2026 itibarıyla dünya genelinde 54 kadın parlamento başkanı bulunuyor; bu sayı tüm parlamento başkanlarının yüzde 19,9’una karşılık geliyor. Bu oran bir önceki yıla göre yaklaşık 4 puanlık bir düşüş anlamına geliyor ve son 21 yılda kadın parlamento başkanı sayısındaki ilk azalmayı temsil ediyor.Siyasette yer alan kadınlar, hem çevrim içi hem de çevrim dışı ortamda artan şiddet ile karşı karşıya. Ankete katılan kadın parlamenterlerin yüzde 76’sı kamuoyu tarafından yıldırmaya maruz kaldığını bildirirken bu oran erkeklerde yüzde 68. Bu durum kadınların aday olması önünde bir engel teşkil ediyor ve siyasi güçte eşitliğe ilerlemeyi yavaşlatıyor.Kadınlar liderlik pozisyonlarına ulaştıklarında bile çoğu zaman geleneksel olarak sosyal sektörlerle ilişkilendirilen sınırlı sayıda alanda yoğunlaşıyor.Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bakanlıklarının yüzde 90’ını ve aile ve çocuk işlerinden sorumlu bakanlıkların yüzde 73’ünü yönetiyor. Bu durum siyasi liderlikte uzun süredir var olan toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını güçlendiriyor. Erkekler ise savunma, içişleri, adalet, ekonomi, yönetişim, sağlık ve eğitim gibi bakanlıkların neredeyse tamamını yönetmeye devam ediyor.UN Women İcra Direktörü Sima Bahous şöyle konuştu:“Küresel istikrarsızlığın arttığı, çatışmaların tırmandığı ve kadın haklarına yönelik görünür bir gerilemenin yaşandığı bir dönemde kadınların siyasi liderlikten dışlanması, toplumların karşı karşıya oldukları zorluklara yanıt verme kapasitesini zayıflatıyor. Kadınlar daha iyi kararlar alınması, çatışmaların önlenmesi ve kalıcı barışın inşası için hayati öneme sahip perspektifler ve deneyimler getiriyor. Kadınlar siyasi liderliğe tam olarak dahil olduğunda ülkeler daha istikrarlı oluyor, politikalar insanlar için daha iyi işliyor ve toplumlar dünyamızı şekillendiren krizlerle başa çıkmaya daha hazırlıklı hale geliyor.”IPU Başkanı Tulia Ackson ise şunları söyledi:“Eşit temsil ahlaki bir zorunluluktur; çünkü kadınların hayatlarını yöneten kararları şekillendirmede eşit hakları vardır. Aynı zamanda akıllıca bir tercihtir. Kurumlar, hizmet ettikleri toplumları yansıttığında daha iyi kararlar alır. Her kesimden kadının her düzeyde var olduğu ve etkili olduğu kurumlar önyargıları daha iyi tespit edebilir, daha adil çözümler geliştirebilir ve kamu güvenini daha güçlü biçimde kazanabilir.”IPU Genel Sekreteri Martin Chungong ise şöyle konuştu:“IPU, iyi tasarlanmış kotaların ve güçlü siyasi iradenin değişimi hızlandırmak ve kadınların demokratik karar alma süreçlerinde seslerinin duyulmasını sağlamak için hayati olduğuna defalarca vurgu yapmıştır. Aynı zamanda erkekler ve kadınlar siyasi kültürü dönüştürmek, kalıp yargılara meydan okumak ve temsil ettikleri toplumları yansıtan kapsayıcı parlamentolar inşa etmek için eşit ortaklar olarak birlikte çalışmalıdır.”Değişimin yavaş ilerlemesine rağmen dünyanın dört bir yanındaki kadınlar siyasi yaşamda yerlerini almak için sınırları zorlamaya devam ediyor. Ayrımcı yasalar, siyasette kadına yönelik şiddet ve kaynaklara eşitsiz erişim gibi yapısal engellerin kaldırılması ve olumsuz toplumsal normların dönüştürülmesi, önümüzdeki yıllarda kadınların siyasi liderlikte eşit temsile ulaşması için kritik önem taşıyor.Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda küresel standartları belirleyen en üst düzey hükümetler arası organı olan Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu, kadın haklarındaki gerilemenin tersine çevrilmesi için nesilde bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat sunuyor. Demokrasi, kadınlar karar alma süreçlerinde her düzeyde eşit biçimde temsil edildiğinde daha güçlü, daha adil ve daha dayanıklı olacaktır.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org turkiye.unwomen.org
1 of 5
Basın Duyurusu
06 Mart 2026
UN Women Türkiye’den 8 Mart’ta adalete erişim ve eşit haklar için çağrı
8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2026 yılı kampanyası, adalete erişimin eşit şekilde sağlanmasını kadın hakları gündeminin merkezine yerleştirmeyi amaçlıyor. Kampanya, adaletin yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmadığı, yasaların etkin biçimde uygulandığı, hesap verebilirliğin sağlandığı ve kadınların ve kız çocuklarının adalete güvenle erişebildiği bir dönüşüm için Türkiye’de “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz.” sloganı altında eylem çağrısında bulunuyor.21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasındaki hukuki eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmış değil. Çalışma hayatından kazanca, güvenlikten aile yaşamına; mülkiyetten hareket özgürlüğüne, girişimcilikten emekliliğe kadar yaşamın temel alanlarında hukuk sistemleri kadınları sistematik biçimde dezavantajlı konumda bırakabiliyor.Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik uzun süredir verilen taahhütlere karşı küresel ölçekte bir geriye gidiş yaşanırken, kadınların ve kız çocuklarının hak ihlalleri de hız kazanıyor. Mahkemelerden dijital alanlara, çatışma bölgelerinden gündelik yaşama kadar uzanan küresel bir cezasızlık kültürü bu ihlalleri besliyor. Kadınlar ve kız çocukları dünya genelinde hala eşitsizlikler ve çok boyutlu şiddet riskleriyle karşı karşıya. Kadınlar, 2026 itibarıyla dünya genelinde erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Bu durum, kadınları yaşamlarının her aşamasında ayrımcılığa, şiddete ve dışlanmaya açık hale getiriyor.Kadınlar ve erkekler arasındaki yasal eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırıldığı hiçbir ülke yok. Mevcut hızda ilerlenmesi halinde, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması 286 yıl sürecek. Ülkelerin yüzde 54’ünde tecavüzün rızayı göz önüne alan bir yasal tanımı hala bulunmuyor. Ülkelerin yüzde 44’ünde eşit değerde işe eşit ücret ilkesini destekleyen bir yasa yok. Ülkelerin 4’te 3’ünde çocuk yaşta evliliğe hala izin veriliyor. Bu durum ağırlıklı olarak kız çocuklarını etkiliyor. Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun göz ardı edildiği çatışma bölgelerinde ya da bu bölgelerin yakınında yaşayan 676 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bulunuyor ve çatışmaya bağlı cinsel şiddet son iki yılda yüzde 87 arttı. Ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar adalete erişimde erkeklerden daha fazla engelle karşılaşmaktadır. İlerleme mümkünBM Genel Sekreteri’nin “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için Adalete Erişimin Güvence Altına Alınması ve Güçlendirilmesi” raporu, ilerlemenin mümkün olduğunu ortaya koyuyor: Ülkelerin yüzde 87’si aile içi şiddete karşı yasal düzenlemeleri hayata geçirmiş durumda ve son on yılda 40’tan fazla ülke kadınlar ve kız çocukları için anayasal güvenceleri güçlendirdi. Ancak yasalar tek başına yeterli değil. Damgalama, mağdur suçlama, korku ve toplumsal baskı gibi ayrımcı sosyal normlar, hayatta kalanların sesini susturuyor ve adalete erişimi engelliyor. Bu durum, kadın cinayetleri de dahil olmak üzere en ağır şiddet biçimlerinin cezasız kalmasına yol açıyor. UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak verdiği mesajda şunları söyledi: “Kadınlar ve kız çocukları adalete erişemediğinde, ortaya çıkan zarar davaların çok ötesine geçiyor. Toplumsal güven sarsılıyor, kurumlar meşruiyetini yitiriyor ve hukukun üstünlüğü zayıflıyor. Nüfusun yarısını yüzüstü bırakan bir adalet sistemi, adaleti savunduğunu iddia edemez.”UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond ise Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak şunları söyledi: “Bu yıl odağımızı kadınlar ve kız çocuklarının temel insan haklarına ve adalete erişimine yöneltiyoruz. Kadınlar için adalete erişim yalnızca mahkemeye gidebilmek demek değildir. Haklarını bilmek ve bilgiye erişebilmek demektir. Hukuki yardım ve destek hizmetlerine engeller olmadan ulaşabilmek demektir. Haklar, kadınların ve kız çocuklarının güven içinde ve onurlu bir yaşam sürebilmesinin temelidir. Haklar hesap verebilirlik yaratır; kurumlar için açık sorumluluklar tanımlar. İşte bu nedenle kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, gençler ve akademiyle birlikte çalışmak zorundayız. Birlikte daha güçlüyüz ve daha ileri gidebiliriz.”UN Women, “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz” sloganıyla;“Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için” haklarının korunduğu ve uygulandığı, kız çocuklarının eğitime tam ve güvenli erişiminin güvence altına alındığı, çocuk yaşta evliliklerin sona erdiği, kadınların çalışma yaşamına, toplumsal hayata, karar alma mekanizmalarına ve liderliğe eşit ve tam katıldığı, kadınların siyaset ve adalet mekanizmalarında söz sahibi olduğu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin her türüne karşı güçlü koruma ve önleme mekanizmalarının hayata geçirildiği, aile, çalışma ve sağlık mevzuatının kadınlara karşı ayrımcılık içermediği, hayatta kalanları merkeze alan, önyargısız, cezasızlığa ve fail dokunulmazlığına sıfır toleransla işleyen sistemlerin kurulduğu bir gelecek çağrısında bulunuyor.Bu yıl gerçekleşecek Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (KSK70) – Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki en üst düzey hükümetlerarası organı, kadın haklarındaki geriye gidişi durdurmak ve adaleti güvence altına almak için önemli bir fırsat sunuyor.Sima Bahous konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Şimdi ayağa kalkma, görünür olma ve ses çıkarma zamanı. Haklar için, adalet için ve eylem için… Her kadının ve her kız çocuğunun güvenle yaşayabildiği, özgürce konuşabildiği ve eşit bir yaşam sürebildiği bir dünya için.”Uluslararası Kadınlar Günü etkinliği ve KSK70’in açılışı, bu yıl 9 Mart 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gerçekleştirilecek. Etkinlikler 09.00 (EST) itibarıyla başlayacak ve çevrimiçi olarak da izlenebilecek.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org Kampanya görselleri için:https://trello.com/b/dMgTeFD5/iwd-2026
1 of 5
Basın Duyurusu
09 Aralık 2025
Kadın insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci her 10 kadından 7’si dijital şiddete maruz kaldığını bildiriyor
Cenevre – 9 Aralık 2025 – Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Kadınlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Programı, UNESCO ile iş birliğinde ve TheNerve, City St George's, Londra Üniversitesi ve Uluslararası Gazeteciler Merkezi araştırmacıları ortaklığında yeni bir rapor yayımladı. Rapora göre, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazetecilere yönelik çevrim içi şiddet alarm veren bir noktaya ulaştı ve çoğu zaman çevrim dışı saldırılara da yol açıyor. Etkin önlemler alınmazsa, çevrim içi şiddet kadınları dijital alanlardan uzaklaştırarak demokrasi ve ifade özgürlüğünü zedeleyebilir. “Kırılma noktası: Kamusal alanda kadınlara yönelik şiddetin tüyler ürpertici tırmanışı” başlıklı rapor, ankete katılan kadınların yüzde 70'inin mesleklerini yaparken çevrim içi şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 41'i çevrim içi tacizle bağlantılı çevrim dışı zarar gördüğünü bildiriyor. Kadın gazeteciler için çevrim içi taciz ile çevrim dışı zarar arasındaki bağlantı giderek daha çok endişe verici hale geldi. UNESCO tarafından yayınlanan 2020 küresel anketinde, kadın gazetecilerin yüzde 20'si yaşadıkları çevrim dışı saldırı veya tacizi çevrim içi şiddetle ilişkilendiriyor. Aynı araştırmacılar tarafından yürütülen “Dönüm Noktası” raporunun 2025 anket verilerine göre ise gazeteciler ve medya çalışanlarında bu oran iki katından fazla artarak yüzde 42'ye çıkmış durumda.BM Kadın Birimi Politika, Program ve Hükümetlerarası İlişkiler Bölüm Direktörü Sarah Hendricks, “Bu rakamlar, dijital şiddetin sanal değil, gerçek dünyada sonuçları olan gerçek bir şiddet olduğunu doğruluyor” dedi. “İnsan haklarımızı savunan, güncel gelişmeleri aktaran veya sosyal hareketlere öncülük eden kadınlar, utandırmak, susturmak ve kamusal tartışmalardan uzaklaştırmak amaçlarıyla taciz ediliyor. Bu saldırılar artık ekranlarda kalmıyor, ve kadınların kapısına giderek daha fazla dayanıyor. Çevrim içi alanların kadınları susturan ve demokrasiyi zayıflatan platformlara dönüşmesine izin veremeyiz."TheNerve Bilgi Bütünlüğü Girişimi Direktörü Prof. Julie Posetti, "Bu veriler, yapay zekanın körüklediği taciz ve yükselen otoriterleşme çağında, kamusal alanda kadınlara yönelik çevrim içi şiddetin arttığını gösteriyor. Ancak asıl kaygı verici olan veri, kadın gazetecilerin çevrim içi şiddetle ilişkili olarak deneyimledikleri çevrim dışı zararın 2020'den bu yana iki katından fazla artmış olması 2025 anketine katılanların yüzde 42'si de bu tehlikeli ve potansiyel olarak ölümcül gidişatı tespit etti.” ifadelerini kullandı. Rapor ayrıca, ankete katılan insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci kadınların yaklaşık 4’te 1’inin, yapay zeka ile üretilen sahte görüntüler (deepfake) ve manipüle edilmiş içerik gibi yapay zeka destekli çevrim içi şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. İnsan hakları alanındaki yazar ve iletişimciler ise (örneğin, sosyal medya içerik üreticileri) yüzde 30 ile bu şiddet türüne en yüksek oranda maruz bırakılan kadınlar arasında.Dünya Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını tamamlarken yayınlanan rapor kampanyaya da atıfta bulunuyor. 16 Günlük Aktivizm kampanyası bu yıl, dijital şiddet konusunda farkındalık yaratmaya ve kadına ve kız çocuklarına yönelik teknoloji destekli şiddeti bir insan hakları ihlali olarak kabul etmeye odaklanıyor. Kampanya kapsamında, teknoloji aracılığıyla üretilen kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak kabul eden daha etkin yasalar ve politikalar, teknoloji şirketleri için sağlam düzenlemeler ve hesap verebilirlik mekanizmaları, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazeteciler için güvenlik protokolleri ve destek sistemleri, eğilimleri izlemek, kesişimsel etkileri anlamak ve kanıta dayalı politika ve uygulamaları bilgilendirmek için araştırma ve verilere yatırım yapılması çağrısında bulunuluyor. BM Kadın Birimi, Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını, kadınlara yönelik teknoloji destekli şiddeti önlemek ve buna müdahale etmek için kurumsal bir stratejiyle sonlandıracak. Bu strateji, hesap verebilirliği güçlendirmeye, kanıt ve veri eksikliklerini gidermeye, önleme ve mağdur odaklı destek mekanizmalarını hızlandırmaya, daha fazla dayanıklılık inşa etmeye ve kadın hakları hareketlerinin ve kadın liderlerin sesini duyurmaya odaklanıyor.ACT Programı hakkındaSavunuculuk, Koalisyon Oluşturma ve Dönüştürücü Feminist Eylem (ACT) programı, Avrupa Komisyonu ve BM Kadın Birimi'nin, BM Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırma Güven Fonu ile iş birliği içinde, Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Eylem Koalisyonu'nun eş liderleri olarak oluştudukları ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan bir taahhüttür. ACT'nin ortak savunuculuk gündemi, feminist kadın hakları hareketlerinin önceliklerini ilerletmekte ve seslerini duyurmakta, ortak öncelikler, stratejiler ve eylemlere odaklanan bir iş birliği çerçevesi sağlamaktadır.BM Kadın Birimi HakkındaBM Kadın Birimi, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletmek ve tüm kadın ve kız çocuklarının güçlenmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında BM'nin öncü kuruluşu olarak, yasaları, kurumları, davranışları ve hizmetleri eşitlikten yana dönüştürerek toplumsal cinsiyete dayalı uçurumu ortadan kaldırmayı ve tüm kadınlar ile kız çocukları için eşit bir dünya kurmayı hedeflemektedir. BM Kadın Birimi, her zaman ve her yerde kadınların ve kız çocuklarının haklarını küresel ilerlemenin merkezinde tutar. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca işi değil; aynı zamanda kimliğinin bir parçasıdır.Bilgi Bütünlüğü Girişimi HakkındaBilgi Bütünlüğü Girişimi, Nobel Ödülü sahibi Maria Ressa tarafından kurulan dijital adli tıp laboratuvarı TheNerve'in yeni bir projesidir. Toplumsal cinsiyet, dezenformasyon, ifade özgürlüğü ve kamu yararını gözeten medyanın ortak zemininde eylem odaklı araştırmayı temel alır.
1 of 5
Basın Duyurusu
25 Kasım 2025
Birleşmiş Milletler, Kadın Cinayetleri 2024 Raporu: Her 10 Dakikada Bir Kadın ya da Kız Çocuğu Öldürülüyor!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlanan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ortak raporu, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin tamamen önlenebileceğini, buna karşın kadın cinayetlerinin alarm verici düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.Rapora göre 2024 yılında 50 bin kadın ve kız çocuğu, yakın partneri veya bir aile üyesi tarafından öldürüldü. Bu sayı, kadın ve kız çocuklarına yönelik tüm kasıtlı cinayetlerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. 2023’te bu rakam 51.100 idi. Ülke özelinde üretilen verilerin eşitsizliği ya da farklılığından kaynaklanan bu düşüş, maalesef gerçek bir azalmaya işaret etmiyor. Bugün dünyada hâlâ her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakınındaki kişiler tarafından öldürülüyor.Rapora göre, günde ortalama 137 kadın ev içinde öldürülüyor. Erkek cinayetlerinin ise yalnızca yüzde 11'i özel alanda işleniyor. Bölgesel görünüm: En yüksek oran Afrika’da, Avrupa ise hâlâ risk altında Afrika, 2024 yılında gerçekleşen partner veya aile içi kadın cinayetlerinde 100 binde 3 kadınla dünyanın en yüksek oranına sahip bölgesi olurken, onu 100 binde 1,5 kadın ile Amerika ve 100 binde 1,4 kadın ile Okyanusya takip ediyor. Asya’da 2024 yılı için kaydedilen 100 binde 0,7 kadın ve Avrupa’da ise 100 binde 0,5 kadın olarak belirtilen oranlar küresel ortalamaya kıyasla daha düşük görünse de, Avrupa’da yakın partner şiddetinin oransal yüksekliği son derece çarpıcı bir tablo sunuyor: 2024 yılında Avrupa’da öldürülen kadınların yüzde 64’ü, yakın partnerleri tarafından öldürüldü.Avrupa ve Orta Asya’dan gelen örnekler, birçok kadının öldürülmeden önce çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment) gibi dijital şiddet biçimleriyle karşı karşıya kaldığını, bazı kadınların ise fail cezaevinden çıktıktan kısa süre sonra öldürüldüğünü gösteriyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkiye’de de durum çok farklı değil. Türkiye’de internet kullanan her 4 gençten 1’i dijital şiddete maruz kalıyor ve kadınlarda bu olasılık erkeklere oranla 27 kat daha fazla.Dijital şiddet öldürüyor: Çevrim içi nefret çevrim dışı zarar veriyor!Rapor, çevrim içi şiddetin yalnızca “sanal” bir tehdit olmadığını, aksine kadınları ve kız çocuklarını fiziksel şiddet ve cinayetlere karşı ciddi şekilde savunmasız bırakan somut bir şiddet biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’taki araştırmalar, ev içi cinayetlerde kadınların yüzde 60’ının öldürülmeden önce çevrim içi olarak izlendiğini gösteriyor. Ayrıca gazeteciler, siyasetçiler ve aktivistler gibi kamusal alanda bilinirliği yüksek kadınlar, dijital şiddete en çok maruz kalan grupların başında geliyor. Dünya genelinde her 3 ya da 4 kadın gazeteciden 1’i, birçok bölgede ise her dört ila üç kadın siyasetçiden biri, ölüm tehditleri de dahil olmak üzere çevrim içi şiddet tehditleri aldığını bildiriyor. Dijital teknolojiler, sanal ortamlarda kadına yönelik şiddetin yayılmasını kolaylaştırırken, çevrim içi paylaşılan fotoğraf ve videolar nedeniyle kadınlar ve kız çocukları öldürülüyor ve hatta bazı durumlarda bu cinayetler sosyal medyada canlı olarak yayınlanıyor. Bu durum, dijital şiddetin gerçek dünyadaki ölümcül sonuçlarla doğrudan bağlantısını gözler önüne seriyor.Kadınlar dijital ortamda çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), dijital teşhir (cyberflashing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment), dijital yıldırma (sealioning), dijital cinsel şantaj (sextortion), görüntü temelli şiddetle ilişkili içeriklerin kötüye kullanımı, gibi teknoloji destekli birçok şiddet biçimine maruz bırakılıyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun birlikte yürüttüğü 16 Günlük Aktivizm Kampanyası bu yıl “Dijital Şiddete Noktayı Koy” söylemiyle dijital şiddet ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.BM Kadın Birimi Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond raporla ilgili şu açıklamada bulundu:“Bu rapor bize çok açık bir gerçeği hatırlatıyor: Kadın cinayetleri kaçınılmaz değil, önlenebilir. Şiddet çoğu zaman dijital alanda başlıyor, tehdit, baskı ve taciz ile devam ediyor ve gerekli müdahale yapılmadığında ölümcül sonuçlara varıyor. Çevrim içi güvenlik için herkesin pratik araçlara ihtiyacı var. Kadınlar ve kız çocuklarının hesaplarını nasıl koruyacaklarını, istismar edici davranışı nasıl tanıyacaklarını, hızlı bir şekilde nasıl bildireceklerini ve hedef alınanları nasıl destekleyeceklerini bilmeleri hayati önem taşıyor. Her kadın ve kız çocuğunun yaşam hakkını korumak için dijital ve fiziksel tüm alanlarda erken uyarı işaretlerini ciddiye almalı, güçlü adalet ve etkin koruma mekanizmaları kurmalıyız.”Veriye dayalı politika şart!Rapor, birçok ülkede kadın cinayetlerine ilişkin verilerin eksik raporlandığını, bu görünmezliğin ortadan kaldırılması için acil eylem gerektiğini vurguluyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi, 2022’de kabul edilen uluslararası istatistik çerçevesinin uygulanması için ülkelerle birlikte çalışmayı sürdürüyor. Raporun tamamına buradan ulaşılabilir: https://www.unwomen.org/en/digital-library/publications/2025/11/femicides-in-2024-global-estimates-of-intimate-partner-family-member-femicides
1 of 5
Basın Duyurusu
15 Ekim 2025
Açıklama: Kırsal Kadınlar Yükseliyor – Beijing+30 ile Dayanıklı Gelecekler Şekillendiriyor
Bu Kırsalda Yaşayan Kadınlar Günü’nde, herkesi kırsal alanlarda yaşayan kadınların ve kız çocuklarının eşitliğini, haklarını ve güçlenmesini ilerletmek için cesur adımlar atmaya çağırıyoruz. Kadınlar her gün topluluklara gıda sağlıyor, çevreyi koruyor ve sürdürülebilir kalkınmayı destekliyorlar. Onlara yatırım yapmak hem bir adalet eylemidir, hem de ortak geleceğimizi güvence altına alır.Nesiller boyunca, kırsal alanlardaki kadınlar değişim için kolektif hareketleri yönlendirdi: toplulukları harekete geçirdiler, politikaları etkilediler ve iklim adaleti gibi hayati konuların savunuculuğunu yaptılar. Liderlikleri, kırsal alanların aşırı yoksulluk ve gıda güvensizliğinden en çok etkilendiği durumlarda bile, yerel eylemler ile küresel ilerleme arasında köprüler kurmaya devam ediyor; bu durum kadınları, gençleri ve yerli hakları en çok etkiliyor. Mevcut eğilimler devam ederse, 2030 yılına kadar 351 milyon kadın ve kız çocuğu hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşayacak.Bu zorluklar arasında, Ruanda’dan Verene Ntakirutimana’nın hikayesi, kırsal alanlardaki kadınların güçlenmesinin somut ve kalıcı değişim yarattığını gösteriyor. Kırsal Kadınların Ekonomik Güçlenmesi Ortak Programı’nın desteğiyle, sadece geçimini sağladığı tarımdan başarılı bir küçük işletmeye geçti. Başarısı, topluluk tutumlarını değiştirdi: kalıp yargıları sorguladı, ortak karar alma süreçlerini teşvik etti ve başkalarına ilham verdi.Bu yılın teması olan “Kırsal Kadınlar Yükseliyor” hem bir saygı duruşu hem de bir harekete geçirme çağrısıdır. Pekin+30 Eylem Gündemi’nde belirtildiği gibi kırsal alanda yaşayan kadınların yaşam koşullarını, liderliklerini, haklarını ve dayanıklılıklarını ilerletmek elzemdir. 2026 Uluslararası Kadın Çiftçiler Yılı ve 2024–2034 Kırsal Alanlarda Tüm Kadınların, Genç Kızların ve Kız Çocuklarının Hakları için Amerika Arası On Yıl gibi girişimler ve Women to Kilimanjaro gibi topluluk hareketleri, onların çalışmalarını görünür kılmak, seslerini duyurmak ve haklarının tanınmasını sağlamak için güçlü fırsatlar sunmaktadır.Kırsal kadınlar yükseldiğinde, tarlalar bereketlenir, aileler gelişir ve toplumlar dönüşür; bu da bizi Pekin Deklarasyonu ve Eylem Platformu ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları vizyonuna doğru ilerletir.
1 of 5