En son
Haber
22 Eylül 2026
Guterres: Dünya dört güç sınavıyla karşı karşıyayken “çatlaklar kanyonlara dönüştü”
Daha fazla bilgi için
Haber
22 Eylül 2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu’na hitap etti, Genel Sekreter Guterres ile görüştü
Daha fazla bilgi için
Haber
20 Eylül 2026
Barış Çanı Ankara’da barış çağrısı için çaldı
Daha fazla bilgi için
En son
Türkiye Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları yoksulluğun son erdirilmesi, çevrenin korunması, iklim krizine karşı önlem alınması, refahın adil paylaşımı ve barışı hedefliyor. BM'nin çalıştığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları şunlardan oluşuyor.
Haber
22 Eylül 2026
Guterres: Dünya dört güç sınavıyla karşı karşıyayken “çatlaklar kanyonlara dönüştü”
İnsanlık; savaş ve barış, eşitsizlik, iklim değişikliği ve yapay zekâ alanlarında, dünyanın yeni bir iş birliği dönemine mi yoksa daha derin bölünmelere mi sürükleneceğini belirleyecek dört kritik “güç sınavıyla” karşı karşıya.Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, BM Genel Kurulunun 81. Oturumunda Dünya Liderlerinin BM kürsüsünden dünyaya seslendikleri üst düzeyli oturum olan Genel Görüşmelerin açılışında konuştu.Öne çıkanlarBM Genel Sekreteri, ölüm kalım kararlarının asla makinelere bırakılamayacağını vurgulayarak yapay zekâ yönetişiminde bağlayıcı uluslararası iş birliği çağrısı yaptı.Güvenlik Konseyi’nde daimi Afrika temsilinin hâlâ bulunmamasını “savunulamaz” olarak nitelendiren Guterres, Güvenlik Konseyinde reform çağrısını yineledi.BM, tarihinde ilk kez üst düzey yönetim kadroları ve personel genelinde tam toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaştı.BM Genel Sekreterliği görev süresinin sona ermesine yaklaşık 100 gün kala BM Genel Kurulunda kapsamlı bir konuşma yapan Guterres, dünyanın karşı karşıya olduğu en acil krizlerin birbirinden bağımsız sorunlar olmadığını, gücün nasıl ve kimler tarafından kullanıldığına ilişkin aynı temel mücadelenin farklı yansımaları olduğunu söyledi.Guterres, BM’nin yıllık raporunu sunarken, “En büyük güç, hükmetme gücü değildir. Herkes için işleyen bir gelecek inşa etme gücüdür” dedi.Savaşlarda sivillerin hedef alınmasından insani yardım çalışanlarının öldürülmesine, uluslararası hukukun “bir kenara itilmesinden” ülkeler arasındaki güvenin aşınmasına kadar uluslararası normların zayıfladığı bir on yıl yaşandığını belirten Guterres, gücün üç temel şekilde yeniden biçimlendiğini kaydetti:Yeni devlet güçlerinin ortaya çıkması,Yetkinin önemli ölçüde hükümetlerden özel şirketlere ve bireylere geçmesi,Daha önce insanlara ait olan kararlarda yapay zekâ ve otonom silahların giderek daha fazla rol oynaması.“Dünyamızdaki fay hatları genişliyor” diyen Guterres, “Çatlaklar kanyonlara dönüştü” ifadesini kullandı.Parçalanmayı kaçınılmaz olarak kabul etmek yerine iş birliğine ivme kazandırılması; karşılıklı bağımlılık ve ortak kurallar üzerine kurulu, gerçek anlamda küresel bir ağ oluşturulması çağrısında bulundu. Ayrıca, dünyanın farklı ekonomik ve güvenlik sistemlerine sahip rakip bloklara ayrılması tehlikesine karşı uyardı. Guterres, bu olasılığı son yıllarda “Büyük Kopuş” olarak tanımlıyor.Ufukta gerçek bir ateşkes görünmüyorOrta Doğu, Ukrayna, Sudan ve Myanmar’da birbiri ardına yaşanan krizlere işaret eden Guterres, sözde ateşkeslerin çoğu zaman yalnızca “daha az şiddetli çatışmalardan” ibaret kaldığını ve bedeli sivillerin ödemeye devam ettiğini söyledi.Gazze konusunda Uluslararası Adalet Divanı’nın kararlarına uyulması çağrısını yineleyen Guterres, İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da yerleşimlerin genişletilmesinin iki devletli çözüm olasılığını ortadan kaldırma tehdidi oluşturduğu uyarısında bulundu.Guterres ayrıca Rusya’nın Ukrayna’yı geniş çaplı işgalini BM Şartı’nın açık bir ihlali olarak kınadı.Güvenlik Konseyi’nde reform yapılmasına yönelik uzun süredir dile getirdiği çağrıyı yineleyen Guterres, 15 üyeli Konsey’in bugünkünden çok farklı bir jeopolitik dönemde kurulmuş olduğuna dikkat çekti. Afrika’nın Konsey’de hâlâ daimi temsile sahip olmamasını ise “adaletsiz ve savunulamaz” olarak nitelendirdi.“Eşitlik bir hayal değil, bir karardır”Küresel servet rekor düzeylere ulaşırken milyarlarca insanın hâlâ gıdaya, temiz suya, eğitime ve sağlık hizmetlerine erişemediğine dikkat çeken Guterres, eşitsizliğin yalnızca ekonomik bir sorun olmadığını söyledi. Bunun aynı zamanda fırsatlar, kaynaklar ve kendi geleceğini belirleme hakkı üzerindeki güçle ilgili bir mesele olduğunu vurguladı.Guterres, uzun süredir dile getirdiği üzere, uluslararası finans sisteminin gelişmekte olan ülkeleri ağır borç yükü altında bıraktığını; bu ülkelerin, ortaya çıkmasında çok az pay sahibi oldukları iklim felaketleriyle de mücadele etmek zorunda kaldıklarını belirtti.Bu kapsamda borç hafifletme süreçlerinin hızlandırılması, çok taraflı kalkınma bankalarının daha cesur adımlar atması ve Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından oluşturulan Özel Çekme Haklarına daha adil erişim sağlanması çağrısında bulundu.Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine özel yer ayıran Guterres, BM’nin tarihinde ilk kez üst düzey yönetim kadrolarında, genel merkez personeli arasında ve profesyonel görevlerde tam toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaştığını açıkladı.BM’de kaydedilen ilerlemenin, kökleşmiş güç yapılarının değiştirilebileceğini gösterdiğini belirten Guterres, “Eşitlik bir hayal değil, bir karardır” dedi.İki büyük sınav: İklim ve yapay zekâİklim krizini “nesiller arasındaki en derin güç dengesizliği” olarak tanımlayan Guterres, küresel sıcaklık artışının 1,5°C eşiğini aşmasının neredeyse kesin olduğu uyarısında bulundu.Kirleticilerin “bedel ödemesi” ve gelişmiş ülkelerin uyum finansmanını üç katına çıkarması çağrısı yapan Guterres, büyük petrol şirketlerinin Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana önemli kârlar elde ettiğini, buna karşılık gelişmekte olan ülkelere sağlanan küresel iklim uyum finansmanının bu miktarın yalnızca küçük bir bölümünde kaldığını söyledi.Yapay zekâ konusuna da değinen Genel Sekreter, gücün giderek veri, hesaplama kapasitesi ve algoritmalarda yoğunlaştığını; teknolojideki ilerlemenin insanlığın onu yönetme kapasitesinden daha hızlı gerçekleştiğini belirtti.“Tehlike teknolojinin kendisi değil” diyen Guterres, “Tehlike, hesap verebilirlikten yoksun teknolojidir” ifadesini kullandı.Katil robotlar yasaklanmalıGuterres, yapay zekâya yönelik koruyucu kuralların oluşturulması gerektiğini, çocukların denetimsiz sistemlerin denekleri hâline asla getirilmemesi gerektiğini söyledi.“Ölüm kalım kararları asla makinelere bırakılamaz” diyen Guterres, “Katil robotların geleceğimizde yeri olmamalı” uyarısında bulundu.Bu risklerle mücadele etmek amacıyla bağımsız gözetim mekanizmasına sahip, çok taraflı bir yapay zekâ risk yönetimi çerçevesi oluşturulması çağrısı yaptı.Daha zayıf değil, daha güçlü bir BMBarış, kalkınma ve insan haklarının BM Şartı’nın birbirinden ayrılmaz sütunları olduğunu bir kez daha vurgulayan Guterres, insan onuru ve hakların güvenlik ve fırsatlardan ayrı düşünülebileceği anlayışını reddetti.Birleşmiş Milletler’in, 80 yılı aşkın süre önce İkinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde yaşanan küresel felaket karşısında; geleceği korkuya teslim etmeyi reddeden insanların ve geleceklerinin birbirine bağlı olduğunu bilen ülkelerin umut dolu bir meydan okuma eylemi olarak kurulduğunu hatırlattı.Görevde kalan süresi boyunca bu “kararlılık ruhunu” yaşatacağına söz veren Guterres, Genel Sekreterlik görevinden ayrıldıktan sonra da BM Şartı’nın değerlerini savunmayı sürdüreceğini belirtti.Guterres sözlerini şöyle tamamladı:“Dünyanın daha zayıf bir Birleşmiş Milletler’e ihtiyacı yok. Dünyanın, mevcut gerçeklerle yüzleşecek kadar güçlü ve olması gereken dünyayı inşa edecek kadar kararlı bir BM’ye ihtiyacı var.”
1 of 5
Haber
22 Eylül 2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM Genel Kurulu’na hitap etti, Genel Sekreter Guterres ile görüştü
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık üst düzey görüşmelerinin açılışında dünya liderlerine seslenerek BM’de reform yapılması ve çok taraflı sisteme duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi çağrısında bulundu.“Uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla 81 yıl önce kurulan Birleşmiş Milletler, artık bu görevini yerine getiremiyor” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha doğrusu, görevini yerine getiremez hâle getirildi.”Dünya genelinde 60’tan fazla çatışma ve savaşın sürdüğüne dikkat çeken Erdoğan, son 12 ayı son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak nitelendirdi.“Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan Darfur’a, İran’dan Lübnan’a uzanan 60’tan fazla çatışma ve savaşın yaşandığı son 12 ay, son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak tarihe geçti” dedi.Cumhurbaşkanı Erdoğan; Filistin, Lübnan, Sudan ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletler’e bağlayan insanların büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını söyledi.Özellikle Filistin halkının içinde bulunduğu duruma dikkat çeken Erdoğan, Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilerin maruz kaldığı adaletsizliklerin “insanlığın vicdanını derinden yaraladığını” belirtti.“Dünya beşten büyüktür”Cumhurbaşkanı Erdoğan, beş daimi ve 10 seçilmiş üyeden oluşan Güvenlik Konseyi de dâhil olmak üzere Birleşmiş Milletler’de reform yapılmasına yönelik çalışmalara desteğini dile getirdi.“190’dan fazla ülkenin iradesinin yalnızca beş ülkenin keyfine tabi olduğu bir sistemin adil olmadığını, güven verme ve tesis etme kabiliyetine de tam anlamıyla sahip bulunmadığını kabul etmeliyiz” diyen Erdoğan, “Dünya beşten büyüktür” sözünü yineledi.Uluslararası hukukun güçlü ve zayıf ülkeler için eşit biçimde uygulanması gerektiğini de vurgulayan Erdoğan, cezasızlığın kural hâline geldiği bir uluslararası sistemin çürümeye mahkûm olduğu uyarısında bulundu.Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e duyulan güvenin yeniden tesis edilmesine ve Örgütün görevini yerine getirme kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik çabalara katkı sunmaya devam edeceğini belirtti.Genel Sekreter Guterres ile görüşmeCumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurulun 81'inci oturumu marjında BM Genel Sekreteri António Guterres ile bir araya geldi.Genel Sekreter Guterres ve Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede Kıbrıs, Ukrayna’daki savaş ve Orta Doğu genelindeki durum hakkında görüş alışverişinde bulundu.
1 of 5
Haber
20 Eylül 2026
Barış Çanı Ankara’da barış çağrısı için çaldı
Diplomatik misyonların temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, koşucular ve barış savunucuları, Uluslararası Barış Günü dolayısıyla Ankara Botanik Parkı’nda düzenlenen Barış Çanı Töreni’nde bir araya geldi.Tören, Birleşmiş Milletler Türkiye ve Türk-Japon Vakfı tarafından, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi ve Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu’nun katkılarıyla düzenlendi.Etkinliğin açılışında konuşan Türk-Japon Vakfı Başkanı Prof. Dr. Nejat Bora Sayan, barışın yalnızca savaşların sona ermesi değil; adaletin, insan haklarının, hoşgörünün ve karşılıklı saygının hâkim olduğu bir dünya anlamına geldiğini vurguladı. Sayan, kültür, eğitim, sanat ve gençler arasındaki etkileşimin kalıcı barışın inşasında güçlü araçlar olduğunu belirtti.Japonya’nın Türkiye Büyükelçisi Masami Tamura ise Dünya Barış Çanı’nın ortaya çıkış öyküsünü anlattı. İlk Barış Çanı, savaşın acı gerçeklerine bizzat tanıklık eden Chiyoji Nakagawa tarafından, insanlığın ortak barış özlemine somut bir ifade kazandırmak amacıyla 1954 yılında Birleşmiş Milletler’e armağan edildi. Dünyanın farklı yerlerindeki insanların bağışladığı madeni para ve madalyalardan dökülen Çan, uluslararası dayanışmanın kalıcı bir simgesi olmaya devam ediyor.“Dünya Barış Çanı’nın burada bulunması, Japonya ile Türkiye arasındaki köklü dostluğu bize hatırlatıyor,” diyen Büyükelçi Tamura, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin üzerinden 80 yılı aşkın süre geçmesine rağmen çatışmaların dünyanın birçok yerinde can almaya devam ettiğine dikkat çekti. Tamura, iki ülkeye tarihten ders çıkarma ve savaşların yol açtığı acıların tekrarlanmaması için birlikte çalışma çağrısında bulundu.BM Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, Ankara’nın bir Barış Çanı’na ev sahipliği yapmasının büyük bir şans olduğunu belirterek Çan’ı, “ülkelerin, kültürlerin ve kuşakların ortak özlemi olan barış içinde bir arada yaşama idealinin kalıcı bir hatırlatıcısı” olarak nitelendirdi.Uluslararası Barış Günü’nün 2026 teması olan “Barışa Yatırım: Herkes İçin, Her Yerde, Her Gün” mesajına değinen Ahonsi, barışın sürekli emek ve eylem gerektirdiğini vurguladı.“Diyaloğu seçtiğimizde, insan haklarını koruduğumuzda ve güven inşa ettiğimizde barışa yatırım yaparız,” diyen Ahonsi, “Barış yalnızca konferans masalarında değil; sınıflarda, mahallelerde ve insanların açık zihinler ve açık yüreklerle buluştuğu her yerde kurulur,” ifadelerini kullandı.Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu Başkanı Hatice İmer ise eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliği, gençlerin katılımı ve dayanışmanın barışçıl toplumların inşasındaki rolüne dikkat çekti. İmer, kadınları ve kız çocuklarını güçlendirmenin ve gençlere bugünü şekillendirmede anlamlı bir rol vermenin barışa yapılabilecek en değerli yatırımlar arasında yer aldığını vurguladı.Barış için koşan sporcular da koşularını Barış Çanı’nda tamamlayarak törene katıldı. Sporcular, dayanışma mesajlarıyla sporun insanları ortak bir amaç etrafında bir araya getirme gücünü ortaya koydu.Tören, Dr. Ahonsi, Büyükelçi Tamura ve Prof. Dr. Sayan’ın Barış Çanı’nı birlikte çalmasıyla sona erdi. Çanın sesi, barış umudunu toplumlarda, kurumlarda ve insanlar arasındaki ilişkilerde günlük eylemlere dönüştürme çağrısı olarak Ankara’dan yükseldi.
1 of 5
Haber
13 Eylül 2026
“Artık 1945’te değiliz”: Yeni BM Genel Kurulu Başkanı, küresel güveni yeniden tesis etmeyi hedefleyen yeni dönemi başlattı
BM Genel Kurulu’nun 81. dönemi 8 Eylül günü BM Genel Merkezi’nde başladı. Yeni Başkan, savaşların, insani krizlerin ve giderek şiddetlenen iklim değişikliğinin yaşandığı bir dönemde, kamuoyunun kuruma duyduğu güveni yeniden tesis etme sözü verdi.Görevi devreden Genel Kurul Başkanı Annalena Baerbock’tan simgesel İzlanda yapımı ahşap tokmağı resmen teslim alan Bangladeşli Khalilur Rahman, yılın ana temasını şöyle açıkladı: Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler.Sivil toplumun sesine kulak vermenin önemini vurgulayan Rahman, “Birleşmiş Milletler’i geleceğe hazır hale getirmeliyiz” dedi. “Güvenin yetersiz olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Artık 1945’te değiliz. Bu, 81. dönem. Dünya değişti. Kuruluş da değişmeli; ben de bu sürece katkıda bulunacağım" diye konuştu. Rahman’ın öncelikleri şöyle:Silahları susturmak, sesleri duyurmak: Herkes için barış, güvenlik ve adalet.Kimseyi geride bırakmamak, hiçbir ülkeyi dışarıda bırakmamak: 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşma yolunda ilerlemeyi hızlandırarak sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak.Gezegenimiz, ortak taahhüdümüz: İklim değişikliğine karşı dayanıklılık ve çevresel sürdürülebilirlik.Haklar ve koruma: İnsan hakları, insani yardım ve mülteciler ile göçmenlerin korunması.Kapsayıcı yenilikçilik: Dijital yönetişim, yapay zekâ ve gelecek nesillerin korunması.“Biz halklar” anlayışını yeniden düşünmek: Yenilenmiş çok taraflılık, BM reformu ve kapsayıcı küresel yönetişim.Küresel sorunlara çözümün merkezindeBM Genel Sekreteri António Guterres, görevi devreden Başkan Annalena Baerbock’un başarılarını takdir etti ve Rahman’a yeni görevinde başarılar diledi. Guterres, yeni dönemin çatışmalar, jeopolitik bölünmeler, nükleer gerilimin tırmanma riski, süregelen yoksulluk, eşitsizlik ve ağırlaşan iklim kaosu ortamında başladığına dikkat çekti.Bir diğer acil öncelik ise Ocak 2027’de görevine başlayacak yeni BM Genel Sekreterinin seçilmesi.Guterres, “Çok taraflı sisteme duyulan güveni yeniden tesis etmek, çağımızın en belirleyici sınavıdır” dedi. “Bu çalkantılı dönemde, küresel sorunlara çözüm üreten sistem her zamankinden daha büyük önem taşıyor.”Ancak Guterres, BM Güvenlik Konseyi’nden küresel finans sistemine kadar çok taraflı sistemin kurumlarının, günümüzün ihtiyaçlarına yanıt vermekte zorlandığını belirtti.Daha iyi bir gelecekGuterres, “Kuruluşumuzun temelini oluşturan uluslararası hukuk ve insan hakları, çoğu zaman hiçbir yaptırımla karşılaşılmadan ihlal ediliyor. Jeopolitik güvensizlik ve kuşku ise ihtiyaç duyduğumuz etkili çözümleri engellemeye ve insanların küresel iş birliğinin sağlayabileceği kazanımlara duyduğu inancı aşındırmaya devam ediyor” dedi.Görev süresi yıl sonunda bitecek olan Guterres, “Ancak Genel Sekreter olarak bir Genel Kurul döneminin açılışında sizlerle son kez bir araya gelirken, burada yürütülen çalışmalar sayesinde çok büyük bir umut taşıyorum" dedi.Guterres, BM’nin kuruluşundan bu yana dünyanın en zorlu ve sonuçları bakımından en önemli sorunlarıyla doğrudan yüzleşilen yer olduğunu söyledi.“Bu Genel Kurul, diplomasi, diyalog ve iş birliği yoluyla, günümüz jeopolitiğinde eksik olan güveni ve iyi niyeti yeniden tesis edebilir; dünya halklarına daha iyi, daha sağlıklı ve daha barışçıl bir gelecek bırakılmasını sağlayabilir.”BM bir “gereklilik”Genel Kurul’un 80. döneminin son toplantısında, görevi devreden Başkan Baerbock, büyükelçilere “Birleşmiş Milletlerimizin önemine ve gerekliliğine her zamankinden daha fazla inandığını” söyledi.Eksikliklerine rağmen, BM olmadan tek bir gün bile, tek bir ülke bile daha iyi durumda olmazdı.Özellikle yeni jeopolitik koşullarda BM’nin etkisiz kaldığını ya da başarısız olduğunu savunanlara karşı Baerbock, Üye Devletleri alternatifi düşünmeye davet etti: BM’nin olmadığı bir dünya.Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) olmasa okula gidemeyecek milyonlarca çocuğa ve yakınlarında görev yapan BM barış gücü personeli sayesinde tecavüze uğrama korkusu yaşamadan evlerinden çıkmaya cesaret edebilen kadınlara dikkat çekti.“Ancak karşı karşıya olduğumuz güçlük şu: Nefretin altı kat daha fazla tıklama aldığı bir dünyada, bu olumlu örnekler kolayca gözden kaçabiliyor” dedi.“Şundan emin olun: Eksikliklerine rağmen, BM olmadan tek bir gün bile, tek bir ülke bile daha iyi durumda olmazdı.”Khalilur Rahman kimdir?Uzun yıllar diplomat olarak görev yapan Khalilur Rahman, Genel Kurul Başkanlığı görevini üstlenmek üzere Bangladeş Dışişleri Bakanlığı görevinden ayrıldı.Daha önce Bangladeş Geçici Hükümeti’nde Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Rohingya Meselesi Yüksek Temsilcisi olarak görev yapan Rahman, BM’de de üst düzey görevlerde bulundu. Ayrıca Dakka’daki East West Üniversitesinin kurucu üyeleri arasında yer alıyor.
1 of 5
Haber
05 Eylül 2026
COP31'e Doğru: İklim Finansmanı İstanbul'da masaya yatırıldı
COP31 öncesinde iklim finansmanı ekosistemi; hükümet, kamu kurumları, finans kuruluşları, uluslararası kuruluşlar, özel sektör, akademi, diplomatik çevreler ve Birleşmiş Milletlerden üst düzey temsilcilerin İstanbul Finans Merkezi’ndeki Ziraat Bankası Genel Merkezinde düzenlenen “COP31’e Doğru: İklim Finansmanı Politika Diyaloğu”nda masaya yatırıldı. Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Türkiye ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Ofisi tarafından İstanbul İklim Finansmanı Haftası kapsamında düzenlenen üst düzey diyalogda, ulusal önceliklerin küresel iklim finansmanı gündemiyle uyumlaştırılması ve COP31 öncesinde iklim hedeflerinin yatırım yapılabilir eylemlere dönüştürülmesi ele alındı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de diyaloğa katılan üst düzey isimler arasında yer aldıEtkinliğin açılışında Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi “Artık temel soru, iklim eylemine yatırım yapmamız gerekip gerekmediği değil. Asıl soru, iklim hedeflerini yatırıma, yatırımları da sahada somut sonuçlara dönüştürmek için gereken finansmanın ölçeğini, hızını ve niteliğini nasıl artıracağımızdır,” diye konuştu. Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 İklim Yüksek Düzeyli Şampiyonu Samed Ağırbaş, finansmanın iklim politikasını tamamlayan bir unsurdan ibaret olmadığını, iklim politikalarının hayata geçirilmesini sağlayan temel mekanizma olduğunu söyledi. Ağırbaş, kamu kaynakları, özel sektör sermayesi, uluslararası finans kuruluşları ve yeni finansman modellerinin bütünleşik bir sistem içinde bir araya getirilmesi çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Politika ve Program Destek Bürosu Direktörü Marcos Neto ile Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol etkinliğin ana konuşmalarını yaptı.Neto, yeni nesil ulusal katkı beyanları ve ulusal uyum planlarının Paris Anlaşması’nın uygulanmasında yeni bir aşamaya işaret ettiğini söyledi.Neto “Dünyanın daha fazla plana veya taahhüde değil, sonuç almaya ve uygulamaya ihtiyacı var. Bu bağlamda COP31’in İklim Uygulama Köprüsü, bizi planlamadan uygulamaya ve sermayenin harekete geçirilmesine taşıyarak çok büyük bir katkı sağlayabilir,” ifadelerini kullandı.Fatih Birol ise “Ülkeler mevcut kriz ortamında enerji güvenliklerini güçlendirmeye çalışırken birçoğu ekonomilerinin elektrifikasyonunu hızlandırmayı hedefliyor. Aynı zamanda nükleer enerji ivme kazanıyor; güneş enerjisi ve batarya gibi düşük emisyonlu teknolojilerin düşen maliyetleri ise yatırımın ekonomik gerekçelerini giderek daha cazip hale getiriyor,” dedi. Birol, "Ancak özellikle sermaye maliyetinin yüksek olmaya devam ettiği gelişmekte olan ekonomilerde finansmana erişimde güçlükler sürüyor. Uluslararası Enerji Ajansı, Türkiye Hükümetinin COP31 öncesinde uygulamaya dönük, ölçülebilir ve somut sonuçlar elde etmeye yönelik güçlü çabalarını memnuniyetle karşılıyor ve süreci desteklemeye hazırdır,” diye ekledi.Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Jean-Christophe Carret ile Asya Altyapı Yatırım Bankası Başkan Yardımcısı Ajay Bhushan Pandey, iklim eyleminin finansmanına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Dünya Bankası direktörü Carret “COP31, küresel iklim finansmanı tartışmalarını hedeflerden uygulamaya taşımak için eşsiz bir fırsat sunuyor. Türkiye, politika reformlarının, kurumsal kapasitenin ve kamu-özel sektör ortaklıklarının iklim ve kalkınma hedeflerine yönelik yatırımları nasıl harekete geçirebileceğini şimdiden ortaya koyuyor. Dünya Bankası Grubu; finansmanın harekete geçirilmesine, yatırım yapılabilir projelerin hazırlanmasına ve insanlara, işletmelere ve toplumlara somut faydalar sağlayacak özel sektör sermayesinin devreye alınmasına yardımcı olarak bu yolculuğu desteklemekten gurur duyuyor,” dedi. Pandey ise "Türkiye, iklim finansmanının neden tek bir araç ya da tek bir rakamla sınırlı olmadığını gösteriyor. Önemli olan, kısıtlamanın bulunduğu alana uygun aracı bulmaktır. Asya Altyapı Yatırım Bankası, devlet kredileri, yerli bankalar ve leasing şirketleri aracılığıyla yeniden kredi verme, özel sektör projelerine ve şirketlere doğrudan finansman sağlama ve Türk yeşil ve sürdürülebilir tahvillerine yatırım yapma gibi çeşitli araçları devreye sokmuştur; bu çeşitlilik, Türkiye’nin güçlü kamu kurumları, köklü finans sektörü ve dinamik özel sektörü sayesinde mümkün oldu" diye konuştu. Uygulamaya yönelik ortaklıklarPolitika Diyaloğunun açılışında ayrıca Hazine ve Maliye Bakanlığı, Dünya Bankası, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) arasındaki finansman anlaşmalarının imzalandığı Ortaklık Protokolleri İmza Töreni düzenlendi. Etkinlikte ayrıca T.C Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Türkiye, iklim ve kalkınma finansmanı alanında stratejik ortaklık öngören bir Niyet Beyanı da imzaladı. Beyan altı alanı kapsıyor: bilgi ve kanıt; politika diyalogları ve önerileri; iklim finansmanı koordinasyonu ve ortaklıklar; proje hazırlama ve sermayenin harekete geçirilmesi; yenilikçi finansman ve pilot uygulamalar; stratejik savunuculuk ve COP31 mirası.Diyalogdan somut önerilerePolitika diyaloğunda altı paralel tematik oturumda politika yapıcılar ve uygulayıcılar; finansal düzenlemeler ve taksonomi, yeşil finansman araçları, finansmana hazır proje portföyleri, harmanlanmış finansman ve risk paylaşım araçları, özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesi ile sürdürülebilirlik raporlaması, güvence ve güvenilir iklim verilerini ele aldı.Oturum sonuçlarının katılımcılara sunulduğu bölümde; politika ve mevzuat uyumunun güçlendirilmesi, güvenilir yeşil finansman araçlarının yaygınlaştırılması, proje hazırlama süreçlerinin iyileştirilmesi, yatırım risklerinin azaltılması ve sağlıklı iklim finansmanı kararları için gereken veri ve güvence altyapısının güçlendirilmesine yönelik fırsatlar öne çıktı.Diyalog sonucunda ortaya çıkan öneriler kısa bir raporda derlenecek ve COP31 Başkanlığı, Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Ofisi, uluslararası finans kuruluşları ve çok taraflı kalkınma bankalarıyla paylaşılacak. Önerilerin, Türkiye’nin iklim finansmanı ekosistemini güçlendirmeye yönelik çalışmalara yön vermesi ve COP31 iklim finansmanı müzakereleri ile Küresel İklim Eylemi Gündemi’ne katkıda bulunması bekleniyor.
1 of 5
Basın Duyurusu
10 Temmuz 2026
İnsani krizlerde çalışan kadın örgütlerine yönelik yardım kesintileri, en az bir milyon kadın ve kız çocuğunu hayati destek hizmetlerinden mahrum bıraktı.
New York/Cenevre, 10 Temmuz 2026 – Silahlı çatışmaların son 80 yılın en yüksek seviyelerine ulaştığı bir dönemde, kadınlar ve kız çocukları için hayati önem taşıyan hizmetleri sunan sivil toplum kuruluşları ciddi finansman sıkıntılarıyla karşı karşıya. UN Women’ın yardım kesintilerinin etkileri ile ilgili bugün yayımladığı “Beyond the Breaking Point” (Kırılma Noktasının Ötesinde) başlıklı rapor, Ocak 2025’ten bu yana en az bir milyon kadın ve kız çocuğunun hayati destek hizmetlerine erişimini kaybettiğini ortaya koyuyor. Rapor, kriz ve çatışmalardan etkilenen 52 ülkede faaliyet gösteren 855 kadın örgütü ve kadın hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşunun (STK) görüşlerine dayanıyor.UN Women İnsani Yardım Başkanı Sofia Calltorp, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Kapanma riskiyle karşı karşıya olan kadınların liderliğindeki sivil toplum kuruluşları, dünyanın en ağır insani krizlerinde önemli roller oynuyorlar. Afganistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Haiti gibi ülkelerde, uluslararası aktörlerin erişemediği alanlarda hizmet veriyor ve uluslararası ilginin azaldığı dönemlerde de çalışmalarını sürdürüyorlar. Kadın örgütlerine ayrılan kaynakların geri çekilmesi, çatışmaya bağlı cinsel şiddet mağdurlarının, yerinden edilmiş annelerin, eğitimden kopmak zorunda kalan kız çocuklarının ve hayatta kalma mücadelesi veren toplulukların ihtiyaç duyduğu hayati hizmetlerin azalması anlamına geliyor.”Kadın örgütlerinin karşı karşıya olduğu bu tablo, insani ihtiyaçların hiç olmadığı kadar arttığı bir dönemde ortaya çıkıyor. Dünya genelinde yaklaşık 120 milyon kadın ve kız çocuğu insani yardım ve koruma desteğine ihtiyaç duyuyor.[1] Araştırmaya katılan STK’ların yüzde 84’ü 2025 yılından bu yana hizmetlerine yönelik talebin arttığını bildiriyor. Her 10 STK’dan 9’u mevcut ihtiyaçları karşılayamadığını belirtiyor. Her 5 STK’dan ikisi ise önümüzdeki bir yıl içinde faaliyetlerini geçici ya da kalıcı olarak sonlandırma riskiyle karşı karşıya olduklarını ifade ediyor.Araştırma, hayat kurtarıcı hizmetleri sürdürmeye çalışan STK liderlerinin ve çalışanlarının, bunu kendi emekleri, gelirleri ve esenliklerinden ödün vererek gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor. Birçok STK, krizlerden doğrudan etkilenirken, kadın örgütlerinin yüzde 65’i çalışanlarının hizmetlerin devamı için ücret almadan çalıştığını bildiriyor. STK’ların yüzde 48’i personel arasında tükenmişliğin arttığını belirtirken, yüzde 88’i hizmet sundukları kadın ve kız çocuklarının ruh sağlığında kötüleşme gözlemlediğini ifade ediyor.Finansman kesintilerinin etkileri sahada somut biçimde hissediliyor. Kadın örgütlerinin yarısı bekleme listeleri oluşturduklarını ya da ihtiyaç sahibi kadın ve kız çocuklarını geri çevirmek zorunda kaldıklarını bildiriyor. STK’ların yüzde 92’si hizmet sundukları topluluklarda yoksulluğun arttığını, yüzde 82’si ise kız çocuklarının eğitimlerine devam edemediklerini gözlemlediklerini belirtiyor.Öte yandan, çatışmaya bağlı cinsel şiddet vakaları 2025 yılında iki katına çıkarken, şiddete maruz bırakılanları korumaya yönelik mekanizmalar da giderek zayıflıyor. Araştırmaya katılan kadın örgütlerinin yüzde 86’sı faaliyet gösterdikleri topluluklarda toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin arttığını bildirirken, yüzde 62’si kadınlar ve kız çocukları için güvenli alanların ya tamamen ortadan kalktığını ya da önemli ölçüde azaltıldığını ifade ediyor.Rapor, finansman kesintilerinin ağır sonuçları olduğuna da dikkat çekiyor. Örneğin şiddetten kaçan bir kadının sığınmak istediği sığınma evinin kapanması, hamile bir kadının sağlık hizmetine ulaşabilmek için saatlerce yürümek zorunda kalması ya da bir annenin çocukları için gıda desteğinden yararlanamaması artık daha sık karşılaşılan durumlar arasında yer alıyor. Bu durumdan ilk ve en ağır şekilde etkilenenler ise alternatif destek kaynaklarına erişimi en sınırlı olan kadınlar ve kız çocukları; yani uzak, çatışmalardan etkilenen ve erişimi güç bölgelerde yaşayanlar oluyor. STK’ların yüzde 63’ü, bu bölgelerdeki hizmetlerini azaltmak zorunda kaldığını bildiriyor.Rapor, finansman kesintilerinin sonuçlarının insani yardım faaliyetlerinin çok ötesine geçtiğine dikkat çekiyor. Kadın örgütlerinin zayıflaması, yalnızca kaynak yetersizliğinin bir sonucu değil; aynı zamanda kadınların ve kız çocuklarının haklarına yönelik küresel ölçekte artan baskı ve gerilemenin yaşandığı bir ortamda gerçekleşiyor. Araştırmaya katılan her beş örgütten biri, kadın liderliği ve toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen çalışmalarını askıya aldığını belirtirken, STK’ların yarısından fazlası kadınların toplumsal karar alma süreçlerine katılımında gerileme gözlemlediklerini ifade ediyor.UN Women, krizlere ilk müdahale eden aktörler, kadın haklarının savunucuları ve barış ile yeniden yapılanma süreçlerinin temel taşı olan kadınların liderliğindeki STK’lara yönelik sürdürülebilir yatırımların devam etmesi çağrısında bulunuyor. Sofia Calltorp, konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Acil adımlar atılmadığı takdirde, dünyanın en ağır krizlerinde kadınların ve kız çocuklarının hayatta kalmasına katkı sağlayan sivil toplum kuruluşları, savaşların bir diğer görünmez mağduru haline gelebilir.”UN Women, insani yardım çalışmalarında kadın örgütleriyle ve kadın hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak mali kaynak, teknik destek ve savunuculuk desteği sağlamaya devam etmekte; kadınların liderliğini güçlendiren, hayat kurtarıcı hizmetlere erişimi artıran ve yerel ihtiyaçlara dayalı kapsayıcı insani müdahaleleri desteklemektedir.Editörlere Not[1] UN Women tahmini, OCHA 2026 İnsani İhtiyaçlara Genel Bakış (Humanitarian Needs Overview) verilerine dayanmaktadır.Belirtilen tüm bilgiler, aksi özellikle belirtilmedikçe, katılımcılar tarafından beyan edilmiş olup UN Women tarafından bağımsız olarak doğrulanmamıştır.Rapor linki: At least one million women and girls lose access to critical support as aid cuts dismantle women’s organizations working in humanitarian crises | UN Women – Headquarters
1 of 5
Basın Duyurusu
11 Mart 2026
Sadece her 7 ülkeden 1’i bir kadın tarafından yönetiliyor
IPU ve UN Women tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2026” Haritasına göre, dünya genelinde kadınlar siyasi liderlikte büyük ölçüde yetersiz temsil edilmeye devam ediyor ve kararlar hala büyük ölçüde erkekler tarafından alınıyor. 2026 itibarıyla yalnızca 28 ülke bir kadın Devlet ya da Hükümet Başkanı tarafından yönetiliyor. Buna karşılık 101 ülkede bugüne kadar hiç kadın lider görev yapmadı. IPU ve UN Women tarafından hazırlanan “Siyasette Kadın 2026” haritası, 11 Mart 2026’da 70. Kadının Statüsü Komisyonu (CSW70) kapsamında düzenlenen bir etkinlikte tanıtıldı.Kadınlar siyasi liderlikten dışlanması, barış, güvenlik ve ekonomik alanlardaki kararların kadınların deneyimi ve bakış açısı olmadan alınmasına yol açıyor. Yeni küresel veriler, özellikle yürütme organlarında kadınların siyasi liderliğinde ilerlemenin duraksadığını ve bazı durumlarda geriye gidiş yaşandığını gösteriyor.IPU ve UN Women verilerinin öne çıkan bulguları:Kadınlar dünya genelinde kabine bakanlıklarının yalnızca yüzde 22,4’ünü elinde bulunduruyor. Bu oran 2024’te yüzde 23,3’tü. Bu, yıllardır süren kademeli ilerlemenin ardından bir gerilemeye işaret ediyor.14 ülke, kabinelerinde eşitliği sağlamayı başardı; bu durum eşit temsilin mümkün olduğunu gösteriyor. Buna karşılık 8 ülkede hala hiç kadın bakan bulunmuyor.Kadınlar dünya genelinde parlamentolardaki sandalyelerin yüzde 27,5’ini elinde bulunduruyor. Bu oran 2025’te yüzde 27,2 idi. Sadece 0,3 puanlık artış, 2017’den bu yana kaydedilen en yavaş büyümenin ikinci yıl üst üste yaşandığını gösteriyor ve kadınların siyasi karar alma gücüne erişiminin ne kadar yavaş ilerlediğini ortaya koyuyor.Ocak 2026 itibarıyla dünya genelinde 54 kadın parlamento başkanı bulunuyor; bu sayı tüm parlamento başkanlarının yüzde 19,9’una karşılık geliyor. Bu oran bir önceki yıla göre yaklaşık 4 puanlık bir düşüş anlamına geliyor ve son 21 yılda kadın parlamento başkanı sayısındaki ilk azalmayı temsil ediyor.Siyasette yer alan kadınlar, hem çevrim içi hem de çevrim dışı ortamda artan şiddet ile karşı karşıya. Ankete katılan kadın parlamenterlerin yüzde 76’sı kamuoyu tarafından yıldırmaya maruz kaldığını bildirirken bu oran erkeklerde yüzde 68. Bu durum kadınların aday olması önünde bir engel teşkil ediyor ve siyasi güçte eşitliğe ilerlemeyi yavaşlatıyor.Kadınlar liderlik pozisyonlarına ulaştıklarında bile çoğu zaman geleneksel olarak sosyal sektörlerle ilişkilendirilen sınırlı sayıda alanda yoğunlaşıyor.Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bakanlıklarının yüzde 90’ını ve aile ve çocuk işlerinden sorumlu bakanlıkların yüzde 73’ünü yönetiyor. Bu durum siyasi liderlikte uzun süredir var olan toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını güçlendiriyor. Erkekler ise savunma, içişleri, adalet, ekonomi, yönetişim, sağlık ve eğitim gibi bakanlıkların neredeyse tamamını yönetmeye devam ediyor.UN Women İcra Direktörü Sima Bahous şöyle konuştu:“Küresel istikrarsızlığın arttığı, çatışmaların tırmandığı ve kadın haklarına yönelik görünür bir gerilemenin yaşandığı bir dönemde kadınların siyasi liderlikten dışlanması, toplumların karşı karşıya oldukları zorluklara yanıt verme kapasitesini zayıflatıyor. Kadınlar daha iyi kararlar alınması, çatışmaların önlenmesi ve kalıcı barışın inşası için hayati öneme sahip perspektifler ve deneyimler getiriyor. Kadınlar siyasi liderliğe tam olarak dahil olduğunda ülkeler daha istikrarlı oluyor, politikalar insanlar için daha iyi işliyor ve toplumlar dünyamızı şekillendiren krizlerle başa çıkmaya daha hazırlıklı hale geliyor.”IPU Başkanı Tulia Ackson ise şunları söyledi:“Eşit temsil ahlaki bir zorunluluktur; çünkü kadınların hayatlarını yöneten kararları şekillendirmede eşit hakları vardır. Aynı zamanda akıllıca bir tercihtir. Kurumlar, hizmet ettikleri toplumları yansıttığında daha iyi kararlar alır. Her kesimden kadının her düzeyde var olduğu ve etkili olduğu kurumlar önyargıları daha iyi tespit edebilir, daha adil çözümler geliştirebilir ve kamu güvenini daha güçlü biçimde kazanabilir.”IPU Genel Sekreteri Martin Chungong ise şöyle konuştu:“IPU, iyi tasarlanmış kotaların ve güçlü siyasi iradenin değişimi hızlandırmak ve kadınların demokratik karar alma süreçlerinde seslerinin duyulmasını sağlamak için hayati olduğuna defalarca vurgu yapmıştır. Aynı zamanda erkekler ve kadınlar siyasi kültürü dönüştürmek, kalıp yargılara meydan okumak ve temsil ettikleri toplumları yansıtan kapsayıcı parlamentolar inşa etmek için eşit ortaklar olarak birlikte çalışmalıdır.”Değişimin yavaş ilerlemesine rağmen dünyanın dört bir yanındaki kadınlar siyasi yaşamda yerlerini almak için sınırları zorlamaya devam ediyor. Ayrımcı yasalar, siyasette kadına yönelik şiddet ve kaynaklara eşitsiz erişim gibi yapısal engellerin kaldırılması ve olumsuz toplumsal normların dönüştürülmesi, önümüzdeki yıllarda kadınların siyasi liderlikte eşit temsile ulaşması için kritik önem taşıyor.Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda küresel standartları belirleyen en üst düzey hükümetler arası organı olan Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu, kadın haklarındaki gerilemenin tersine çevrilmesi için nesilde bir kez karşılaşılabilecek bir fırsat sunuyor. Demokrasi, kadınlar karar alma süreçlerinde her düzeyde eşit biçimde temsil edildiğinde daha güçlü, daha adil ve daha dayanıklı olacaktır.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org turkiye.unwomen.org
1 of 5
Basın Duyurusu
06 Mart 2026
UN Women Türkiye’den 8 Mart’ta adalete erişim ve eşit haklar için çağrı
8 Mart Dünya Kadınlar Günü 2026 yılı kampanyası, adalete erişimin eşit şekilde sağlanmasını kadın hakları gündeminin merkezine yerleştirmeyi amaçlıyor. Kampanya, adaletin yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmadığı, yasaların etkin biçimde uygulandığı, hesap verebilirliğin sağlandığı ve kadınların ve kız çocuklarının adalete güvenle erişebildiği bir dönüşüm için Türkiye’de “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz.” sloganı altında eylem çağrısında bulunuyor.21. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, dünyada hiçbir ülke kadınlar ve erkekler arasındaki hukuki eşitsizlikleri tamamen ortadan kaldırmış değil. Çalışma hayatından kazanca, güvenlikten aile yaşamına; mülkiyetten hareket özgürlüğüne, girişimcilikten emekliliğe kadar yaşamın temel alanlarında hukuk sistemleri kadınları sistematik biçimde dezavantajlı konumda bırakabiliyor.Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik uzun süredir verilen taahhütlere karşı küresel ölçekte bir geriye gidiş yaşanırken, kadınların ve kız çocuklarının hak ihlalleri de hız kazanıyor. Mahkemelerden dijital alanlara, çatışma bölgelerinden gündelik yaşama kadar uzanan küresel bir cezasızlık kültürü bu ihlalleri besliyor. Kadınlar ve kız çocukları dünya genelinde hala eşitsizlikler ve çok boyutlu şiddet riskleriyle karşı karşıya. Kadınlar, 2026 itibarıyla dünya genelinde erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Bu durum, kadınları yaşamlarının her aşamasında ayrımcılığa, şiddete ve dışlanmaya açık hale getiriyor.Kadınlar ve erkekler arasındaki yasal eşitsizliklerin tamamen ortadan kaldırıldığı hiçbir ülke yok. Mevcut hızda ilerlenmesi halinde, kadınlar ile erkekler arasındaki yasal koruma açığının kapanması 286 yıl sürecek. Ülkelerin yüzde 54’ünde tecavüzün rızayı göz önüne alan bir yasal tanımı hala bulunmuyor. Ülkelerin yüzde 44’ünde eşit değerde işe eşit ücret ilkesini destekleyen bir yasa yok. Ülkelerin 4’te 3’ünde çocuk yaşta evliliğe hala izin veriliyor. Bu durum ağırlıklı olarak kız çocuklarını etkiliyor. Uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukukunun göz ardı edildiği çatışma bölgelerinde ya da bu bölgelerin yakınında yaşayan 676 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bulunuyor ve çatışmaya bağlı cinsel şiddet son iki yılda yüzde 87 arttı. Ülkelerin yaklaşık yüzde 70’inde kadınlar adalete erişimde erkeklerden daha fazla engelle karşılaşmaktadır. İlerleme mümkünBM Genel Sekreteri’nin “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için Adalete Erişimin Güvence Altına Alınması ve Güçlendirilmesi” raporu, ilerlemenin mümkün olduğunu ortaya koyuyor: Ülkelerin yüzde 87’si aile içi şiddete karşı yasal düzenlemeleri hayata geçirmiş durumda ve son on yılda 40’tan fazla ülke kadınlar ve kız çocukları için anayasal güvenceleri güçlendirdi. Ancak yasalar tek başına yeterli değil. Damgalama, mağdur suçlama, korku ve toplumsal baskı gibi ayrımcı sosyal normlar, hayatta kalanların sesini susturuyor ve adalete erişimi engelliyor. Bu durum, kadın cinayetleri de dahil olmak üzere en ağır şiddet biçimlerinin cezasız kalmasına yol açıyor. UN Women İcra Direktörü Sima Bahous, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak verdiği mesajda şunları söyledi: “Kadınlar ve kız çocukları adalete erişemediğinde, ortaya çıkan zarar davaların çok ötesine geçiyor. Toplumsal güven sarsılıyor, kurumlar meşruiyetini yitiriyor ve hukukun üstünlüğü zayıflıyor. Nüfusun yarısını yüzüstü bırakan bir adalet sistemi, adaleti savunduğunu iddia edemez.”UN Women Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond ise Dünya Kadınlar Gününe yönelik olarak şunları söyledi: “Bu yıl odağımızı kadınlar ve kız çocuklarının temel insan haklarına ve adalete erişimine yöneltiyoruz. Kadınlar için adalete erişim yalnızca mahkemeye gidebilmek demek değildir. Haklarını bilmek ve bilgiye erişebilmek demektir. Hukuki yardım ve destek hizmetlerine engeller olmadan ulaşabilmek demektir. Haklar, kadınların ve kız çocuklarının güven içinde ve onurlu bir yaşam sürebilmesinin temelidir. Haklar hesap verebilirlik yaratır; kurumlar için açık sorumluluklar tanımlar. İşte bu nedenle kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, gençler ve akademiyle birlikte çalışmak zorundayız. Birlikte daha güçlüyüz ve daha ileri gidebiliriz.”UN Women, “Bizim Haklarımız, Bizim Gücümüz” sloganıyla;“Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları için” haklarının korunduğu ve uygulandığı, kız çocuklarının eğitime tam ve güvenli erişiminin güvence altına alındığı, çocuk yaşta evliliklerin sona erdiği, kadınların çalışma yaşamına, toplumsal hayata, karar alma mekanizmalarına ve liderliğe eşit ve tam katıldığı, kadınların siyaset ve adalet mekanizmalarında söz sahibi olduğu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin her türüne karşı güçlü koruma ve önleme mekanizmalarının hayata geçirildiği, aile, çalışma ve sağlık mevzuatının kadınlara karşı ayrımcılık içermediği, hayatta kalanları merkeze alan, önyargısız, cezasızlığa ve fail dokunulmazlığına sıfır toleransla işleyen sistemlerin kurulduğu bir gelecek çağrısında bulunuyor.Bu yıl gerçekleşecek Kadının Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (KSK70) – Birleşmiş Milletler’in kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki en üst düzey hükümetlerarası organı, kadın haklarındaki geriye gidişi durdurmak ve adaleti güvence altına almak için önemli bir fırsat sunuyor.Sima Bahous konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Şimdi ayağa kalkma, görünür olma ve ses çıkarma zamanı. Haklar için, adalet için ve eylem için… Her kadının ve her kız çocuğunun güvenle yaşayabildiği, özgürce konuşabildiği ve eşit bir yaşam sürebildiği bir dünya için.”Uluslararası Kadınlar Günü etkinliği ve KSK70’in açılışı, bu yıl 9 Mart 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda gerçekleştirilecek. Etkinlikler 09.00 (EST) itibarıyla başlayacak ve çevrimiçi olarak da izlenebilecek.Daha fazla bilgi için:infoturkiye@uwomen.org Kampanya görselleri için:https://trello.com/b/dMgTeFD5/iwd-2026
1 of 5
Basın Duyurusu
09 Aralık 2025
Kadın insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci her 10 kadından 7’si dijital şiddete maruz kaldığını bildiriyor
Cenevre – 9 Aralık 2025 – Avrupa Komisyonu ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Kadınlara Yönelik Şiddeti Sonlandırma Programı, UNESCO ile iş birliğinde ve TheNerve, City St George's, Londra Üniversitesi ve Uluslararası Gazeteciler Merkezi araştırmacıları ortaklığında yeni bir rapor yayımladı. Rapora göre, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazetecilere yönelik çevrim içi şiddet alarm veren bir noktaya ulaştı ve çoğu zaman çevrim dışı saldırılara da yol açıyor. Etkin önlemler alınmazsa, çevrim içi şiddet kadınları dijital alanlardan uzaklaştırarak demokrasi ve ifade özgürlüğünü zedeleyebilir. “Kırılma noktası: Kamusal alanda kadınlara yönelik şiddetin tüyler ürpertici tırmanışı” başlıklı rapor, ankete katılan kadınların yüzde 70'inin mesleklerini yaparken çevrim içi şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca, ankete katılanların yüzde 41'i çevrim içi tacizle bağlantılı çevrim dışı zarar gördüğünü bildiriyor. Kadın gazeteciler için çevrim içi taciz ile çevrim dışı zarar arasındaki bağlantı giderek daha çok endişe verici hale geldi. UNESCO tarafından yayınlanan 2020 küresel anketinde, kadın gazetecilerin yüzde 20'si yaşadıkları çevrim dışı saldırı veya tacizi çevrim içi şiddetle ilişkilendiriyor. Aynı araştırmacılar tarafından yürütülen “Dönüm Noktası” raporunun 2025 anket verilerine göre ise gazeteciler ve medya çalışanlarında bu oran iki katından fazla artarak yüzde 42'ye çıkmış durumda.BM Kadın Birimi Politika, Program ve Hükümetlerarası İlişkiler Bölüm Direktörü Sarah Hendricks, “Bu rakamlar, dijital şiddetin sanal değil, gerçek dünyada sonuçları olan gerçek bir şiddet olduğunu doğruluyor” dedi. “İnsan haklarımızı savunan, güncel gelişmeleri aktaran veya sosyal hareketlere öncülük eden kadınlar, utandırmak, susturmak ve kamusal tartışmalardan uzaklaştırmak amaçlarıyla taciz ediliyor. Bu saldırılar artık ekranlarda kalmıyor, ve kadınların kapısına giderek daha fazla dayanıyor. Çevrim içi alanların kadınları susturan ve demokrasiyi zayıflatan platformlara dönüşmesine izin veremeyiz."TheNerve Bilgi Bütünlüğü Girişimi Direktörü Prof. Julie Posetti, "Bu veriler, yapay zekanın körüklediği taciz ve yükselen otoriterleşme çağında, kamusal alanda kadınlara yönelik çevrim içi şiddetin arttığını gösteriyor. Ancak asıl kaygı verici olan veri, kadın gazetecilerin çevrim içi şiddetle ilişkili olarak deneyimledikleri çevrim dışı zararın 2020'den bu yana iki katından fazla artmış olması 2025 anketine katılanların yüzde 42'si de bu tehlikeli ve potansiyel olarak ölümcül gidişatı tespit etti.” ifadelerini kullandı. Rapor ayrıca, ankete katılan insan hakları savunucusu, aktivist ve gazeteci kadınların yaklaşık 4’te 1’inin, yapay zeka ile üretilen sahte görüntüler (deepfake) ve manipüle edilmiş içerik gibi yapay zeka destekli çevrim içi şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. İnsan hakları alanındaki yazar ve iletişimciler ise (örneğin, sosyal medya içerik üreticileri) yüzde 30 ile bu şiddet türüne en yüksek oranda maruz bırakılan kadınlar arasında.Dünya Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını tamamlarken yayınlanan rapor kampanyaya da atıfta bulunuyor. 16 Günlük Aktivizm kampanyası bu yıl, dijital şiddet konusunda farkındalık yaratmaya ve kadına ve kız çocuklarına yönelik teknoloji destekli şiddeti bir insan hakları ihlali olarak kabul etmeye odaklanıyor. Kampanya kapsamında, teknoloji aracılığıyla üretilen kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali olarak kabul eden daha etkin yasalar ve politikalar, teknoloji şirketleri için sağlam düzenlemeler ve hesap verebilirlik mekanizmaları, kadın insan hakları savunucuları, aktivistler ve gazeteciler için güvenlik protokolleri ve destek sistemleri, eğilimleri izlemek, kesişimsel etkileri anlamak ve kanıta dayalı politika ve uygulamaları bilgilendirmek için araştırma ve verilere yatırım yapılması çağrısında bulunuluyor. BM Kadın Birimi, Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm Kampanyasını, kadınlara yönelik teknoloji destekli şiddeti önlemek ve buna müdahale etmek için kurumsal bir stratejiyle sonlandıracak. Bu strateji, hesap verebilirliği güçlendirmeye, kanıt ve veri eksikliklerini gidermeye, önleme ve mağdur odaklı destek mekanizmalarını hızlandırmaya, daha fazla dayanıklılık inşa etmeye ve kadın hakları hareketlerinin ve kadın liderlerin sesini duyurmaya odaklanıyor.ACT Programı hakkındaSavunuculuk, Koalisyon Oluşturma ve Dönüştürücü Feminist Eylem (ACT) programı, Avrupa Komisyonu ve BM Kadın Birimi'nin, BM Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırma Güven Fonu ile iş birliği içinde, Cinsiyete Dayalı Şiddetle Mücadele Eylem Koalisyonu'nun eş liderleri olarak oluştudukları ve oyunun kurallarını değiştirmeyi amaçlayan bir taahhüttür. ACT'nin ortak savunuculuk gündemi, feminist kadın hakları hareketlerinin önceliklerini ilerletmekte ve seslerini duyurmakta, ortak öncelikler, stratejiler ve eylemlere odaklanan bir iş birliği çerçevesi sağlamaktadır.BM Kadın Birimi HakkındaBM Kadın Birimi, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini ilerletmek ve tüm kadın ve kız çocuklarının güçlenmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında BM'nin öncü kuruluşu olarak, yasaları, kurumları, davranışları ve hizmetleri eşitlikten yana dönüştürerek toplumsal cinsiyete dayalı uçurumu ortadan kaldırmayı ve tüm kadınlar ile kız çocukları için eşit bir dünya kurmayı hedeflemektedir. BM Kadın Birimi, her zaman ve her yerde kadınların ve kız çocuklarının haklarını küresel ilerlemenin merkezinde tutar. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca işi değil; aynı zamanda kimliğinin bir parçasıdır.Bilgi Bütünlüğü Girişimi HakkındaBilgi Bütünlüğü Girişimi, Nobel Ödülü sahibi Maria Ressa tarafından kurulan dijital adli tıp laboratuvarı TheNerve'in yeni bir projesidir. Toplumsal cinsiyet, dezenformasyon, ifade özgürlüğü ve kamu yararını gözeten medyanın ortak zemininde eylem odaklı araştırmayı temel alır.
1 of 5
Basın Duyurusu
25 Kasım 2025
Birleşmiş Milletler, Kadın Cinayetleri 2024 Raporu: Her 10 Dakikada Bir Kadın ya da Kız Çocuğu Öldürülüyor!
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yayımlanan Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ortak raporu, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin tamamen önlenebileceğini, buna karşın kadın cinayetlerinin alarm verici düzeyde olduğunu ortaya koyuyor.Rapora göre 2024 yılında 50 bin kadın ve kız çocuğu, yakın partneri veya bir aile üyesi tarafından öldürüldü. Bu sayı, kadın ve kız çocuklarına yönelik tüm kasıtlı cinayetlerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. 2023’te bu rakam 51.100 idi. Ülke özelinde üretilen verilerin eşitsizliği ya da farklılığından kaynaklanan bu düşüş, maalesef gerçek bir azalmaya işaret etmiyor. Bugün dünyada hâlâ her 10 dakikada bir kadın veya kız çocuğu en yakınındaki kişiler tarafından öldürülüyor.Rapora göre, günde ortalama 137 kadın ev içinde öldürülüyor. Erkek cinayetlerinin ise yalnızca yüzde 11'i özel alanda işleniyor. Bölgesel görünüm: En yüksek oran Afrika’da, Avrupa ise hâlâ risk altında Afrika, 2024 yılında gerçekleşen partner veya aile içi kadın cinayetlerinde 100 binde 3 kadınla dünyanın en yüksek oranına sahip bölgesi olurken, onu 100 binde 1,5 kadın ile Amerika ve 100 binde 1,4 kadın ile Okyanusya takip ediyor. Asya’da 2024 yılı için kaydedilen 100 binde 0,7 kadın ve Avrupa’da ise 100 binde 0,5 kadın olarak belirtilen oranlar küresel ortalamaya kıyasla daha düşük görünse de, Avrupa’da yakın partner şiddetinin oransal yüksekliği son derece çarpıcı bir tablo sunuyor: 2024 yılında Avrupa’da öldürülen kadınların yüzde 64’ü, yakın partnerleri tarafından öldürüldü.Avrupa ve Orta Asya’dan gelen örnekler, birçok kadının öldürülmeden önce çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment) gibi dijital şiddet biçimleriyle karşı karşıya kaldığını, bazı kadınların ise fail cezaevinden çıktıktan kısa süre sonra öldürüldüğünü gösteriyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkiye’de de durum çok farklı değil. Türkiye’de internet kullanan her 4 gençten 1’i dijital şiddete maruz kalıyor ve kadınlarda bu olasılık erkeklere oranla 27 kat daha fazla.Dijital şiddet öldürüyor: Çevrim içi nefret çevrim dışı zarar veriyor!Rapor, çevrim içi şiddetin yalnızca “sanal” bir tehdit olmadığını, aksine kadınları ve kız çocuklarını fiziksel şiddet ve cinayetlere karşı ciddi şekilde savunmasız bırakan somut bir şiddet biçimi olduğunu ortaya koyuyor. Birleşik Krallık’taki araştırmalar, ev içi cinayetlerde kadınların yüzde 60’ının öldürülmeden önce çevrim içi olarak izlendiğini gösteriyor. Ayrıca gazeteciler, siyasetçiler ve aktivistler gibi kamusal alanda bilinirliği yüksek kadınlar, dijital şiddete en çok maruz kalan grupların başında geliyor. Dünya genelinde her 3 ya da 4 kadın gazeteciden 1’i, birçok bölgede ise her dört ila üç kadın siyasetçiden biri, ölüm tehditleri de dahil olmak üzere çevrim içi şiddet tehditleri aldığını bildiriyor. Dijital teknolojiler, sanal ortamlarda kadına yönelik şiddetin yayılmasını kolaylaştırırken, çevrim içi paylaşılan fotoğraf ve videolar nedeniyle kadınlar ve kız çocukları öldürülüyor ve hatta bazı durumlarda bu cinayetler sosyal medyada canlı olarak yayınlanıyor. Bu durum, dijital şiddetin gerçek dünyadaki ölümcül sonuçlarla doğrudan bağlantısını gözler önüne seriyor.Kadınlar dijital ortamda çevrim içi kimliğe bürünme (catfishing), kişisel bilgilerin ifşası (doxing), dijital teşhir (cyberflashing), çevrim içi itibarsızlaştırma (online defamation), çoklu platform tacizi (cross-platform harassment), dijital yıldırma (sealioning), dijital cinsel şantaj (sextortion), görüntü temelli şiddetle ilişkili içeriklerin kötüye kullanımı, gibi teknoloji destekli birçok şiddet biçimine maruz bırakılıyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun birlikte yürüttüğü 16 Günlük Aktivizm Kampanyası bu yıl “Dijital Şiddete Noktayı Koy” söylemiyle dijital şiddet ile fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.BM Kadın Birimi Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond raporla ilgili şu açıklamada bulundu:“Bu rapor bize çok açık bir gerçeği hatırlatıyor: Kadın cinayetleri kaçınılmaz değil, önlenebilir. Şiddet çoğu zaman dijital alanda başlıyor, tehdit, baskı ve taciz ile devam ediyor ve gerekli müdahale yapılmadığında ölümcül sonuçlara varıyor. Çevrim içi güvenlik için herkesin pratik araçlara ihtiyacı var. Kadınlar ve kız çocuklarının hesaplarını nasıl koruyacaklarını, istismar edici davranışı nasıl tanıyacaklarını, hızlı bir şekilde nasıl bildireceklerini ve hedef alınanları nasıl destekleyeceklerini bilmeleri hayati önem taşıyor. Her kadın ve kız çocuğunun yaşam hakkını korumak için dijital ve fiziksel tüm alanlarda erken uyarı işaretlerini ciddiye almalı, güçlü adalet ve etkin koruma mekanizmaları kurmalıyız.”Veriye dayalı politika şart!Rapor, birçok ülkede kadın cinayetlerine ilişkin verilerin eksik raporlandığını, bu görünmezliğin ortadan kaldırılması için acil eylem gerektiğini vurguluyor.Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ve Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi, 2022’de kabul edilen uluslararası istatistik çerçevesinin uygulanması için ülkelerle birlikte çalışmayı sürdürüyor. Raporun tamamına buradan ulaşılabilir: https://www.unwomen.org/en/digital-library/publications/2025/11/femicides-in-2024-global-estimates-of-intimate-partner-family-member-femicides
1 of 5
En son kaynaklar
1 / 11
1 / 11